Ada Çavuşoğlu
Simone de Beauvoir, ünlü kitabı İkinci Cins’te “Kadın doğulmaz, kadın olunur”3 demiştir. Görünürde basit ama anlamlı olan bu cümle, femi nist teorinin en önemli kavramsal öncüllerinden birini özetlemektedir. İkinci dalga feministler, kadın olarak doğmak (biyolojik cinsiyet) ile sosyalleşme ve cinsiyet rolleri aracılığıyla kadın olmak (toplumsal cinsi yet) arasındaki farka dikkat çekmiştir. Aynı zamanda, Batı toplumunun ve kültürünün dayattığı normatif ve kısıtlayıcı cinsiyet rollerini sık sık eleştirmişlerdir. Cinsiyet (sex) ve toplumsal cinsiyet (gender) terimleri günlük hayatta sıklıkla birbirinin yerine kullanılsa da mevcut literatür bu temel ama kritik ayrımı kabul eder. Söz konusu sosyalleşme, kişinin toplumsal cinsiyet kimliğini kurma ve pekiştirme işlevi gören toplum sal cinsiyet rolleri aracılığıyla gerçekleşir. Çocukluktan itibaren aile ve diğer toplumsal kurumlardan toplumsal cinsiyet rollerini öğrenir ve bu rolleri içselleştiririz. Bu tespitin yanı sıra feministler, kadınlar üze rindeki baskıyı sürdürmek için toplumsal cinsiyet rollerini pekiştiren ve yeniden üreten sistemi tanımlarlar. Sonunda yıllardır kendilerini ezen sisteme bir isim verirler: ataerki. Biyolojik cinsiyet temel olarak ya erkek (male) ya da kadın (female) ka bul edilir. Oysa toplumsal cinsiyet, çeşitli feminist ve kuir teoriler ışı ğında daha karmaşık bir kavram olarak görülmektedir. Biyolojik cinsi yet ve toplumsal cinsiyet arasındaki ayrımın kültürel olarak tanınması oldukça yenidir ve henüz tamamen kabul görmemiştir. Hâlâ bu ayrı ma karşı çıkan birçok modern toplum vardır. Avrupa’da Orta Çağ’ın sonundan itibaren ana akımda böyle bir ayrım yoktu, kişi kadın/dişi ya da erkekti. Bu katı cinsiyet ayrımına ve rollerine uymayanlar ise genellikle cezalandırılıyordu.4 Bu normlara uymayanların erkekler ve kadınlar arasındaki ayrımı bulanıklaştırdığı ve cinsiyetler arası ilişki lerle ilgili meseleleri yasal olarak karmaşıklaştırdığı düşünülüyordu. Bu nedenle, çoğu Batı kültüründe, cinsiyet rolleri kesin bir şekilde be lirlenir ve bu rolleri biyolojik veya sosyal olarak ihlal edenler genellikle sapkın ve kötü olarak kabul edilir. Bugüne kadar birçok feminist yazar ve filozof, erkeklerin, cinsiyet rollerinin veya cinsiyet eşitsizliğinin ol madığı ütopyalar hakkında hayaller kurmuş ve çeşitli eserler yazmış tır. Bugünden baktığımızda bu fikirler pek gerçekçi görünmese de ant ropolog Margaret Mead’in çalışmaları ataerkil dünyaya bir alternatif önerir gibi görünmektedir. Çünkü Margaret Mead’e göre, hâlihazırda erkeklere ve kadınlara bu kadar katı ve normatif roller yüklemeyen başka kültürler de vardır. Bu yazı kapsamında, Margaret Mead’in Üç İlkel Toplumda Cinsiyet ve Mizaç5 adlı çalışmasını inceleyerek kültürün toplumsal cinsiyet rollerinin ifade edilmesi ve uygulanması üzerinde ki etkilerini ve ataerkinin evrensel mi yoksa kültürel bir konu mu ol duğunu analiz etmeye çalışacağım.
