Skip to main content

Soykırımı Cinsiyetlendirmek: Gazze, Filistinli Kadınların Direnişi ve Batılı Feminist Dayanışmanın Sınırları1

Sunera Thobani[2]

Çev. : Nur Kaya

Melek Hazal Topkaya

İsrail’in Gazze’ye saldırıları, Filistinli kadın ve çocukların toplu kırımıyla sonuçlandı; bu şiddet, devletin soykırımcı stratejilerinin bir parçası. Filistinli kadınlara ve çocuklara yönelik şiddet, Arap medyasında günlük olarak aktarılırken batı[3] medyasında göz ardı ediliyor veya küçültülüyor. Buna rağmen bu şiddetin, savaşın “sisi içinde” kaybolan istemsiz bir sonucu ya da İsrail ordusunun  dikkatsizliğinin talihsiz bir etkisi olmadığı açık. İsrailli siyasi liderler defalarca ve çok açıkça, özellikle Filistinli kadınların hedef alınmasını da içeren, soykırım niyetlerini dile getirdi. İsrail devleti, Gazze’de çok sayıda kadın ve çocuğun sığındığı bilinen konumları kasten bombaladı. Bu eylemler basit bir ihmalden ziyade işlenmiş suçlardı.

Her yerleşimci toplumun istikrarı, sömürülen insanların direnme güçlerini ve nesillerini devam ettirme kapasitelerini yok etme kabiliyetine bağlıdır. Kadınlar üzerinde tahakküm kurmak bu süreç için çok önemlidir ve İsrailli yetkililer bu niyetlerini gizlemişlerdir. Ayelet Shaked, çocuklarını “küçük yılanlar”[4] olarak isimlendirdiği Filistinli kadınların yok edilmesi için açık çağrı yaptı: “Gitmeliler, içlerinde yılanlar yetiştirdikleri evleri de gitmeli. Aksi takdirde oralarda daha çok küçük yılanlar yetiştirilecek.”[5] Akabinde kendisi 2015’te Adalet Bakanı olarak atandı. Savunma Bakanı Yardımcısı Dahan 2013’te Filistinlileri “canavarlar” olarak adlandırdı ve “insan olmadıklarını” iddia ederek söylemlerini sürdürdü.[6] Bu, on sene önceydi. Konuşanlar en yüksek siyasi rütbelere sahip kıdemli siyasetçilerdi.

Böylesi bir niyet ilanını aşırı sağcı ırkçıların zırvaları olarak nitelendirip savmamak gerek; bu, Filistinlilerin insanlıktan çıkarılmalarının ırksallaştırıldığı kadar cinsiyetlendirildiğini, Siyonist ulus devletin bizzat kendi yapısının ve dinsel-ırksal mantığının içine yerleştirildiğini atlamak demek olur. Bu, Filistinlilerin özgün bir halkın parçası olma haklarının yok edilmesiyle çok yakından alakalıdır. İnsanlıktan çıkarmanın benzer örnekleri Nakba’nın hemen sonrasından başlayarak görülebilir. Buna Golda Meir’in ”Filistinli insanlar diye bir şey yoktur, sadece Filistinli sığınmacılar vardır” ve Filistinli “teröristlerin” “iğrenç bir milliyetçiliğe” bağlı oldukları yönündeki yorumları da dahil. Golda Meir, Filistin Kurtuluş Örgütü’nü “masumların coşkulu katilleri” olarak tanımladı ve bu iddialarına “hiçbir Arap’ı mülksüzleştirmedik” diyerek devam etti.[7] Bu kadın bir (proto)feminist[8] olarak yüceltilen, batı dünyasının ilk kadın başbakanı olan ve kariyeri sıklıkla İsrail’in toplumsal cinsiyet eşitliğine olan üstün bağlılığını kanıtlamak için gözler önüne serilen bir kadındı.[9]

