Skip to main content
Submitted by ilayda.demir on 1 November 2025

Emine Yalçın, Kayra Başceyhan, Melisa Gençgül, Nisa Yaşar, Süreyya Türkkan

Genellikle salonlarımızın en gözde köşesinde duran ve ara sıra din lensin diye kapattığımız o “aptal kutusu”nda her güne bir dizimizin olduğu günler vardı. Son zamanlarda alternatif çevrimiçi yayın platformlarının sayısı ve erişilebilirliği artsa da televizyon ve diziler haya tımızın hâlâ çok önemli bir parçası. Televizyon İzleme Araştırmaları Komitesi tarafından hazırlanan “2023 Televizyon İzleme Davranışları Raporu”na göre Türkiye’de her hane günde ortalama 6 saat 22 dakika televizyon izliyor.2 Yine bu araştırmaya göre televizyonda en çok yerli diziler yer alıyor. Televizyon dizilerini bazen yalnızca kafa dağıtmak ve hayatın gerçekliğinden uzaklaşmak için izlesek de diziler hiçbir zaman boş bir eğlence aracı olmadı. Ekranda izlediklerimiz yer yer toplumsal normları pekiş tiren, hâkim ideolojileri dayatan yer yer bunlara eleştirel yaklaşmayı başaran araçlar. Dolayısıyla; dizilerdeki temalar, hikâyeler, anlatılar; kısacası neyi nasıl gördüğümüz ve görmediğimiz bilinçli ve politik tercihlerle şekilleniyor. Güzellik yarışmasından fırlamış gibi duran başroller, abartılı kıyafetler, şaşalı hayatlar ve dramatik olay örgüleri izleyici üzerinde bir hipnoz etkisi yaratıyor. Zehra İpşiroğlu Televizyon Dizi Pusulası: Dizi Eleştirisinin Temelleri3 adlı kitabında dizilerin yarattığı bu hipnoz etki sinin, eleştirel yaklaşımın önüne geçebildiğini belirterek nasıl bilinçli bir izleyici olabileceğimize dair bir yol haritası çiziyor. Kitap, aynı zamanda yerli dizilerin toplumsal cinsiyet ilişkilerini nasıl sunduğunu ve yeniden ürettiğini eleştirel bir bakışla değerlendiriyor. Bu yılın en çok izlenen dizilerinden biri; ana kahramanı, yazarı ve yönetmeni kadınlardan oluşan bir kadının uyanış hikâyesinin anlatıldığı Bahar adlı dizi oldu. Ulusal kanalda yayımlanan bir dizi, uzun zaman sonra ilk kez kadınların üzerine konuşup tartışabilecekleri güçlü bir kadın hikâyesi anlatıyor. Reyting rekorları kıran bu dizinin ilk sezonunda toplumsal cinsiyet ilişkilerinin ve kadın özgürleşmesinin nasıl resmedildiğini Zehra İpşiroğlu’nun önerdiği dizi değerlendirme kriterlerinden faydalanarak inceleyeceğiz.