Kültürel Görelilik ve Bunun Toplumsal Cinsiyet Rolleri Üzerindeki Etkileri
Kültürel görelilik ilk defa, Margaret Mead’in öğretmeni olan ünlü Amerikalı antropolog Franz Boas tarafından ortaya atıldı. Franz Boas’ın fikirleri Margaret Mead üzerinde hatırı sayılır bir etkiye sahipti. Margaret Mead’in Samoa’da Ergen Olmak6 adlı kitabının önsözünde Boas, kültürel görelilik fikrini şu sözlerle özetlemektedir: “Nezaket, alçakgönüllülük, görgü, belirli etik standartlara uygunluk evrenseldir ancak bu standartları oluşturan şey evrensel değildir.”7 Evrensel insan doğası fikrine atfettiğimiz şeylerin birçoğunun aslında kültürel olarak belirleyen ve oldukça değişken olduğu fikrini yineleyen Margaret Mead kendi çalışmalarını da bu fikir üzerine inşa etmiştir. Kültürel görelilik kavramını savunanlara göre, insan davranışının uyduğu prototipik bir kalıp yoktur, bu nedenle farklı kültürlerin algılanan değerini ölçmek veya yargılamak için de tek bir ölçüt yoktur çünkü kültürlerin hepsi kendi bağlamları içinde değerlendirilmelidir. Üç İlkel Toplumda Cinsiyet ve Mizaç isimli kitabında8 Margaret Mead, insanlığın daha önce sabit, doğuştan ve evrensel olduğu düşünülen bir yönüne özellikle dikkat çeker: cinsiyetler arası farklılıklar. Araştır ması aracılığıyla, her cinsiyete atfedilen farklılıkların aslında büyük ölçüde kültüre bağlı olabileceğini göstermeye çalışmıştır. Kadınların doğuştan sevgi dolu, anaç, nazik, zayıf oldukları ve erkeklerden aşa ğı konumlandıkları; erkeklerin ise güçlü, saldırgan, duygusuz ve üs tün olduğu düşüncesi Batı’da uzun yıllar ana akım anlayışa hâkim olmuştur. Bununla birlikte, Margaret Mead’in incelemeye koyduğu gibi, bu erkek ve kadın imgesi oldukça çarpıktır ve sanıldığı kadar evrensel değildir. Bu, büyük ölçüde biyolojiye bağlı olduğu düşünü len cinsiyet farklılıklarının bile kültürel olarak belirlenebileceği anla mına gelir. Aynı zamanda yukarıda bahsedilen cinsiyet ve toplumsal cinsiyet arasındaki farka da işaret eder: cinsiyet (sex) biyolojik olarak belirlenmiştir ancak cinsiyetlere özel olarak yapılan atıflar o kadar da sabit değildir. Cinsiyet hiçbir zaman izole bir şekilde var olmamış, çevresiyle etkileşime girmiştir. Bu etkileşimi açıklayabilmek için de toplumsal cinsiyet ve toplumsal cinsiyet rolleri kavramlarına ihtiyaç duyulduğu anlaşılmıştır. Margaret Mead’in çalışmalarının feminist teori için önemli bulgular sunduğunu düşünüyorum çünkü bu çalışmalar, toplumsal cinsiyet rollerinin nasıl farklılaşabileceğine dair çarpıcı örnekler sunuyor. Ancak eserlerinde, belki de Margaret Mead’in kendisinin de gözden kaçırmış olabileceği başka bir önemli çıkarım daha bulunuyor: Cinsi yet rolleri sabit ve evrensel olmasa da neredeyse evrensel olduğuna inandığım başka bir kavram var, o da ataerki. Margaret Mead’in ince lediği toplumlarda, neredeyse her zaman kadınların ikincil konumuna dair bir ipucu bulmak mümkün, bunu ilerleyen sayfalarda daha detay lı tartışacağım. Amerikalı antropolog Sherry B. Ortner’a göre “erkekler bilinen bütün toplumlarda öyle veya böyle ‘birinci cinsiyettir’, dünya da gerçek anlamda eşitlikçi bir toplum yoktur”.9 Bu durum, Margaret Mead’in araştırmasında da ortaya çıkar: “Geleneksel” Batılı cinsiyet rollerinin olmadığı toplumlarda bile erkekler ve kadınlar arasında be lirgin bir hiyerarşi vardır. Bu nedenle, ataerkinin cinsiyet rolleri gibi kültürel olarak belirlenmediğini düşünüyorum. Bu noktada, kültürel göreliliğin de cinsiyet farklılıkları gibi belirli kavramları açıklamakta yetersiz kalacağı çıkarımını yapabiliriz.