Başından beri, İsrailli kadın siyasetçilerin İsrail devletine meşruiyet ve kendilerine de bu devletin içinde bir yer kazandırmak için Filistinli kadınların varlığını hem siyasal hem de varoluşsal açıdan görünmez kılmasının hesabı hâlâ görülmedi. İsrail’in Birleşik Krallık Büyükelçisi Tzipi Hotovely, yakın zamanda Gazze’de orantısızca kadınları ve çocukları hedef alan bir insanlık krizi olduğunu inkâr ederek Golda Meir’in “Filistin halkı diye bir şey olmadığı” görüşünü yineledi. Bu söylemlerini destelemek adına, UNRWA[10] okullarını “terör okulları” olarak isimlendirdi ve iki devletli çözüm çerçevesinde Filistinlilerle herhangi bir barış fikrini kesinlikle reddederek Gazzelilerin “tekrar eğitilmesi” için çağrı yaptı.[11] Tzipi Hotovely’nin Mescid-i Aksa Yer- leşkesi’nin ve Filistin köyü Han El-Ahmar’ın yıkımını desteklediği bildiriliyor.[12] Filistin halkının ortadan kaldırılması için çağrı yapan ve siyasi alanda Filistinli kadınları ve çocukları görünmez kılan İsrailli kadın siyasetçilerin toplumsal cinsiyet eşitliği sembolleri olarak gösterilmeleri, yerleşimci sömürgecilik projesinin toplumsal cinsiyet politikalarına ne kadar derinden nüfuz ettiğini gösteriyor. Ulus devletin, toplumsal cinsiyet politikalarında İsrailli kadınları yüceltmesi ile Filistinli kadınları ırksal ve siyasal olarak “silmesi” -hatta Siyonist projenin gerçekleşmesinin önünde engel oluşturdukları gerekçesiyle onlara gaddarca davranması- paralel ilerliyor.

Bu kurucu nitelikteki mantık doğrultusunda Savunma Bakanı Gallant, Hamas’ın 7 Ekim saldırılarından sonra “Gazze’nin tamamen kuşatılmasını” emretti ve bunu dünyaya “insan denen hayvanlarla kavga ediyoruz ve ona göre davranacağız,” diye duyurdu. Bu “kavganın” tam olarak ne anlama geldiğiyle ilgili bir şüphe kalmaması için de “elektrik, yemek, benzin olmayacak, her şey kapatıldı” açıklamasında bulundu.[13] Bu açıklamaların gölgesinde kalmamak adına Başbakan, Filistinlileri “karanlığın evlatları” olarak tanımladı. Bu açıklamayı, “Hamas’ı yok etme” hedefi taşıdığı belirtilen bu korkunç katliamı haklılaştırmak amacıyla yaptı. İsrail’in en güçlü siyasi destekçisi olan Biden yönetimi bile bu amaca gerçekten ulaşılamayacağını kabul ettiği halde İsrail bu hedefi ortaya koydu.

Gazze’de amaçlanan şu: Filistinli kadınlar ve çocukların kırımı, evlerinin, okullarının, camilerinin, fırınlarının, dükkanlarının, kiliselerinin ve hastanelerinin -kısaca günlük hayatlarını ve geçimlerini sürdüren tüm altyapının yıkımı. Gazze’deki sayılar bunu ortaya koyuyor. 7 Ekim’den beri 20.000’den fazla Filistinli katledildi. Sayılar her geçen saat artıyor ve saldırı bittikten sonra hesaplanacak ölü sayısının çok daha yüksek olacağına hiç şüphe yok. Katledilenlerin %70’i kadınlar ve çocuklardan oluşuyor.[14] Birleşmiş Milletler 50.000 hamile kadının bu felaket koşullarında doğum yapacağını tahmin ediyor. Al Jazeera, her gün tahminen 180 kadının temiz su, ağrı kesiciler, elektrik, tıbbi gereçler ya da sağlık hizmetleri olmadan doğum yaptığını bildiriyor. Anneler bebeklerine kirli su kullanarak mama veriyor, çocuklarını beslemek için aç kalıyor.

UNICEF, Gazze’nin kıtlık sınırında olduğu konusunda uyarıyor. Beş yaşından küçük bütün çocuklar “yetersiz beslenme ve önlenebilir ölüm açısından yüksek risk” altında.[15] Fakat İsrail, bu sefer Bureyc ve Nuseyrat’tan, Filistinlilerin “ölüm koridoru” diye adlandırdığı yer boyunca uzanan[16] bir başka tahliye daha emretti. İçlerinde yaralı kadınların ve çocukların da olduğu Gazzelilere, İsrail’in “güvenli rotalar” olarak adlandırdığı ve bu rotada askerlerinin hareket hâlindeki çoğu kişiyi tutukladığı, vurduğu ve öldürdüğü yerleri kullanarak gitmeleri söylendi.