Dizi Değerlendirme Kriterlerine Göre Bahar

 Zehra İpşiroğlu’na göre, bir diziyi değerlendirirken hem içerik hem de biçim unsurlarını incelemek gerekir. Bir hikâyenin ne anlattığı kadar bu anlatının nasıl sunulduğu da oldukça önemlidir. Yapay ve zorlama olayların varlığı ve sıklıkla tesadüflere yer verilmesi hikâyenin inandırıcılığına zarar verir. Ayrıca simgelerin ve mizahın işlevlendirilmesi ve karakterlerin çok boyutlu işlenmesi anlatıyı güçlendirir. Bahar, kendisini eşine ve çocuklarına adamış bir kadının geçirdiği büyük bir hastalıktan sonra değişen hayatını konu ediniyor. Dizinin başkahramanı Bahar, henüz tıp fakültesinde öğrenciyken hamile kalır ve babasının kendisine sırtını dönmesi onu, Timur’la evliliğe mecbur bırakır. Evliliğin ardından Timur’un ailesinin yanında yaşamaya başlayan Bahar, hasta kayınpederine bakmak için mesleğinden vazgeçmek zorunda kalır. Yıllar sonra, hayat olağan akışında ilerlerken Bahar karaciğer yetmezliği yaşar. Ölümle burun buruna gelmişken kocası Timur, uyumlu donör çıkmasına rağmen organ naklini reddederek karısını ölüme terk eder. Bahar eşinin bu kararının ardından hayatını ne için, kimin için feda ettiğini sorgular. Yeniden yaşama tutunan Bahar; hayatı için yeni ve radikal kararlar alır, mesleğine dönmeye karar verir. Hikâyedeki ana izlek; Bahar’ın hastalığı, yeniden mesleğe dönüşü, evliliğinde yaşadığı sorunları fark etmesi ve kocası Timur’un ihanetiyle yüzleşmesi etrafında şekilleniyor. Dizinin başında toplumun kadına biçtiği rolü oynayan, ev içi emek yükünü sonuna kadar üstlenen, hoşnut  olmadığı bir durum varsa sorun çıkmasın diye çoğu zaman alttan alan; kısacası sistem için sorun teşkil etmeyen kadınlardan olan Bahar’ın özgürleşmesi dizinin temel temasını oluşturuyor. Zehra İpşiroğlu dizilerin yapay ve zorlama olaylardan oluştuğunda gerçekliğini yitirdiği için bu gibi hikâyelerle empati kuramadığımız dan bahsediyor. Bahar alıştığımızın aksine iyi örneklerden. Kadın uyanışı ve özgürleşmesi, Bahar’ın çevresinde onu destekleyenlerden güç alarak yürüttüğü uzun bir mücadele olarak resmediliyor. Ataerkil toplumlarda da kadınların özgür bireyler olmak için büyük mücadelelerden geçmesi gerekir. Bu özgürleşme, alışılagelmiş aile içi dinamikleri değiştirir ve genellikle kadınlar bu süreçte çevresindekilerin desteğinden çok tepkisiyle karşılaşır. Bahar da benzer şekilde bu mücadelede zorlanıyor. Bu bağlamda dizinin kadının özgürleşme mücadelesini basite indirgemeden gerçekçi bir şekilde anlattığı söylenebilir. Kadınların kendi deneyimleriyle Bahar’ın hikâyesi arasındaki benzerlik, izleyicinin Bahar ile kolayca empati kurmasını sağlıyor. “Her gün kendini kocasını mutlu etmek için parçalayan kadınlar, uyanın.” mesajı, dizinin genel temasını destekliyor. Bu yönüyle dizi, izleyiciye sadece bir hikâye sunmakla kalmıyor; aynı zamanda toplumsal bir mesaj veriyor ve dizide Bahar’ın yaşadıkları tekil bir deneyim olarak sunulmuyor. Özgürleşme hikâyesinin eğretileme4 ve simgelemelerden yararlanarak alegorik bir dille desteklenmesi, diziye derinlik katıyor. Özellikle ba harın gelişi, çiçeklerin açması gibi dizide kullanılan simgeler; kadınların uyanışını ve özgürleşmesini sembolize ediyor. Dizi, ilk bölümden itibaren “Bütün çiçekleri koparsanız da baharın gelişini engelleyemezsiniz.” mesajını verirken kadının bir kez uyandıktan sonra karşısına çıkan tüm engellerle mücadele etme gücünü bulabileceğine vurgu yapıyor. Dizilerde sıkça karşılaştığımız bir diğer klişe, tesadüfi olaylar ve karşılaşmalardır. Zehra İpşiroğlu, tesadüfi olayların zorlama ve abartılı geldiğin den; bu yüzden hikâyenin inandırıcılığına ket vurduğundan bahseder. Maalesef Bahar da tesadüflerden payını almış. Bahar, bu özgürleşme yolculuğunda en büyük destekçilerinden biri olan Doktor Evren’le tesadüf eseri tanışır. Üstelik Evren’in, Bahar’ın eşi Timur’un ailesiyle geçmişten gelen bir husumeti vardır. Hikâyenin bu kısmı çok derinleştirilmese de Timur’un babası, Evren’in ablasıyla bir ilişki yaşar ve Timur’un anne si Nevra, Evren’in ablasını evden kovmaya çalışırken ölümüne sebep olur. Evren’i de çocuk esirgeme kurumuna verirler. Evren bu sebeple Timur’un ailesine öfkelidir. Fakat tesadüfler bunlarla da sınırlı değil: İstanbul’da başka hastane yokmuş gibi Timur, Bahar ve Evren aynı hastanede çalışmaya başlar. Bu tarz tesadüfi hikâyeler bizi yer yer gerçeklikten kopararak hikâyeden uzaklaştırabiliyor. Bir diğer değerlendirme kriteri ise dizilerde karakterlerin nasıl işlendiğidir. Televizyon dizilerindeki karakterler genellikle belirli stereotipler etrafında şekillenir. Karşılaştığımız stereotiplere örnek olarak güzel, namuslu, fettan, evde kalmış, meslek sahibi güçlü kadınlar vardır. Bunların yanında farklı annelik anlatıları da mevcuttur. Oysa Zehra İpşiroğlu’na göre bir diziyi iyi yapan şey, karakterleri iyi ve kötü uçlarda resmetmek yerine karakterlerin çok boyutlu ve çelişkileri ile işlenmesidir. Burada önemli olan, karakterlerin kendi yolculuklarında yaşadıklarından ders alarak dönüşüm geçirmeleri ve tutarlı olmalarıdır. Ayrıca senaryo, izleyiciye karakterle arasında empati kurdurabilmelidir. Bahar’da karakterler çoğunlukla çok boyutlu işlenir. Örneğin aldatan koca Timur’a yaptığı etik yanlıştan ve Bahar’a uyguladığı türlü psikolojik şiddetten dolayı mesafe alıyoruz. Fakat Timur; şeytanlaştırılan, hayattan kopuk bir karakter olarak karşımı za çıkmıyor. Aksine, kendisi mizahi bir karakter. Örneğin Timur’un cimriliği, kendinden başka bir şeyi düşünmemesi ve yüksek egosu gibi aslında sinir bozucu olan özellikleri ve diğer karakterlerin bu özelliklere verdiği tepkilerle karakterin altı boşaltılıyor. Hatta bizi güldüren bir karakter olduğu için zaman zaman sempati de duyuyoruz. Dizide Timur’un çocuklarıyla arasındaki iletişimsizliğin sebebi babasıyla kurduğu sağlıksız ilişkinin devamı olarak gösteriliyor. Örneğin Timur gençliğinde ressam olmak isterken babası tarafından baskılanıyor ve izin verilmiyor. Bugüne geldiğimizde Timur’un da kızı Umay’ın ressam olmasına izin vermediğini görüyoruz. Bu yö nüyle Timur’un yaptığı yanlışlar sadece onun karakteriyle ilgili değil, toplumdaki babalık algısıyla ilgili bir soruna işaret ediyor. Bir başka örnek, genellikle çıkarlarıyla hareket eden kayınvalide Nevra. Her koşulda oğlunu Bahar’a karşı savunan Nevra bile Bahar’ın aldatıldığını öğrendiğinde buna tepki gösteriyor. Kısaca; Bahar’da işlenen karakterler hatalar yapıp yanlış kararlar aldığında izleyici olarak onlara kızsak da dizi, karakterlerin bu kararları neden ve nasıl aldıklarını gösteriyor. 