Üç İlkel Toplumda Cinsiyet ve Mizaç’ta Toplumsal Cinsiyet Rolleri
Margaret Mead bu kitabında her biri Yeni Gine’de bulunan Arapesh, Mundugumor ve Tchambuli olmak üzere üç farklı toplumda yaptığı saha çalışmasının bulgularını anlatır. Bu saha çalışmasındaki amacı nın ise “cinsiyetler arasındaki mizaç farklılıklarının ne ölçüde doğuş tan geldiğini ve ne ölçüde kültürel olarak belirlendiğini keşfetmek” olduğunu ifade etmiştir.10 Nitekim her üç toplum da farklı özellikler gösterir ve cinsiyetlere farklı roller atfederler. Ayrıca, Batı kültürünün cinsiyetlere yönelik ideallerinden ve uygulamalarından da önemli öl çüde farklıdır. Örneğin Margaret Mead, Arapesh toplumunda hem erkeklerin hem de kadınların benzer bir kişilik sergilediklerini, “işbirlikçi olduklarını, sal dırgan olmadıklarını, başkalarının ihtiyaç ve taleplerine cevap verdik lerini”11 yazar. Arapesh toplumunun ebeveyn olarak erkeklerden ve kadınlardan benzer beklentileri vardır, her ikisinin de çocuğa bakması gerekir, bu da annelerin çocukların birincil bakıcıları olduğunu dik te eden Batı beklentilerinden önemli ölçüde farklıdır.12 Çocuklar cin siyet ayırt etmeksizin benzer şekilde yetiştirilir, kızların oğlanlardan farklı davranması beklenmez.13 Arapesh erkekleri ve kadınları kişilik ve ebeveynlik açısından çoğunlukla benzer olsa da sosyal olarak inşa edilmiş cinsiyet farklılıkları vardır. İşbölümü, toplumun çevresel ve sosyal ihtiyaçlarına özgü görünmektedir, kadınlar hem fiziksel olarak zorlu işleri hem de yemek pişirme gibi geleneksel olarak daha kadın sı olarak görülen işleri yaparlar. Örneğin, “Arapesh halkına işbölümü sorulduğunda, şöyle cevap verirler: Günlük yemek pişirmek, yakacak odun ve su getirmek, yabani otları ayıklamak ve taşımak kadınların işidir; törensel yemek pişirmek, domuz ve ağır kütükler taşımak, ev inşa etmek, saz dikmek, temizlik ve eskrim yapmak, oymak, avlanmak ve yerelması yetiştirmek erkeklerin işidir; süs eşyaları yapmak ve ço cukların bakımı ise hem erkeklerin hem de kadınların işidir.”14 Arapesh halkının nazik ve işbirlikçi kültürünün tam aksine hem Mundugumor kadınları hem de erkekleri genel olarak daha şiddet li ve saldırgan bir mizaç sergiler. Kadınlar da erkekler kadar şiddet yanlısı olabilir: “Ve savaş boyunca, kadın uygun bir rakip olarak kabul edilir, kadın engellidir ancak asla zayıf değildir.”15 İdeal Mundugumor kadınının bu imajı hem Arapeshli bir kadının hem de Amerikalı veya Avrupalı bir kadının geleneksel ideallerinden sapmaktadır, bu da al gılanan cinsiyet farklılıklarının