Bölgedeki bu gerçekler İsrail devleti, ordusu, yurttaşları ve kırıma olanak veren silahları sağlayan Avrupalı devletler ve Amerikan devleti tarafından bilinmiyor değil. Katledilenlerin yanında binlerce kadın ve çocuk daha acımasız bombardımanlarda yaralanıyor ve sakatlanıyor. Genç bir anne ve mütercim tercüman olan Azhaar Amayreh, su ve yemek bulmak için uğraşarak İsrail devlet terörünün gölgesinde aile- sine bakarken kendinin ve çocuğunun hayatından bir günü anlatıyor. Azhaar Amayreh sonra şöyle diyor: “Mümkün olan her yönden bize yöneltilmiş yaylım ateşlerini ve bombaları düşününce buradan canlı çıkmayacağımız çok kuvvetli bir ihtimal, hatta kesin.” Dünyanın an- lamasını ve hatırlamasını istediği mesaj kısa, net ve çarpıcı; bu aynı zamanda bir itham: “Sonuna kadar dayanmamı sağlayan üç şey var: Allah’a olan inancım, küçük kızıma olan sevgim ve damarlarımdaki Filistinli kanı.”[17]

Gazzeli kadınlar çocuklarını, akrabalarını, destek sistemlerini kaybediyor ve buna rağmen, dünyanın her gün şahit olduğu üzere, bu çaresiz şartlar altında yaşamaya devam ediyorlar. Çocuklarından ve ailelerinden, hayatlarından ve mallarından kurtarabildiklerini kurtararak her an ölüm tehdidi altındayken bile topluluklarını bir arada tutuyorlar. Gazze’den her gün gelen röportajların, sosyal medya paylaşımlarının ve haber aktarımlarının gösterdiği üzere direnişlerinin ruhu cesaretini koruyor.

Bir İsrail hapishanesinden kısa bir süre önce serbest bırakılan bir kadın medyaya şunları söyledi: “Tanrı direnişi kutsasın. Onlar olmadan asla serbest bırakılmazdık. Özgürlüğümüzün sebebi onlar. Onurumuzun sebebi onlar. Başımızı dik tutuyorsak sebebi onlar. Onlar olmadan asla hiçbir tutsak serbest bırakılmazdı.” Şöyle devam ediyor: “Biz salınırken ‘Diab’ isimli bir yüzbaşı, kendisi bir ezikti, yanıma geldi. Ona dedim ki bugün beni sebepsizce hapsettin ama sonunda zafer kazanan biz olduk. O da dedi ki: ‘Serbest bırakılman sebebiyle kutlama yapmak yasak.’ Ona tüm Filistinlilerin serbest bırakılmamı kutlayacağını söyledim. Filistinli insanlar bir devrimin ortasında. Sonra beni tekrar tutuklaya- cağını söyledi ama kimse benim azmimi kıramaz.”[18]

Daha genç olan Filistinli kadınlar büyüklerinden ve bu olayları yaşamış olan kadınlardan, Nakba’yı ve İsrail’in Gazze’de daha önceki saldırılarını öğreniyor. Filistinli kadınlar; Birleşik Krallık Mandası’na karşı koymak için 1910’da oluşturulan Filistin Kadın Kongresi’nin kuruluşunda olduğu gibi 1936’da Filistinli erkeklerin tutulduğu hapishane baskınında da varlardı. Çok sayıda Filistinli erkek tutuklanınca, öldürülünce ya da sınır dışı edilince 1987’de başlayan Birinci İntifada’da da önderdiler. Eve dönüş hakkı mücadelelerinde ve kitle boykotları örgütlerken Filistinli kadınlar direnişin hem belkemiği oldu hem de ön saflarında yer aldı.[19] Hep birlikte sınır dışı edilmeyi atlattılar; tutuklandılar, hapsedildiler ve sürekli gözetim altında tutuldular.[20] Defalarca evleri yıkıldı, İsrail’in Gazze Şeridi’ndeki nüfusu en düşük seviyede tutmak için tasarladığı cezalandırıcı ablukasına rağmen hayatta kaldılar. Bu kadınların ve çocukların sığındığı gittikçe küçülen alanlar -diğer tüm sivil alanlar gibi uluslararası hukuka göre orduların saldırması yasak olan yerler- Birleşmiş Milletler merkezleri de dahil olmak üzere kasten ve sistematik olarak yok ediliyor. Birleşmiş Milletler, Gazze  “binlerce çocuk için bir mezarlığa” dönüşüyor diye uyarıyor.[21] İsrail bombardımanlara devam ediyor. Yine de Gazzeli kadınlar direniyor. İsrail, fırınları ve balıkçı teknelerini yakıp yıktığında Gazze’nin her işin altından kalkan kadınları geleneksel kil fırınları yapıyor; takas ediyor ve kullanıyor.[22]