Karakterler belirli bir derinlikle işlenmeye çalışılsa da zaman zaman klişelere kaçıldığı da görülüyor. Örneğin, Bahar; iyi, saf ve ne olursa olsun insanları güldürmeyi başaran bir karakter olarak çizilmiş. Bunun karşısında Timur’un sevgilisi Rengin’in çoğunlukla anlayışsız ve soğuk bir figür olarak sunulması, iyi-kötü karşıtlığını yansıtıyor. Dizideki mekân ve kostüm tasarımları da bu farkı derinleştiriyor: Bahar’ı hep renkli kıyafetler içinde görürken Rengin’i soğuk renkler içinde görüyoruz. Hatta Rengin’in evi bile soğuk renklerle döşenmiş. Rengin özellikle, Bahar’ı hastaneden göndermek için türlü baskılar kuruyor. Fakat uğradığı mobbing’e rağmen Bahar, Rengin’i sürekli anlayışla karşılayan ve ona yardımcı olan bir karakter. Bu zıtlık, karakterlerin daha derinlikli olmasına engel olarak dizinin anlatısal zenginliğini zaman zaman sınırlıyor. Yine de Rengin’in, Bahar karşısında kimi zaman mahcup çizilmesi ya da Bahar’ın, Rengin’in babası öldüğünde ona destek olması gibi Bahar ile Rengin arasında duygudaşlık kurulan anlar görmek izleyiciye empati yapabileceği alanlar açıyor. Derinlikli ve çok boyutlu olarak çizilen bu karakterlerin birbiriyle kurduğu ilişkiler de çok katmanlı bir şekilde işleniyor. Bu ilişkileri toplum sal cinsiyet normları bağlamında Zehra İpşiroğlu’nun da kitabında yer verdiği şu temalar üzerinden inceleyeceğiz: kadın özgürleşmesi, aile ve annelik, kadınlar arasında kurulan ilişkiler ve romantik ilişkiler.

 

Kadın Özgürleşmesi 

Zehra İpşiroğlu’na göre genellikle yerli dizilerde kadın uyanışı aldatılma ile başlar. Bahar’ın uyanışının ise alışılmışın aksine aldatılma ile değil, karaciğer nakli olması gerekirken eşinin ve kayınvalidesinin kendisini ölüme terk etmesi ile başladığını görürüyoruz. Bahar, ameliyattan sonra o güne kadar maruz kaldığı psikolojik ve ekonomik şiddeti sorgular. Eşi Timur kendisini arayıp harcadığı paraların hesabını sorduğunda Bahar, “Bugüne kadar annenin eskileriyle idare ettim. Oysa ben de sizin için o evde çalıştım. Neden kendime bu kadar haksızlık ettim bilmiyorum.” cevabını verir. Bahar burada ev içinde verdiği emekle Timur’un kazancına ortak olduğunu ve emeğinin karşılığını almayı talep ettiğini dile getirir. Kuaförde Bahar’ın bu konuşmasına şahit olan kadınlar, Bahar’ı al kışlayarak destekler. Bu sahne ile psikolojik ve ekonomik şiddet olgularının birçok kadının deneyimlediği bir mesele olduğunun altı çizilir. Yani meselenin toplumsal boyutu görmezden gelinmez. Bahar, mesleğe dönmek istediğini yakınlarıyla paylaştığında eşi ve kayınvalidesi tarafından hasta, yaşlı, yetersiz ve fazla naif olmakla yaftalanır. Eşi Timur, doktorluğa geri dönmek için gitmek istediği dershanenin masraflarını karşılamayı reddeder. Ancak Bahar, maddi destekten yoksun bırakılmasına rağmen kendisini destekleyenlerden güç alarak mücadelesine devam eder. Eşi ve oğluyla aynı hastanede asistan olarak doktorluğa başlar ve Timur ile evli olduğu anlaşılmasın diye soyadını değiştirir. Aslında dizide soyadı değiştirmenin gerekçesi tanınmamak olsa da soyadı, kadınlar üzerinde babadan kocaya geçen bir sahipliği imlediği için Bahar’ın bu hamlesinin onun özgürleşme mücadelesinde sembolik bir önemi vardır. Ancak Timur Bahar’a “Benim soyadımı reddediyorsan desteğimi de reddetmelisin.” diyerek tepki gösterir ve bunu Bahar’ı desteklememek için mazeret olarak kullanır. Gerçekte Timur, Bahar’ı aynı hastanede çalışan Doktor Rengin’le aldatıyordur. Bu nedenle Timur ve Rengin, Bahar’ı hastaneden göndermek ve yıldırmak için Bahar’a mobbing uygular. Timur ve Rengin’in bütün çabalarına rağmen Bahar, doktorluğa devam eder ve aldatıldığını öğrenir. Ardından boşanma davası açar. Bahar, ameliyat masasında eşi tarafından ölüme terk edilmeyi bir türlü affedememesine rağmen aldatıldığını öğrenene kadar boşanmayı gündemine almaz. Bu tutum seyircide soru işaretleri uyandırsa da Bahar’ın boşanmayı göze alamaması Timur’dan boşanmanın yol açacağı yıpratıcı süreçten çekinmesi ne dayandırılır. Bu noktada izleyicinin toplumda boşanma deneyimi yaşayan kadınlarla özdeşlik kurmasına alan tanınır. Böylece Bahar’la empati kurmak, çekincelerini anlamak ve boşanma olgusuna sorgulayıcı biçimde yaklaşmak kolaylaşır. Bir yandan da boşanma davasına Timur’un aşırı tepki göstermesi üzerine Bahar’ın “Seni sevmiyorum, boşanmak için başka hiçbir sebebe ihtiyacım yok.” dediği sahne ile dizide işlenen “boşanma için aldatma gerekli değildir” argümanı desteklenmiş olur. Bahar’ın mesleğe dönme aşamasında olduğu gibi boşanma aşamasın da da onu destekleyenler vardır. Bahar’a romantik hisler besleyen ve onu her koşulda destekleyen Evren, onu bu mücadelede hiçbir zaman edilgen kılmaz. Bahar’ın annesi Gülçiçek ise zamanında aynı haksızlıklara maruz kalmasına rağmen ekonomik özgürlüğü olmadığı, boşanırsa toplum tarafından dışlanacağı için yaşadıklarına boyun eğmek zorunda kalmış bir kadındır. Ancak Bahar’a “Senin bir mesleğin var, bunlara katlanmak zorunda değilsin.” diyerek destek olur. Bu da ekonomik gücün kadınların özgürleşmesinde ne kadar önemli olduğunu gösterir. Ayrıca Gülçiçek’in zamanla değişen tavrı, günümüzde kadınların boşanmasının eskiye kıyasla daha normal karşılanmasına işaret edebilir. Ancak kadınlar boşanma sürecinde yaşayacaklarına ve boşanmalarının çevreleri, aileleri ve hatta toplumun geri kalanı tarafından nasıl karşılanacağına dair pek çok kaygı taşır.