kültürden etkilendiğini ve ona göre şekillendiğini bir kez daha kanıtlamaktadır. Bununla birlikte, özel likle iş bölüşümü söz konusu olduğunda erkekler ve kadınlar önemli ölçüde farklı rollere sahiptir. Mundugumor erkekleri sık sık keşiflere, insan avına çıkar ve ticari ilişkiler kurarken kadınlar bahçecilik, tü tün kürleme ve balıkçılık ile uğraşırlar.16 Dahası, kadınların evlenene kadar bakire kalmaları beklenirken erkeklere yönelik böyle bir bek lenti yoktur. Berger ve Wenger’e göre bekâret ideolojisi hem sanayi öncesi toplumlarda hem de sanayi toplumlarında mevcuttur.17 Margaret Mead, kitabında son olarak hem Arapesh hem de Mundugumor halkından tamamen farklı olan Tchambuli halkını inceler. Tchambuli erkekleri ve kadınları hem mizaçları hem de faaliyetleri açısından birbirlerinin tam tersidir. Kadınlar ekonomik üretimin ana kaynağıdır, dokumacılık ve yemek yapar, balık tutmaya giderler; bu arada erkekler çoğunlukla kültürel törenler için sanatsal yaratımlarla meşguldür.18 Bu törenler sırasında kadınlar karşı cinse olan arzularını açıkça ifade ederler, cinsel ilişkileri ima eden bir dansa girişirler.19 Tchambuli kadınları sadece törenlerde değil, günlük yaşamda da açıkça cinsel varlıklardır. Kadınların cinselliğine yönelik bu yaklaşım, Arapesh yaklaşımından ve günümüzde birçok toplumda var olan yaklaşımlardan önemli ölçüde farklıdır. Arapeshler cinsel ilişkiye, evlilik ve üreme kurallarına sıkı sıkıya bağlı bir faaliyet olarak yaklaşır. Kadınların gebelik sırasında ve doğum yaptıktan sonraki 1 yıl boyunca cinsel ilişkiye girmesi yasaktır, yani kadın cinselliğinin bir üreme faaliyeti olarak sıkı bir şekilde denetlendiğini söylemek mümkün.20 Kadının cinselliği ve arzusu üzerinde özel bir vurgu yoktur çünkü bunlar çocuk sahibi olmanın önemine kıyasla ikincildir. Arapeshler ayrıca kadın cinselliğine karşı da ihtiyatlıdır: Seyahat eden Arapesh erkekleri, ölüme yol açacak uğursuz bir büyücülük kaynağı olarak görüldükleri için baştan çıkarıcı kadınlar konusunda uyarılırlar.21 Baştan çıkarma her zaman bir kadın tarafından bir erkeğe yapılır, tersi geçerli değildir. Bu, Arapesh kültüründe kadın cinselliğini kötüleyen önemli bir faktördür. Tchambuli kültürünün, geleneksel ataerkil bir kültürde kadın cinselliğine alışılagelmişin dışında kabul edilebilecek bir yaklaşım ürettiği açıktır. Bununla birlikte bu, Tchambuli kültürünün diğerlerine kıyasla daha eşitlikçi olduğu anlamına gelmez, bunu da ilerleyen bölümlerde daha detaylı tartışmaya çalışacağım.
Ataerki: Evrensel mi Kültürel mi?