Bu noktaları dile getirmemin sebebi Filistinli erkeklere yönelik şiddeti küçümsemek veya reddetmek değil. Onlar da bu şiddet yüzünden rastgele öldürülüyor, yaralanıyor, sakatlanıyor, dehşete düşüyor ve travma yaşıyorlar. Yakın bir zamanda, BM  okullarında barınan onlarca erkek; İsrail askerleri tarafından toplandı, iç çamaşırlarına kadar soyularak alenen aşağılandı ve götürüldü.[23] Burada vurgulamak istediğim nokta, İsrail’in Filistin’in varlığını yok etme çabalarına karşı durarak aileyi ve toplumu bir arada tutan, gelecek nesillerin anneleri olan ve diğer tüm anti-emperyalist devrimlerde olduğu gibi direniş ruhunu canlı tutarak çocuklarına aktaranların kadınlar olduğudur.

Gazze’deki direnişe katılan ve mücadele eden gençlik ve ergenlik çağındaki erkekler, annelerinden ve kız kardeşlerinden ilham aldıklarını söylüyorlar. Enkazdan çıkarken kahraman ve şehit olarak tanımladıkları anneleri ve kız kardeşlerini kaybetmenin yasını tutuyorlar. Kadınların bu direniş kültürünü şekillendirmede merkezî bir rolleri var, içinde bulundukları topluluklarda ve hareketlerde kritik bir etkiye sahipler. Frand Fanon; A Dying Colonialism (Can Çekişen Sömürgecilik) adlı eserinde, Cezayirli kadınların direnişe katılma kararının, Fransız İstilası’nın cinsiyet temelli şiddetini ortaya çıkardığını ve Cezayir aile yapısında cinsiyet rolleri ve ilişkilerinin şekillenmesi için olanak yarattığını açıklar: “Cezayirli kadın mücadelenin kalbinde yer alıyor. Tutuklanan, işkence gören, tecavüze uğrayan ve baskılananlar olarak işgalcinin şiddetine ve insanlık dışı muamelesine tanıklık ediyorlar.

Hemşire, arabulucu, savaşçı olarak mücadelenin derinliğine ve yoğunluğuna tanıklık ediyorlar.”[24]Kadınların direnişe katılma  kararı, onları destekleyen ailenin kolektif bir kararı hâline geldi. Cezayirli ailenin bu organik dönüşümü; nüfusu, ortak hedefleri olan Fransız işgalinin sona ermesi noktasında bir araya getirdi.

Filistinli kadınlar, halklarının direnişinde temel bir rol oynuyorlar. Bu, Gazze’de ve Orta Doğu, ABD, Kanada ve Avrupa’daki Filistin’i destekleyen halk hareketlerinin seferberliğinde hatta dünya genelinde açıkça görülmektedir. Bugün Gazze, ABD önderliğindeki emperyalist düzenin, Orta Doğu’daki İsrail mevzileriyle karşı karşıya olduğu cephe hattıdır ve Filistinli kadınlar bu direnişte öncü konumdadırlar.

Şüphesiz bu durum Amerika ve İsrail için riskli, ağır sonuçlar doğura- bilir. ABD liderliğindeki ittifakın; Afganistan ve Irak’taki yenilgileri, İsrail devletinin siyasi, askeri ve istihbarat alanındaki başarısızlıklarını ortaya çıkardı. Bunun ardından ABD’nin bölgeyi istikrarsızlaştırmaya devam etme ve bu sayede dış politika çıkarlarını gözetme becerisi aniden sorgulanmaya başlandı. ABD zaten düşüşte olan bir imparatorluktu. Orta Doğu ve Kuzey Afrika’da Filistin davasına verilen halk desteğinin İsrail’in Arap ülkeleriyle ilişkilerini normalleştirme çabasını alt üst etmesi nedeniyle ABD’nin bölgeye yönelik dış politikası artık paramparça durumda. Bu katliamın sona ermesi gerektiğine yönelik dünya çapındaki güçlü fikir birliğine ve BM’nin tüm çabalarına rağmen Gazze’de ateşkesi sağlama konusunda tamamen aciz olduğunu açıkça kanıtlaması bölgedeki krizi daha da şiddetlendirdi. ABD imparatorluğu teröre karşı küresel savaş nedeniyle zayıflamakla kalmadı, İkinci Dünya Savaşı’nın sonundan bu yana yürürlükte olan uluslararası kurumsal düzenlemelerin de ABD-İsrail-Avrupa ittifakını açıklama konusunda tamamen yetersiz olduğu da ortaya çıktı.

