Başak Lambaoğlu & Beren Arslan & Pelin Metin & Selenay Boz & Su Doğa Şahan
2024 yaz çalışmalarımız kapsamında ele aldığımız temalardan biri de beden ve özgürlük oldu. Bu tartışmanın bir bölümünde kadınlar olarak güzellik standartlarını nasıl algıladığımız, bunların bizlere nasıl sunul duğu, kendi bedenimizle ilgili aldığımız kararları ve riskleri konuş mayı amaçladık. Batı kültürünün ve ataerkinin kadınlar için yarattığı imaj üzerinde durduğumuz haftada ana kaynaklarımızdan biri Sheila Jeffreys’in Beauty and Misogyny1 [Güzellik ve Kadın Düşmanlığı] isimli kitabının “Harmful Cultural Practices and Western Culture”2 [Zararlı Kültürel Pratikler ve Batı Kültürü] isimli bölümü oldu. Sheila Jeffreys feminist bir siyaset bilimi profesörü ve çalışma alanlarının başında cinsel politika geliyor. Bir bölümünü inceleyeceğimiz eseri onun bu alanda yaptığı birçok çalışmadan biri. Bu yazıda kitabın giriş ve sonuç bölümlerinden de yararlanarak “Zararlı Kültürel Pratikler ve Batı Kül türü” bölümünü özetleyip açtığı tartışmaları ele almayı amaçlıyoruz 1970’lerde özellikle makyaja ve diğer güzellik pratiklerine dönük fe minist eleştiriler, bilinç yükseltme gruplarında kadınların kendi vü cutlarına dair tartışmalarından ortaya çıkmıştır.3 Kadınların temel argümanları ataerkil sistemde kadınların daima “güzel” olmaları gerektiği düşüncesinin üzerlerinde baskı yaratması etrafında şekil lenir. Bu gruplarda kadınların güzelleşmek için günlük hayatlarında uyguladıkları pratikler onlar için hem zaman kaybı hem de zararlı ola rak görülür. Yazar, kitapta bu güzellik pratiklerini geniş bir yelpazede değerlendirir ve bunlar makyajdan estetik ameliyatlara kadar giden bir dizi pratiği içerir. Güzellik pratiklerine dair eleştiriler liberal ve radikal feministler tara fından farklı ele alınır. Liberal feministler, kadınların makyaj yapmala rının ya da güzelleşmek için estetik ameliyatlar olmalarının kadınların kendi seçimleri olduğunu dolayısıyla bu pratikleri her zaman bir baskı aracı olarak değerlendiremeyeceğimizi söyler. Sheila Jeffreys, kitabı güzellik pratiklerinin feminist eleştiriler karşısında savunulmasına bir yanıt olarak yazdığını açıkça dile getirir.4 Ona göre -ve tabii argüman larını takip ettiği radikal feminist eleştiriye göre- bu pratikler kadın ların seçiminden ziyade kadınlar üzerindeki baskıdan kaynaklanır. Yazarın açıkladığı gibi, feminizm, kadınların erkeklere tabi olmasını sağlayan sistemi hesaba katmadan kadınların seçimlerini ve motivas yonlarını açıklayamaz. Hatta feminizmin yaptığı tam olarak bu siste mi tanımlamak ve kadınların deneyimlerini anlaşılır kılmaktır.5 Yazar da bu anlayış doğrultusunda kitabında kadınların seçimleri ile ataer kil sistem arasındaki ilişkiyi güzellik pratikleri bağlamında inceler. Bu incelemeyi yaparken Doğu’da kadınlara uygulanan ve Birleşmiş Milletler (BM) tarafından “zararlı kültürel pratikler” olarak tanımlan mış uygulamalarla Batı’daki “güzellik pratiklerini” karşılaştırır. Bu karşılaştırma kitabın bir diğer ana eleştirisi olan Batı’nın emperyalist ve liberal bakış açısını gözler önüne serer. Yazar Doğu’daki pratiklerin Batılı bir perspektiften kültürel baskılarla ilişkilendirilmesi ve Batı’daki pratiklerin tamamen kadınların seçimleri olarak sunulmasını eleştirir.