Bahar ve Timur’un çocukları boşanma nedeniyle değişen hayat düzeni ne alışmakta zorlansalar da konuya olgunlukla yaklaşır. Bu da boşanma gündeme gelse bile aile arasındaki sevgi ve saygı bağlarının korunarak boşanmanın gerçekleşebileceğini ve her boşanmanın da çocukları mağ dur etmediğini izleyiciye gösterir. Boşanma bir felaket olarak değil, iliş kilerin doğal akışında gelişebilecek bir durum olarak işlenir. Bahar’a destek olanlar kadar boşanmasına karşı olanlar da vardır. Örneğin kayınvalidesi Nevra, aldatılma konusunda Bahar ile duygudaşlık kursa da yaşadıkları ev Bahar’ın üzerine olduğu için Bahar’ın aldatılmayı tolere etmesini ister. Aynı zamanda Bahar’ın ev içindeki emeğinden mahrum kalmak istemez ve boşanmaya karşı çıkar. Timur ise ısrarla Bahar’ın onu affetmesini bekler. Bunun gerçekleşmeyeceğini anladığı anda ise babalık kozunu kullanarak Bahar’ın istese de bu evliliği bitiremeyeceğini ima eden manipülasyonlara başvurur. Bu manipülasyonlar işe yaramayınca mahkemede Bahar’ı ihanet ve aldatmayla suçlayacak kadar çirkinleşir. Oysa kadınların istediği zaman boşanabilmesi, evlilik içinde kısılıp kalmaması ve boşanmayı olgunlukla karşılayabilecek bir partnerinin olması oldukça önemlidir. Bu konu dizide “Boşanabileceğin biriyle evlenmelisin.” cümlesi ile vurgulanır. Dizide Bahar’ın boşanma avukatlığını yapan Ayhan Liberte, kadınların boşanma süreçlerinde yaşadıkları zorlukları anlatır. Böylece boşanmanın toplumsal boyutuna işaret edilir. Dizi genel anlamda problemleri karakterler özeline sıkıştırmadan toplumsal boyutuyla ele alarak seyirciyi sorgulamaya, düşünmeye ve empatiye yöneltir ve bu bakımdan olumlu bir örnek sunar