Antropolog Sherry B. Ortner, ataerkinin cinsiyetçilikten daha fazlası olduğunu söyler. Ataerkil yapı, akraba grupları ve çeteler gibi kurum sal olmayan ilişkiler içinde bulunabildiği gibi polis, ordu, din ve devlet gibi büyük kurumsal yapılarda da bulunur.22 Ataerki, erkekleri önce liklendiren ve kadınları ezen mevcut güç dinamiklerini haklı çıkarmak ve sürdürmek için toplumsal cinsiyet rollerini de kullanır. Ancak yu karıdaki örneklerde de gördüğümüz üzere toplumsal cinsiyet rolleri kültüre bağlı olarak değişmektedir. Yine de tek bir şeyin sabit kaldı ğını söyleyebiliriz, o da ataerki. Margaret Mead’in saha çalışmasına daha yakından bakacak olursak kadınların erkeklere tabi kılınmasının sadece toplumsal cinsiyet rolleriyle değil başlık parası, evlilik, çok eşli lik ve benzeri birçok kültürel pratikle sürdürüldüğünü ve pekiştirildi ğini görmek mümkündür. Bu, zararlı cinsiyet rollerini benimsemeyen toplumlar için bile geçerlidir. Üç İlkel Toplumda Cinsiyet ve Mizaç isimli kitapta, her üç toplum da er kekleri kadınlara tercih eden güç yapılarına bağlıdır ve hepsi ataerkil kültürel pratikleri uygular. Her üç toplumda da erkek egemenliğini dayatmanın kendine has yolları vardır ancak bazı ortak uygulamala rı da paylaşırlar. Unutulmaması gereken önemli noktalardan biri, bu toplumların ataerkil uygulamaları açısından diğer toplumlara kıyasla daha az ya da çok vahşi olmadıklarıdır yani kültürel görelilik hâlâ bir şekilde uygulanabilirdir. Sherry B. Ortner da dahil olmak üzere birçok feminist antropoloğun iddia ettiği gibi ataerkil uygulamalar, gelişmiş lik veya modernlik düzeylerinden bağımsız olarak hemen hemen tüm toplumlarda var olmuştur ve hâlâ varlığını sürdürmektedir. Margaret Mead tarafından incelenen, her üç toplumda da var olan yay gın bir uygulama çokeşliliktir. Arapesh, Mundugumor ve Tchambuli erkeklerinin hepsinin birden fazla eşi olabilir ancak tersi kadınlar için geçerli değildir. Margaret Mead, kocası başka bir eş aldıktan sonra çocuğuyla birlikte kötü muamele gören ve ihmal edilen bir Arapesh kadını hakkında yazar.23 Margaret Mead, bunun bir istisna olduğunu söyleyerek bu hikâyeye çok fazla önem vermez ancak çokeşlilik uy gulamasının kadınların ihmal edilmesine neden olabileceği açıktır. Margaret Mead ayrıca bir erkeğin eşleri arasında hiçbir rekabetin bu lunmadığından, birbirlerini kız kardeş olarak gördüklerinden ve sık sık işbirliği yaptıklarından bahseder fakat aynı adam için birbirleriyle rekabet eden ve düşman olan kadınların deneyimlerinden de bahse der. Dolayısıyla çokeşlilik sadece ihmalle sonuçlanmakla kalmaz, aynı zamanda kadınlar arasının açılmasına neden olabilir ve onları birbi rine düşürebilir. Ayrıca Margaret Mead şöyle der: “Bir erkek için iki eşi olması çok elverişlidir; biri reglken diğeri kendisine yemek yapabi lir.”24 Bu alıntıdan, kadınların değerinin kocalarına hizmet etme yeti sinde yattığı açıktır, bu da oldukça yaygın bir ataerkil kanıdır. Her üç toplumda da var olan bir diğer yaygın uygulama da başlık pa rasıdır. Başlık parasını ödemenin şekli toplumdan