Zararlı Kültürel Pratikler
Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Ortadan Kaldırılması Sözleşmesi (CEDAW), zararlı kültürel uygulamaları, kadınlara karşı ayrımcılık oluşturan yasalardan, geleneklerden ve uygulamalardan biri olarak tanımlar. Sözleşmenin 2(f) maddesi taraf devletlerin bu tür ayrımcı uygulamaları değiştirmek veya ortadan kaldırmak için gerekli tüm önlemleri alması gerektiğini söyler. Ayrıca, 5(a) maddesi kadınlara ve erkeklere biçilen kalıplaşmış rollerin ve cinsiyetçi önyargıların ortadan kaldırılmasını teşvik eder. BM zararlı kültürel pratikleri, kadınlara ve kız çocuklarına yönelik şid det ve ayrımcılık biçimleri olarak tanımlar. Bu pratiklerin kadınların sağlığına zarar verici sonuçlar doğurduğunu ve cinsiyet eşitsizliğini sürdürdüğünü belirtir. BM’ye göre bu pratikler arasında kadın sün neti, zorla besleme, çocuk yaşta evlilik ve doğurganlık üzerindeki kı sıtlamalar gibi örnekler yer alır. Sheila Jeffreys ise Batı’daki güzellik pratiklerinin de BM’nin belirlediği “zararlı kültürel pratikler” katego risine girmesi gerektiğini söyler. Ona göre, Batı’nın güzellik pratikleri kadınların sadece kendi istekleri doğrultusunda yaptığı bir tercih değil toplumsal statülerini doğrudan etkileyen ve hatta onları ikincil konu ma iten kültürel pratiklerdir. Yani, Batı’da da Doğu’da olduğu gibi ka dınlar için zararlı pratikler vardır. Estetik cerrahi, meme implantları ve labioplasti ameliyatı gibi güzellik pratikleri, kadınların hem fiziksel sağlığını riske atar hem de psikolojik durumları üzerinde olumsuz et kiler yaratır. Örneğin labioplasti, kadınların genital bölgelerindeki iç veya dış dudaklarının (labia) şeklini veya boyutunu değiştirmek ama cıyla yapılan cerrahi bir operasyondur. Aslında bu uygulama kadın lar için bir fayda sağlamaz çünkü bu işlemle fonksiyonel bir bozukluk giderilmez. Estetik kaygılarla, kültürel baskılarla yapılan ve kadının kendisinden çok cinsel ilişki sırasında partnerini memnun etmek için yaptırdığı bir operasyondur. Kadınların meme implantı ve labioplasti gibi erojen bölgelerine yaptırdığı operasyonlar his kaybına da yol aç maktadır. Her ameliyat gibi, bunlar da acılı operasyonlardır ve risk ler barındırır. Son olarak estetik operasyonlar kadınların kendilerini yetersiz hissetmesine ve vücutlarından memnun olmamalarına neden olup psikolojilerini doğrudan etkiler. Güzellik pratikleri toplumsal cinsiyet rollerinin pekiştiricileri olarak değerlendirilebilir. Batılı pratikler kadınların ikinci sınıf olmasından kaynaklanmaz ama buna işaret eder. Bu pratiklerden bazıları, yeni ortaya çıkmalarına rağmen geleneksel olarak kadınların icra etmesi beklenen pratiklerden çok farklı değildir ve kadınların ikincil konumunu gösterir. Kadınlardan güzel olmaları için fazladan bir emek göstermeleri beklenir. Bu güzellik pratikleri, kadının toplumsal statüsünü belirleyerek erkek egemen bir toplulukta ancak feminen bir görünüm sergilediklerinde kabul edilebileceklerini ortaya koyar. Ayrıca kadınların uzun zaman ayırıp gerçekleştirmeye çalıştığı bu toplumsal beklentilerin ekonomik bir karşılığı yoktur. Yazar da bu harcanan zama na karşılık bir kazanç elde edilmemesinden dolayı bu emeği “ücretsiz emek” olarak adlandırır. Üstelik bu emeğin verilmemesi durumunda kadına yasalarda olmayan ama pratikte olan cezalar verilir. Mesela makyaj yapmak, kıllarını tıraş etmek gibi güzellik pratiklerini uygula mayan kadınlar toplumdan dışlanma ve hor görülme tehlikesiyle karşı karşıya kalır. Bu noktada, Nirmal Puwar’ın İngiltere’deki kadın millet vekillerinin deneyimleri üzerine yaptığı çalışmaları6 örnek verebiliriz. Bu çalışmada kadınlar erkeklerin çoğunlukta oldukları parlamentolar da estetik ve toplumsal baskıları daha çok hissettiklerini belirtmişler dir. Nirmal Puwar, kadınların toplumsal kabul için feminen görünmek zorunda kalarak toplumsal cinsiyet rollerini yeniden üretme baskısı altında olduklarını belirtmiştir. Bu başlıkta değinmek istediğimiz son nokta ise bu güzellik pratik lerinin kadınların güzellik anlayışlarını şekillendirmekle kalmayıp aynı zamanda erkek üstünlüğünü de pekiştirmesidir. Örneğin Sheila Jeffreys kadınların, pek de rahat olmayan topuklu ayakkabıları iş yer lerinde, düğünlerde veya önemli olarak görülen resmî yerlerde giy melerinin beklendiğini belirtir. Bu beklentiyi karşılayan kadınlar hem erkekler için güzel görünerek bir hizmet sunmuş olur hem de erkekle rin göz zevki için acı çekmeleri, erkeklerin üstün olduğu algısını besle meye devam eder. Güzellik pratikleri bu noktada erkek egemenliğini devam ettiren ve kadınların toplumsal olarak kabul görmüş olan rolle rine sıkışıp kalmasına neden olan bir araç hâline gelir
Batı Kültürü “Seçim Şansı” Sunuyor Mu?