Aile 

Türk televizyon dizilerinde genellikle anatema olarak aile yapısı işle nir. Bu tema bizlere; aile içerisindeki çeşitli bağlar, baskılar, yalanlar, miras kavgaları, evlilik problemleri gibi konular etrafında sunulur. Özünde ailenin ne kadar önemli ve kutsal olduğu anlatılır ve ailenin dağılmasının kişileri felakete sürüklediği gösterilir. Öte yandan aile içindeki çarpık ve yozlaşmış ilişkiler normalleştirilir. Zehra İpşiroğlu dizilerde gösterilen iki aile modelinden bahseder: çe kirdek aile ve yamalı aile. Bahar’da bu aile modelleri gerçekçi bir şekil de resmedilir. Bahar’ın çekirdek ailesinde dizilerde görmeye alışkın olduğumuz bazı roller paylaşılır. Bahar; yapıcı, verici ve sevecen bir annedir. Çocuklarıyla arasındaki sevgi bağının güçlü olduğunu görürüz. Evin babası Timur; otorite kurmaya çalışan, aile üyelerini baskılayan biridir. Çocuklarıyla güçlü bir bağ kuramamıştır. Çocuklarıyla güçlü bağlar kurmayan babalara dizilerde sıkça rastlasak da Bahar’da farklı olarak, Timur’un çocuklarıyla kuramadığı bağlar yüzünden yer yer pişmanlık duyduğunu ve bu durumu değiştirmeye çalıştığını görürüz. Dizide aile kavramına iki tip yaklaşım görürüz. Bunların ilki, ataerkil zihniyetin bir uzantısı olarak aileye atfedilen kutsallıktan uzakta konumlanır. Dizide ataerkil sistemden en çok etkilenen kişilerden biri Bahar. Buna rağmen Bahar, diğer aile bireylerine baskıcı davranmayıp onların düşüncelerine önem verir. Bahar karakterini bu şekilde görmek; Bahar’a, onu diğer dizilerden ayrıştıran bir nitelik kazandırıyor. Aile kavramına diğer bir yaklaşım ise Timur ve Nevra’nın aileyi bir bütün olarak şekillendirmek isteyen davranışlarıdır. Timur, kurdu ğu otoritenin yıkılmasından korktuğu için ailenin birarada kalmasını ister. Babası ve annesinden gördüğü aile ortamını birebir devam ettirmeye çalışır. Burada ataerkil topluma hiç değinilmeden Timur’u kötü bir baba yapan tek sebebin ebeveynleri olduğu vurgusu, izle yenleri yanlış yönlendirebilir. Dizide sonradan öğrendiğimiz üzere ailenin birlikte yaşadığı ev Bahar’a miras kalmıştır ve Bahar’ın gidişi evin kaybedilmesine eşdeğer görülür. Yani zenginlik içinde yaşama ya devam etmek için ailenin dağılmaması, Timur ve Nevra için oldukça önemlidir. Dizi ailenin bir arada kalmasını değil, tam tersine Bahar’ın bu baskıcı ortamda özgürleşmesini ve oradan kurtulmasını olumluyor. Aileyi bir arada tutulması gereken bir yapı olarak çizmemesi dizinin olumlu yanlarından biri. Zehra İpşiroğlu kitabında yamalı aile modelini ise şöyle açıklar: “Ya malı aile, klasik çekirdek ailenin çözülmesi, boşanmaların ve yeniden evlenmelerin artması ile orantılı olarak gelişiyor. Bu gelişmeyle birlikte her aile kendi koşullarına göre bir yaşam biçimi yaratıyor.”5 Bahar’da, Rengin ile kızı Parla, yamalı aile modeline örnek gösterilebilir çünkü evde baba figürü yoktur. Dizide farklı aile modelleri arasında hiyerarşik bir ilişki kurulmaz ve her ailenin kendi içinde yaşadığı sorunlar gösterilir. Parla’nın babasının Timur olması, sık sık aile kuramadıklarını ve buna ihtiyacı olduğunu dile getirmesi Rengin’in bu ilişkiyi tekrar tekrar düşünüp değerlendirmesine yol açar. Rengin, Parla’ya gerçek bir baba figürü sağlamak ve istikrarlı bir aile yapısı kurmak için Timur’la evlenmesi gerektiğini düşünür. Bunun sonu cunda kızının mutlu olacağına inanır.