topluma değişir. Arapesh toplumu söz konusu olduğunda kızlar çok küçük yaşta “ken disinden yaklaşık altı yaş büyük bir çocukla” nişanlanır ve kocalarının evinde yaşamaya başlarlar. Koca, başlık parasını ödemenin yanı sıra yıllarca kızı beslemek ve onunla ilgilenmek zorundadır. Böylece ko canın “karısının dikkati ve bağlılığı üzerinde hak iddiası” oluşur.25 Mundugumor toplumunda ise erkek kardeşlerin -yaşları ne olursa ol sun- kız kardeşleri üzerinde sahiplik hakları vardır ve başka bir erke ğin kız kardeşiyle evlenebilmek için kız kardeşlerini bu erkeğe satarlar. Bu nedenle erkekler, kız kardeşlerini “istediği gibi elden çıkarabilece ği bir mülk olarak görmeye başlar”.26 Bu örneklerden de anlaşılacağı üzere başlık parası uygulaması, kadınları alınıp satılabilecek mallara indirger. Bununla birlikte, Margaret Mead, Tchambuli örneğinin fark lı olduğunu savunur: “Tchambuli toplumu, organizasyonda ataerkil olmasına; çokeşlilik ve başlık parası uygulamasına rağmen -ki bunlar halk arasında kadınları aşağılamasıyla bilinen iki kurumdur- kadınlar bu toplumda asıl güç sahibidir.”27 Margaret Mead’in çalışmasında tartışmak istediğim başka birçok uy gulama olmasına rağmen bu makale kapsamında son olarak da Tc hambuli toplumundaki erkek/kadın egemenliği argümanı üzerinde duracağım. Margaret Mead, Tchambuli kadınlarının gıda ve malzeme üretiminin ana kaynağı oldukları için sahip oldukları ekonomik güce dikkat çeker. Ayrıca kadınlar gelirlerin bir kısmını kontrol ederler. Alışverişi ve ticareti sadece erkekler yapabilir fakat bunu yaparken kadınların onayını almak zorundadırlar. Margaret Mead’e kadınların bir miktar güce sahip olduğu konusunda kısmen katılsam da bu güç hâlâ sınırlıdır ve gerçek güçten ziyade bir güç yanılsamasıdır. Nitekim erkekler hâlâ “evlerinin sahipleri, ailelerinin reisleri hatta eşlerinin sa hipleridir” ve kadınlar kendi başlarına eve “ekmek getirenler” olmala rına rağmen evlerinin reisleri değildir.28 Dahası, kadınlar sahip olduğu herhangi bir güce yalnızca kocaları onlara bu güce sahip olmaya izin verdiği ölçüde sahiptir. Tchambuli kadınları esas olarak ekonomik fa aliyetlerle meşgulken erkekler kendilerini yalnızca sanatsal çabalarına ve törenlerine adarlar. Yukarıda belirtildiği gibi kadınların törenler sı rasında danslara da katıldıkları ve hatta burada cinselliklerini ifade et tikleri doğrudur ancak kadınların kültürel faaliyetlere katılımı bundan ibarettir. Oysa erkekler hâlâ kültürel faaliyetin odak noktasıdır, hem güce hem de kültürel prestije sahiptirler. Sherry B. Ortner’a göre “pra tikte kadın gücünü erkek statüsüne ve prestijine karşı tartmak, elma ve portakalları kıyaslamaya çalışmak gibidir: Kültürel prestij olmadan, kadının gücü tamamen meşru değildir ve yalnızca gizli ve/veya çarpık (‘manipülatif’) bir şekilde kullanılabilir.”29 Tchambuli kadınları, eko nomik güce sahip olsalar bile kültürel prestij halen erkeklerin elinde dir ve bu da bize Tchambuli toplumundaki asıl güç sahiplerinin, Mar garet Mead’in iddia ettiğinin aksine, kadınlar değil erkekler olduğunu gösterir.