“Zararlı kültürel pratikler” fikri, yaşadıkları kültürün genç kızların ve kadınların üzerinde baskı kurduğu durumlarda seçim yapma şanslarının olmadığını ifade etmek için kullanılır. Zararlı kültürel pratiklerin sadece Doğu’da uygulandığı argümanı ise genel anlamda kabul görmüştür. Ancak Sheila Jeffreys kitabında buna karşı çıkar ve Batı’da “kadınların seçimi” diye lanse edilen bu güzellik pratiklerinin de zararlı kültürel pratikler kapsamına girdiğine işaret eder.7 Kadınların toplumsal rollerine ve dış görünümlerine yönelik beklentiler, Batı ve Doğu kültürlerinde farklı şekillerde ortaya çıksa da her iki kültür de kadınların bedenleri üzerindeki seçim haklarını kısıtlayan baskılar içerir. Ancak, bu ikilik yanıltıcı bir etkiye sahip olabilir. Hem Batı’da hem de Doğu’da, kadınlar benzer baskılara maruz kalır ve özgürlükleri sınırlandırılır. Bu bölümde, Doğu’daki peçe ve kadın sünneti gibi pratiklerle Batı’daki diyet kültürü ve güzellik standartlarının farklılıklarını kabul etmekle beraber benzer işlevler gördüğünü ve her iki kültürde de kadınların seçim haklarının sınırlandırıldığını tartışacağız. Ancak burada dikkat edilmesi gereken nokta, Doğu ve Batı’daki pratiklerin zararlarını aynılaştırmamak gerektiğidir. Bundan kaçınarak her iki toplumdaki baskıların farklı boyutlarını ayrıntılı bir şekilde ele almak gerekir. Örneğin kitapta bu karşılaştırmayı yapmak için diyet ve kadın sünneti ele alınır. Kadın sünnetinin kadınlara fiziksel ve psikolojik olarak verdiği zarar, herhangi bir diyet programının vereceği zararla bir tutulamaz. Bu pratiklerin sonuçları farklılaşsa da yazarın değinmek istediği konu, Doğu’daki pratiklerin daha zararlı olmasından dolayı Batıdakilerin “seçim” adı altında görmezden gelinemeyeceğidir. İki kültürde uygulanan pratikler de kadınlara verdiği zararlar bağlamında ele alınmalıdır. Batı kültüründe kadınlar üzerindeki baskı genellikle kadınların özgür tercihi gibi sunulsa da aslında toplumsal normların dayattığı zorunlu luklardan kaynaklanır. Kadınlardan profesyonel yaşamda makyaj yap maları, belirli bir tarzda giyinmeleri ve bakımlı olmaları beklenir. Bu beklenti, iş dünyasında kabul görmek ve başarı elde etmek için bir ge reklilik hâline gelir. Ancak Doğu’yla karşılaştırıldığında güzellik bek lentileri Batı’da kadınlara daha gizil bir şekilde dayatılır çünkü kaba kuvvete başvurulmaz. Yani Doğu kültürlerine baktığımızda doğrudan bir baskı görürüz. Ancak hem Batı’da hem de Doğu’da kadınlar, fark lı yollarla da olsa toplumsal normlar ve kültürel pratikler aracılığıyla kontrol altında tutulur. Yazar, peçe ve makyajı karşılaştırarak iki kültürdeki pratiklerin ka dınların toplumdaki konumuna verdiği zararı anlatır. Doğu toplum larında kadınların kamusal alana katılabilmeleri ve eğitim alabilmeleri çoğunlukla belirli kültürel pratiklere uymalarına bağlıdır. Örneğin, peçe takmanın zaman içinde kadınların toplumda kabul görmeleri için bir zorunluluk hâline gelmesine ek olarak bazı ülkelerde kadınlar örtünmedikleri durumda cezalandırılır. Bu uygulamalar, kadınların güvenliğini sağlamak veya ahlaki değerleri korumak gibi gerekçelerle meşrulaştırılır. Benzer bir beklenti, Batı’da da kadınların makyaj yap ması ve modaya uygun giyinmesi üzerinden şekillenir. Sheila Jeffreys’e göre, Doğu kültüründe, kadınların iffetli olduklarını göstermek için kapanmaları beklenirken Batı’da kadınların erkeklere cinsel anlam da çekici olmak için makyaj yapmaları ve belli