Annelik

Zehra İpşiroğlu kitabında dizilerdeki bazı kadın tiplemelerinden ve net çizgilerle çizilen karakterler üzerinde ataerkinin izlerini daha çok gördüğümüzden bahseder. Karakter çok boyutlulukla sunuluyorsa ataerki daha az hissedilir. Örneğin Bahar’ın annelik kimliğinin, kendi kimliğine ve kariyer hedeflerine ne denli baskı oluşturduğunu göz ardı etmemek gerekir. Aileye ve çocuklara karşı oldukça özverili olmanızı bekleyen toplum, hedeflerinizin değişmesinde büyük bir rol oynar. Dizide anneliğe yönelik toplumsal beklentiler ile annenin kendi ha yatına dair tercihleri arasında yaşanan çatışmalar gösterilir. Bahar’ın kariyerine odaklanması anneliği üzerinden eleştirilir. Örneğin Nevra “Bahar çalışırken anneliğini düzgün yapamıyor.” fikrini çocuklara sürekli aşılamaya çalışır. Ayrıca Timur da profesör olduğu hastanede asistanlık yapan Bahar’a sırf kızının doğum gününü kaçırsın diye fazladan nöbet yazarak anneliği üzerinden Bahar’ı cezalandırmaya çalışır. Babanın da sorumluluğu olmasına rağmen; çocuklardan haberdar olması, onlarla ilgilenmesi ve hayatından feragat etmesi gereken kişi annedir. Bu beklentilere rağmen Bahar’ın kariyerini ve aile hayatını dengeleme ye çalışması büyük bir mücadele örneğidir. Zehra İpşiroğlu kadın tiplemelerini açıklarken tehlikeli, şeytani kadından bahseder. Genellikle dizilerde yasak ilişki yaşayan kadınlar bu şekilde resmedilir ancak Bahar’da Rengin böyle resmedilmez. Alışık olduğumuz kötü kadın profilinin aksine Bahar’da Rengin’in davranışlarının sebeplerini görebiliyoruz. Rengin’in Timur’la olan ilişkisi hakkındaki gelgitli düşünceleri, Timur’ın manipülasyonlarına rağmen neden onunla birlikte olmak istediği gibi konularda yer yer Rengin’le empati kuruyor, davranışlarının sebeplerini makul bulabiliyoruz. Bahar da Rengin de hamile kaldıkları için babaları tarafından evden kovulur. Bahar ve Rengin’in istenmeyen gebelikler yaşamasına rağmen kürtaj meselesi hiç gündeme gelmez. Burada toplumsal faktörler dev reye girer. İçinde yaşadığımız kültür, hamileliğe ve çocuk doğurmaya ciddi bir değer biçer. Kürtaj ise bir tabu olarak görülür. Dizinin bir bö lümünde ileri derecede kanser olan hamile bir hastaya doktorlar gebeliği sonlandırmasını önerir. Hatta kadının anne ve babası da sağlığı için çocuğu aldırmasını söyler. Buna rağmen hastanın tedaviyi reddettiğini ve sonuçta çocuğunu doğurup öldüğünü görürüz. Doktorlar kadının kendi yaşamını feda etme pahasına hamileliği sürdürme kararını saygıyla karşılar. Dizide hamileliği ve çocuk sahibi olmayı kutsallaştıran bir anlatı kurulmasa da televizyon yapımlarının sansürlenmesine ve ceza almasına alışık olduğumuz bir dönemde, belki de kürtaj olmayı tercih eden bir kadının hikâyesini anlatmaktan imtina edilmiş olabilir. 

Zehra İpşiroğlu; kitabında ataerkiyi içselleştirmiş, iktidar sahibi kötü anne tiplemelerinden de bahseder. Nevra’nın dizi boyunca Bahar’a iyi davrandığı zamanlar, parasız kalmaktan korktuğu zamanlardır. Parasız kalmaktan korktuğu için oğlunun istemediği bir evliliği sür dürmesini şiddetle talep eder. Timur’un Rengin’le olan ilişkisini öğrenen Nevra’nın sinirleri, Rengin’e miras kaldığını öğrenmesiyle yatışır. Çünkü artık başka bir para kaynağı vardır ve Bahar’a muhtaç değildir. Bu davranışları, gücünü ve statüsünü korumak içindir. Öte yandan, oğlunu her konuda koruyan, sırtını sıvazlayan bir anne olmasına karşın Timur’un Bahar’ı aldattığını öğrendiğinde bir nebze de olsa sinirlendiğini görürüz. Çünkü kendi kocası da onu aldatmıştır. Başta Bahar’la empati yapsa da temelde düşündüğü şey para olduğu için “Bizim de başımıza geldi, sustuk.” der. Bu davranışlarıyla Nevra statükoyu koruyan bir kadındır. Kocası tarafından aldatılan Gülçiçek ise olaylara Nevra gibi yaklaşmaz. Tam tersine, olması gerektiği gibi Timur’a öfkelidir ve sonuna kadar kızının arkasındadır. Gülçiçek, sonsuz sevgi dolu bir anne modeli olarak karşımıza çıkar. Kızı ve torunları için her şeyi yapan ancak bunu kendi çıkarları için yapmayan bir annedir. Bahar’ın doktorluğa geri dönmesine en çok sevinen kişilerden biridir. Zehra İpşiroğlu’nun bahsettiği sevecen, verici anne modeline Bahar gibi Gülçiçek de uyar. Fakat evliliği kadının kurtarıcısı olarak görmeyen, ataerkil kalıplara sıkışmamış bir anne olması açısından başka dizilerde gördüğümüz karakterlerden farklıdır.

Kadınlar Arası İlişkiler 

Bahar adlı dizide kadınlar arası ilişkiler, çatışmaların ve dayanışmanın bir arada olduğu çok yönlü bir yapıdadır. Dizi; bu ilişki dinamikleri üzerinden kadınların özgürlük arayışları, toplumsal cinsiyet rolleri gibi noktalara dair bazı kalıplaşmış yargıları sorgular. Üniversite yıllarında tanışan ve yirmi yılı aşkın süredir arkadaşlıklarını sürdüren Bahar ve Çağla karakterleri, kız kardeşlik kavramının en güzel örneklerinden birini sergiler. Birbirlerine sevgi ve saygıyla bağlı olan bu iki arkadaşın ilişkisi, televizyon dizilerinde sıkça rastladığımız ihanet, rekabet, kıskançlık gibi olumsuzlukların aksine sağlam bir güven ve büyük bir dayanışmaya dayanır. Çağla’nın, Bahar’ın içindeki yorgunluğu ve yaşadığı hayattan hoşnut olmadığını ilk bölümden itibaren anladığını görürüz. Çağla; Bahar’ın nakil ameliyatında, doktorluğa dönüş sürecinde, Timur’un Bahar’ı aldattığını öğrendiğinde; yani her zor anında Bahar’ın yanında yer alarak onun özgürleşme mücadelesinin en büyük destekçilerinden biri olur. Evren’le tanıştığında ise onu beğenmesine rağmen Evren’in Bahar’a olan ilgisini fark ettiğinde Evren’le dostluk ilişkisi kurar. Böylece dizilerde sıkça karşılaştığımız aşk üçgeni ve entrika döngülerine girilmeden kadınlar arasında dayanışma ve dostluğun var olabileceği gözler önüne serilir. Üniversiteden birbirini tanıyan Bahar ve Rengin, yıllar sonra aynı has tanede doktor olarak çalışmaya başlar. Rengin, Timur’la ilişki yaşadığından Bahar’ın hastaneden gitmesi için elinden geleni yapar. Rengin, Timur’un yıllar önce yaptıklarından Bahar’ı sorumlu tutar ve öfkesini ona yöneltir. Bahar ise Rengin’e anlayışla yaklaşır. Hatta Rengin, Bahar sayesinde kendi ailesiyle kurduğu ilişkiyi gözden geçirir. Böylece iki kadın arasında yer yer duygudaşlık kurulur. Bahar hiçbir zaman evliliğinin sonlanmasında yegâne sebebin Rengin olduğunu düşünmez. Böylece aldatmanın tek sorumlusu, erkeği baştan çıkaran “fettan kadın” olarak gösterilmez. Ancak yine de sadakat sözü veren Timur kadar Rengin de suçludur çünkü Timur’un evli olduğunu bildiği için o da Bahar’ı aldatmıştır