Sonuç
Margaret Mead’in yıllar boyunca eserlerinde başarılı bir şekilde gös terdiği gibi, ataerkinin onayladığı geleneksel cinsiyet rolleri evrensel görünmüyor. Ancak bu, ataerkinin sadece kültürel bir unsur olduğu anlamına gelmez, böyle söylemek gerçeği oldukça küçümsemek ola caktır. Sherry B. Ortner, “hegemonik olarak eşitlikçi olan toplumların varlığını” kabul eder ancak “bu, bu tür toplumlarda ‘erkek egemenli ğinin’ hiçbir boyutunun bulunmadığı anlamına gelmez” der.30 Ataerki, küreselleşme potansiyeline sahiptir ve bunu büyük ölçüde başarmıştır çünkü farklı bağlamlara göre şekil değiştirebilir ve bulunduğu kültüre uyum sağlayabilir; kadınların ikincil konumunu sürdürmek olan te mel işlevini korurken kendini değişen zamanlara ve bağlamlara uygun hâle getirme potansiyeline sahiptir. Dünya genelinde çok farklı eşitsiz lik ve adaletsizlik biçimleri ve uygulamalarıyla karşılaşmamızın temel nedeninin de bu olduğunu düşünüyorum. Bununla birlikte, Margaret Mead’in ve bu makalede bahsedilmeyen diğer birçok feminist antro poloğun eserleri, ataerkinin küreselleştiği zamanlarda bize bir umut ışığı oluyor. Bize alternatif bir kültür, cinsiyet farklılıklarına dair alter natif bir düşünce tarzı sunuyor ve bu sayede değişim umudu aşılıyor
1 Margaret Mead, Sex and Temperament in Three Primitive Societies, New York: William Morrow, 1935.
2 Bu ödev, Bahar 2024 döneminde Boğaziçi Üniversitesi’nde Zeynep Gizem Haspolat tarafından açılan SOC 380 (History Of Anthropological Thought) dersi için hazırlanmıştır. İngilizceden Türkçeye çevrilirken düzenlenmiştir.
3 Simone de Beauvoir, “Part IV: The Formative Years, Chapter I: Childhood”, The Second Sex, H. M. Parshley (ed./çev.), London: Jonathan Cape, 1953, s. 273
4 Anne Fausto - Sterling, “The Five Sexes: Why Male and Female are Not Enough.” The Sciences, 33 (2), 1993, s. 20-24. 20 Mayıs 2024 tarihinde erişilmiştir.
5 Margaret Mead, Sex and Temperament in Three Primitive Societies, New York: William Morrow, 1935
6 Margaret Mead, Coming of Age in Samoa: A Psychological Study of Primitive Youth for Western Civilization, New York: William Morrow & Company, 1928.
7 Franz Boas, “Foreword”, Coming of Age in Samoa: A Psychological Study of Primitive Youth for Western Civilization, New York: William Morrow & Company, 1928, s. xiv.
8 Margaret Mead, Sex and Temperament in Three Primitive Societies, New York: William Morrow, 1935.
9 Sherry B. Ortner, “Gender Hegemonies”, Cultural Critique, 1989, s. 36. 28 Mayıs 2024 tarihinde erişilmiştir.
10 Margaret Mead, Sex and Temperament in Three Primitive Societies, New York: William Morrow, 1935, s. 164.
11 A.g.e., s. 279.
12 A.g.e., s. 39.
13 A.g.e., s. 47.
14 A.g.e., s. 39.
15 A.g.e., s. 224.
16 A.g.e., s. 171.
17 David G. Berger ve Morton G. Wenger, “The Ideology of Virginity.”, Journal of Marriage and Family, 35 (4), 1973, s. 666–76.
18 Margaret Mead, Sex and Temperament in Three Primitive Societies, New York: William Morrow, 1935, s. 241.
19 A.g.e., s. 256.
20 A.g.e., s. 36-37.
21 A.g.e., s. 100-101.
22 Sherry B. Ortner, “Patriarchy”, Feminist Anthropology 3 (2), 2022, s. 307
23 Margaret Mead, Sex and Temperament in Three Primitive Societies, New York: William Morrow, 1935, s. 115. 24 A.g.e.,s. 109
24 A.g.e.,s. 109
25 A.g.e., s. 80.
26 A.g.e., s. 179.
27 A.g.e., s. 253.
28 A.g.e., s. 256.
29 Sherry B. Ortner, “Gender Hegemonies”, Cultural Critique, 1989, s. 39.
30 A.g.e., s. 79