bir tarzda giyinmeleri beklenir.8 Yani bu pratikler, iki kültürde de ataerkiye farklı şekillerde hizmet eder ve kadınların erkeklerden aşağı konumda olduğunu vur gular. İki kültür de kadınların toplumdaki konumlarının iyileşmesi bağlamında değişime ihtiyaç duyar. Bunun için Batı’daki pratiklerin kadınların seçimiymiş gibi değerlendirilmemesi ve Doğu’daki zararlı kültürel pratiklerle aynılaştırılmadan zararlarının fark edilmesi gere kir. Yazar, burada kadınların Batılı ve ataerkil stereotipler dışında ken dilerini “yeniden keşfetmelerini” önerir. Kadınların, erkeklerin sahip olduğu “dış görünüşü önemsememe” ayrıcalığına sahip oldukları bir dünya tahayyül eder.9
Doğu’ya Güzellik İthalatı ve Ataerkil Dinde Örtünme
Güzellik sektörü Batı ekonomisinde büyük bir yer kaplar. Henüz etkinlik gösteremediği kimi Doğu ülkelerine ise bu sektörü ithalat yoluyla yaymaya çalışır. Bu girişimlerin bir örneği de Afganistan’a açılan güzellik salonları ve güzellik eğitimi merkezleridir. 2002’den sonra Amerikan güzellik sektörü, “güzellik yardımı” adı altında Afganistan’da güzellik salonları açma, güzellik uzmanı eğitme gibi çalışmalara başlar. Bu girişimler Batı medyası tarafından ticari bir girişim değil insani bir yardım olarak tanıtılır. New York Times “20 yıllık savaşa rağmen Afgan kadınlar güzel olma arzularını korudu.”10 gibi güzel olma isteğinin her kadında doğuştan bulunduğunu varsayan açıklamalar yapar. Vogue’un editörleri tarafından güzellik uzmanı eğitimi projesi başlatılır ve güzellik sektörünün eksikliği eğitim ve sağlık hizmetlerinin eksikliği kadar büyük bir hak ihlaliymiş gibi yansıtılır. Vogue editörü Anna Wintour Batı’nın bu çalışmalarını “inanılmaz derecede yardımsever” olarak adlandırır.11 Ancak bu çalışmalar bir yardımdan ziyade tehlike hâline gelir. Güzellik salonları kötü ve yetersiz ekipmanlar ve hijyenik olmayan koşullar yüzünden kadın sağlığını tehdit eder. Örneğin, pamuk gibi çok temel bir malzemenin bulunmadığı bir güzellik salonunda, perma suyu gibi zararlı bir madde cilde teması engellenemeyebilir. Saça perma yapmak başlı başına zararlı bir pratik olarak görülebilecekken Doğu’ya bir insan hakkı olarak pazarlanabilir. Tüm bunlar güzellik sektörü ithalatının masum bir insani yardımdan öte olduğunu ortaya koyar. Batı’nın ve özellikle Amerika’nın ithalat çalışmaları Afganistan ile sı nırlı değildir. Daha önce Çin’de ve Sovyetler Birliği dağıldıktan sonra Rusya’da da aynı çalışmalar yapılmıştır. Kadınlar, eğitim ve sağlık hiz metlerinin sağlanmaması gibi temel hak ihlalleriyle karşı karşıya kal maya devam ederken güzellik sektörü bu durumdan etkilenmeksizin büyümeye devam eder. Bu da sanıldığının aksine Batılı güzellik pra tiklerinin Doğu’daki cinsiyetçi pratiklerden tamamen farklı olmadığı nın ve kimi zaman uyum içinde var olabileceğinin bir göstergesidir. Sheila Jeffreys’in bu sektörle ilgili yaptığı analizlerinin üzerinden ge çen yıllarda Doğu’daki güzellik sektörünün de büyüdüğünü görürüz. Örneğin, İran şeriatla yönetilmesine rağmen Batılı güzellik pratikleri nin en yaygın olduğu yerlerden biridir. Hem Batı’da hem de Doğu’da cinsiyetçi uygulamalar aynı temellere da yandırılır. Bu temel, İslam ya da Hristiyanlığın ötesinde ataerkil kodlar ve geleneklerdir. Örtünme pratiklerine tarih boyunca birçok toplumda rastlanmaktadır. Örtünme kuralları yalnızca İslam ile sınırlı değildir, Yahudilikle beraber yakın döneme kadar Hristiyanlıkta da baş örtü sü teşvik edilmiştir. 