 

Romantik İlişkiler 

Dizilerde romantik ilişkilerin nasıl resmedildiği aşk, cinsellik ve romantizm algımızı etkiler. Bahar dizisinde ise hayatın olmazsa olmaz larından olan romantik ilişkilerin çeşitli formlar üzerinden işlendiğini görürüz. Destekleyici ve dayanışmacı, toksik, uçlarda yaşanmayan bir çok farklı ilişki; dizide hayatın içinden bir şekilde ele alınır. Timur ve Bahar ilişkisi, Timur’un üniversitedeki eski sevgilisi Rengin’in Amerika’ya gittiği dönemde başlar ve Bahar’ın hamile kalmasıyla yıllar boyu sürecek bir evliliğe dönüşür. Timur’un Rengin ile tekrar görüşmesiyle sallanmaya başlayan evliliklerinde sağlıklı bir karı-koca ilişkisi bulunmaz. Bahar’ın buna rağmen Timur’la olmaya devam etmesi düşündürücü olsa da motivasyonlarını da anlayabiliyoruz. Bahar, kayınpederine bakmak için doktorluğu bırakmış ve o evin içinde kendini var etmiş bir kadın. Aynı zamanda Timur’a olan sevgisi ve iliş kilerinin değişebileceğine olan inancı onu bu ilişkide tutar. Timur ise başka bir kadınla ilişkisi olmasına rağmen aradığı şefkati ve merhameti Bahar’da bulur ve ilişkide duygularını anlayan, ihtiyaçlarını karşıla yan birinin olması sebebiyle ilişkisini devam ettirir. Timur’un babası tüm mal varlığını Bahar’a miras bırakmıştır. Bu durum ve Timur ile Nevra’nın Bahar’ın bu durumu öğrenmesini istememesi de Timur’un ilişkiyi sürdürmesinde öne çıkan diğer bir faktör. Ayrıca, Timur’un, Bahar’a uyguladığı manipülasyonlar gibi sağlıksız Üniversitede ayrılmalarından yıllar sonra tekrar bir araya gelen Timur ve Rengin’in ilişkisinde ise tarafların ilişkide bulunma sebeplerinin farklı olduğunu görürüz. Rengin, kızına bir aile borçlu olduğunu düşünür. Bahar’ın yıllar önce Timur’u elinden aldığını da düşünen Rengin, aşktan ziyade hırs ve takıntı dürtüleriyle hareket eder. Timur ise Rengin’i bir kaçış noktası olarak görür ve aradığı şehvet dolu ilişkiyi Rengin’le olan ilişkisinde bulur. Timur ne Bahar’la kurduğu düzeni bozmak ne de Rengin’le ilişkisini kesmek ister. Bahar’a yaptığı gibi Rengin’i de manipüle eder. Onu evliliğinin bir yalan olduğuna ve Bahar’la boşanacağına inandırır. Yalanlarıyla Rengin’i yanında tutmaya çalışır ve ilişkilerini devam ettirir. Yani aldatma yalnızca fettan kadının erkeği baştan çıkarmasıyla gerçekleşen bir durum olarak gösterilmez. Dizilerde görmeye alışık olduğumuz aldatan kadının saf kötü olarak gösterilmesinin aksine Rengin çok boyutlu bir şekilde ele alınır. Evren ve Bahar ise Bahar’ın hastalığı ortaya çıkmadan önce bir ambulansta karşılaşır. Dizi, bu yönüyle bu tanışma hikâyesini klişe tesadüflerle başlatmış olsa da aralarındaki ilişkinin aşama aşama nasıl geliştiğini gözlemleyebiliyoruz. Dizinin bu noktada ilk görüşte aşk klişesine kaçmaması, ilişkinin inandırıcılığını da arttırır. Birbirlerini tanıdıkça sevgileri pekişen ikilinin ilişkisinde, iyi bir dinleyicilik ve karşılıklı destek ön planda. Birbirlerine sorunlarından, duygularından bahsedip çözüm yolları arar ve birbirlerine güç verirler. Örneğin; Evren, Bahar’ın aldatıldığından şüphelendiğinde onun yerine ihaneti açığa çı karan kişi olmaz. Böylece Bahar kendi mücadelesinin öznesi olmaktan çıkmaz. Evren’i Bahar’ın kurtarıcısı değil, destekçisi olarak görmemiz de diğer dizilerde alışageldiğimiz kurtarıcı erkek ve ona muhtaç kadın klişesini yıkarak diziye yeni bir boyut kazandırır. Bahar, Evren’in ona karşı olan hislerini anlar ancak aralarında bir ilişki olamayacağını ve arkadaşlıklarının devam etmesi gerektiğini ifade eder. Aralarındaki duygusal çekime rağmen arkadaş kalabilmeleri, dizilerde sık rastlamadığımız bir örnek teşkil eder. Televizyon dizilerinde genç karakterler arasında gördüğümüz ilişkiler, genellikle; duyguların uçlarda yaşandığı, dramatik ayrılıkların ve barışmaların olduğu, tutku dolu sahnelerle işlenen ilişkiler şeklinde çizilir. Tam da bu noktada, iki genç doktor olan Aziz Uras ve Seren’in ilişkisi, alışık olduğumuz bu ilişkilerden ayrışır. İkisi de birer birey olarak var olabilen ve kendilerini ilişkileri üzerinden tanımlamayan karakterler. Zaman zaman her ilişkide olduğu gibi tartışmalar yaşasalar da birbirlerine olan sevgileri ve destekleyici tavırlarıyla bu sorunların üstesinden geldiklerini görürüz. Kısacası ilişkileri gerçekçi bir şekilde resmedilir. Dizide sevgiliyken cinsel birlikteliklerinin olması da ayıplanan ya da kötü gösterilen bir durum olarak gösterilmez; diğer dizilerde sık rastlamadığımız bu durum, diziyi farklı kılar. Dizilerde genellikle yaşlı karakterlerin romantik veya cinsel ilişkileri göz ardı edilir. Yaşlı erkeklerin kendilerinden genç kadınlarla olan birliktelikleri daha sık karşımıza çıksa da yaşlı kadınların kurduğu romantik ilişkileri çoğu dizide görmeyiz. Bahar’ın kayınvalidesi Nevra’nın ise bir erkek arkadaşı vardır. Nevra, dünürü Gülçiçek tarafından ayıplanmasına, oğlu Timur’dan tepki görmesine karşın bunun normal bir durum olduğunu “Ne varmış yaşımda, benim erkek arkadaşım olamaz mı?” sözleriyle dile getirir. Ancak Nevra’nın birlikte olduğu kişinin bir dolandırıcı olması sebebiyle aralarındaki ilişki gerçek romantizm olarak nitelendirilemez. Yine de Bahar’da, seyircinin büyük merakla takip ettiği asıl romantik ilişki, 40’lı yaşlarındaki Bahar ve Evren’in ilişkisidir. Ana akım dizilerde çok daha genç karakterlerin ilişkilerinin işlendiği düşünüldüğünde Bahar’ın bu noktada ayrıştığını söyleyebiliriz.