1950’lerde Avrupa’da kadınların “Meryem Ana gibi” giyinmesini salık veren uyarılar görülür. Kiliselere giderken de Hristiyan kadınların kapanması teşvik edilir. Hatta bu pratik milattan önce 1700’lü yıllara kadar dayanır. Hammurabi Kanunları’na göre evli kadınların tek bir erkeğe ait olduklarını belirtmek için başlarını örtme si gerekirken fahişelerin birden çok erkeğe ait olduklarını belirtmek için başları açık gezmeleri gerekir. Yani her iki durumda da kadının erkeğe olan aidiyetini vurgulamak amaçlanır.
Güzellik Pratiklerine Neden Karşı Çıkamıyoruz ve Nasıl Karşı Çı kabiliriz?
Yazar, kitabın sonuç bölümünde güzellik pratiklerine karşı durur ken kadınların karşısına çıkabilecek zorluklardan ve kadınların bun ların üstesinden gelirken nasıl hamleler alabileceğinden bahseder.12 Öncelikle güzellik sektörünün büyüklüğü göze alınmalıdır. Büyük endüstrilerin ve uluslararası şirketlerin çok büyük kâr ettikleri bu sektör küresel ekonomide çok önemli bir güçtür. Sheila Jeffreys, 2003 yılında yapılan bir araştırmada Amerika’daki estetik ameliyat sektörünün değerinin yıllık 8 milyar dolar olarak hesaplandığı örneğini verir.13 Ya zara göre, Batılı olmayan kültürlere bakıldığında güzellik beklentileri aile ve toplumca kadınlara dayatılır ve bunun ardında büyük şirketler yoktur. Bundan dolayı bu kültürlerde, eğitimle toplumun kadınlardan beklediği bu güzellik algıları değiştirilebilir. Batılı olmayan kültürler de bu güzellik algılarına karşı yazar eğitimi kritik bir araç olarak sunar ancak toplumsal bir dönüşüm için bu yeterli olmayabilir. Özellikle son yıllarda Batı dışındaki coğrafyalarda da güzellik sektörünün büyüme siyle bu argüman eksik kalır. Dolayısıyla burada sistemsel bir dönüşü me de ihtiyaç vardır. Bu pratikler bazı kadınlar için “tanıdık, basit ritüeller” olarak görüle bilmektedir ve bu da pratiklerden kaynaklanan fiziksel ve psikolojik zararların farkına varmayı zorlaştırabilmektedir. Ayrıca feminist filo zof Sandra Bartky’ye göre, bu pratikleri uygulayan kadınlar kendile rinde gördükleri “eksikliklerden” suçluluk duyup bunları kapatmak için tek yol olarak güzellik pratiklerini görebilmektedir. Kadınlar için, bu pratikler “kutsal” ritüellere dönüşmektedir. Bu da kadınların, fe minizmi kendi özgüvenlerini artıracak bu ritüeller karşısında duran, tehditkâr bir hareket olarak görmelerine ve ona karşı çıkmalarına se bep olabilmektedir.14 Bu pratiklere sadece bireysel bazda bir direnişle karşı çıkılamaz ve ya sal yollarla da zararlı pratiklere karşı mücadele edilmesi gerekmek tedir. CEDAW’a göre, devletler de zararlı kültürel pratiklere karşı hamle almakla yükümlüdür. Burada özellikle güçlü endüstrilerin ve estetik operasyonları yapan sağlık kurumlarının karşısında durmakta devletlerin rolü büyük olacaktır. Açgözlülükle kadınların ikincil konumlarını perçinleyen estetik ameliyatları yapmaya devam eden sağlık kurumlarına bir sınır getirilmesi gerekmektedir. Kadınların, bir direniş kültürü oluşturabilmek için bu pratiklerin hem sağlıklarına ve toplumdaki konumlarına verdikleri zararı kabul etmeleri hem de bu pratikleri terk etmeye hazır olmaları gerekmektedir. Ayrıca Batı’daki “seçim” yanılgısının bir mit olduğu ve bu pratiklerin kültürel olarak inşa edildiği kabul edilmelidir. Yeni ve güçlü bir feminist hareketin oluşmasıyla kadınlar, bu standartları reddetmekte daha az zorluk ya şayacaktır. Bu hareketin büyümesiyle daha fazla kadın harekete dahil olabilecektir.
Sonuç Yerine
Yazı boyunca, Sheila Jeffreys’in Doğu’daki pratiklerle beraber Batı’daki güzellik pratiklerinin de BM’nin yaptığı “zararlı kültürel pratikler” tanımı altına girebileceği argümanını ele aldık. Yazarın kitapta ilk bakış ta fazlaca provakatif ve radikal görünebilecek argümanları, Batılı bakışın iki yüzlülüğünü de yansıtır. Hem Batı hem Doğu kültürlerinde, kadınlara dayatılan pratiklerin altında yatan ataerkil temellerin görülmesi gerekir. Ancak bu yolla kadınların üzerindeki baskıyı anlayabilir ve bununla mücadele edebiliriz. Sheila Jeffreys, bölümü zararlı güzellik pratiklerinin olmadığı bir dün yayı tahayyül ederek bitirir. Bu dünya kadınların cinsellikleriyle öne çıkmadıkları ve bunu icra etmek durumunda kalmadıkları, uzun ve yorucu fiziksel bakım rutinleri gerçekleştirmedikleri, erkeklerin zevki için kendilerini şekillendirmedikleri, sağlıklarına zarar veren güzellik pratiklerini uygulamadıkları bir dünyadır. Zararlı pratiklerin yok edi lebilmesi için Batı kültürünün yapıtaşı olan toplumsal cinsiyet eşitsiz liğinin ve ataerkil ilişkilerin dönüştürülmesi gerekir. Bu sayede erkek tahakkümü sonlanacak ve cinsiyetler arası hiyerarşik ilişki yok olacaktır.
1 Sheila Jeffreys, Beauty and Misogyny, New York: Routledge, 2005.
2 A.g.e., s. 28-45
3 A.g.e., s. 1.
4 A.g.e., s. 2.
5 Marilyn Frye, The Politics of Reality, 1983, içinde Sheila Jeffreys, Beauty and Misogyny, New York: Routledge, 2005
6 Nirmal Puwar, “Thinking About Making a Difference”, British Journal of Politics and International Relations, 2004 içinde Sheila Jeffreys, Beauty and Misogyny, Routledge, 2005.
7 Sheila Jeffreys, Beauty and Misogyny, New York: Routledge, 2005, s. 34.
8 A.g.e., s. 37.
9 A.g.e., s. 38.
10 David M. Halbringer, “After the Veil, a Makeover Rush”, New York Times, 1 Eylül 2002 içinde Sheila Jeffreys, Beauty and Misogyny, Routledge, 2005, s. 41.
11 Sheila Jeffreys, Beauty and Misogyny, New York: Routledge, 2005, s. 41.
12 A.g.e., s. 171-179.
13 Elizabeth Cohen, Lisa Rose Weaver ve Rosemary Church, “Plastic Surgery Becoming More Common”, 2004 içinde Sheila Jeffreys, Beauty and Misogyny, New York: Routledge, 2005
14 Sandra Bartky, Femininity and Domination: Studies in the Phenomenology of Oppression, 1990, içinde Sheila Jeffreys, Beauty and Misogyny, New York: Routledge, 2005