Sonuç yerine 

Zehra İpşiroğlu’nun da kitabında bahsettiği gibi diziler; hangi konuların işlendiği, konunun nasıl ele alındığı ve nasıl bir üslubun tercih edildi ğine bağlı olarak izleyici üzerinde olumsuz etkiler yaratabilir. Ataerki yi, eril şiddeti, militarizmi, sınıflar arası çatışmayı, toplumun dışlanmış kesimlerine karşı önyargılarımızı besleyen diziler özellikle gençler ve çocukların değer yargıları üzerinde derin etkiler bırakabilir. Yapımcı lar, yönetmenler, senaristler ve oyuncular dahil olmak üzere tüm dizi sektörünün “Seyirci bunu istiyor.” klişesine dayandığı dönemde Bahar, sektöre yeni bir soluk getirdi. Bahar’ın hikâyesi onunla benzer yollardan geçmiş ve benzer hayatlara sıkışıp kalmış kadınlar için belki de ilham olabilecek bir mücadelenin öyküsü. Dizinin senaristi Ayça Üzüm’ün deyişiyle “Bir kadının bir kadına yapabileceği en büyük iyilik; onun elleri ne çiçeklenebileceği yeni bir hikâye bırakmaktır.”6

 

1 Neslihan Yeşilyurt (yönetmen), Bahar (dizi), 2024. 

2 Olkan Özyurt, “Türkiye’nin televizyon karnesi çıkarıldı: Günde üç saat 44 dakika TV izliyoruz”, 26 Mart 2024, 22 Eylül 2024 tarihinde erişilmiştir. 

3 Zehra İpşiroğlu, Televizyon Dizi Pusulası: Dizi Eleştirisinin Temelleri, İstanbul: E Yayınları, 2020

4 Bir kavramın, olayın ya da kişinin, başka bir şeye benzetilerek anlatılması

5 Zehra İpşiroğlu, Televizyon Dizi Pusulası: Dizi Eleştirisinin Temelleri, İstanbul: E Yayınları, 2020, s. 129

6 “Ayça Üzüm: ‘Bahar’ın arkasındaki kadınlar da Bahar kadar ilham verici!’”, 2 Nisan 2024, 22 Eylül 2024 tarihinde erişilmiştir. < https://episodedergi.com/ tr/bahar-senaristi-ayca-uzum-roportaji/>