Bu koşullar altında, batılı feministlerin Gazze’deki şiddete verdiği tepkinin -çoğunlukla sessizlik- Afganistan’da ABD öncülüğünde yürütülen teröre karşı savaştaki tepkiden ne kadar farklı olduğuna tanık olmak oldukça çarpıcı. Batılı feministler, İsrail devletinin ve onun sahip olduğu yerleşimci toplulukların Filistinli kadınlara (ve erkeklere) uyguladığı şiddetten çok, sömürgeleştirilmiş kadınlara sömürgeleş- tirilmiş erkekler tarafından yani Filistinli kadınlara Filistinli erkekler tarafından uygulanan şiddet ile her zaman daha fazla ilgilendiler.[25] Her yerdeki köleleştirilmiş ve sömürgeleştirilmiş kadınlar, düşmanlığı bu topluluklardaki erkeklere yönlendiren “feminist dayanışma” politikalarına aşinadır.

Bu feminist politikanın altında yatan ırkçılık, onlarca yıldır Batılı feminist dayanışmaları şekillendirdi. Bu ırkçılığa Yerliler, Siyahlar ve diğer beyaz olmayan kadınlar karşı çıkmışlardı. Ancak bugün Filistinli kadınlara yönelik ırkçılığın ana hatları, Gazze kuşatması ve Afganistan’ın işgaliyle (2001) karşılaştırıldığında özellikle aydınlatıcı oluyor.

Yirmi yıl süren Afgan Savaşı sırasında Batılı feministlerin Afgan kadınını çaresiz ve kurtarılmaya muhtaç olarak kurgulaması; Müslüman kadını da erkekleri, ailesi, dini ve kültürü tarafından baskı altına alınan pasif bir nesne olarak ırksallaştırdı. Müslüman erkeğin ve İslam’ın şeytanlaştırılması, Afgan/Müslüman kadının “değerli” bir kurban hâline getirilmesinin temelini oluşturdu. O zamanlar çoğumuzun iddia ettiği gibi batılı feministler, Afgan kadınlarını “kurtarmak” için çalışarak, devletlerinin çıkarlarını ilerletmek için İslamofobiyi cinsiyetlendirerek devletleriyle ortak bir amaçta buluştular.[26] Teröre karşı savaş sırasında bu türden bir “feminist dayanışmanın” temeli, İslam’ın ve Müslüman erkeklerin doğaları gereği kadın düşmanı olarak şeytanlaştırılmasına ve aynı zamanda batı sekülerizminin eşitlikçiliğe yönelmiş ve dolayısıyla özünde üstün olarak yüceltilmesine dayanıyordu.[27] Afgan/Müslüman kadına batılı-laik-feminist toplumsal cinsiyet normlarının ve değerlerinin dayatılması, hatta daha iyisi, bu değerlerin isteyerek benimsenmesi bu kadınların kurtuluşunun koşulu hâline geldi.

Emperyalist devletle böylesi bir gizli anlaşmanın batılı feministlere kendi ilerlemeleri için fırsatlar sunması küresel savaşın yirmi yılı boyunca önemsiz bir faktör değildi. Batılı feministlerin bu devlet için kendi “feminist dış politika”[28] markalarını oluşturmak üzere “Afgan kadınının dramı” olarak adlandırdıkları durumu kullanmaları bu durumun önemli bir örneğiydiPeki feminist dış politika bu kriz anında ne sunuyor?

Filistinli kadınların durumunda ise farklı türde bir ırkçılık ve İslamofobinin iş başında olduğunu görüyoruz. Filistin karşıtı İsrail propagandası, uzun süredir İslamofobik anlatılara ve Filistinli/Müslüman erkeklerin yanı sıra kadınların insan bile olmadığı dolayısıyla siyasi açıdan var olmadığı şeklindeki karikatürlere yatırım yapıyor. Dahası ABD öncülüğündeki teröre karşı savaşa ilişkin batılı kurumlarda, özellikle de hukuk, üniversite ve medyada açıkça kurumsallaştırılan İslamofobik söylemler, Gazze’de yaşanan soykırıma yönelik her türlü muhalefete saldırmak için şimdi yineleniyor. İsrail propagandasının teröre karşı yürütülen İslamofobik mücadeleyle birleşimi; bu kurumların yönetim uygulamalarına, politikalarına ve kültürlerine nüfuz ediyor. Filistinli kadınlar İsrail-Batı tahayyülünde o kadar insanlıktan çıkarıldı ki onların toplu katliamları, günlük ve canlı olarak rapor edilse ve sürgündeki aileleri tarafından doğrulansa bile bu kurumların yalnızca sansür ve misillemelerine yol açtı. Batılı feminist siyasette, örgütlerde ve hareketlerde de durum böyleydi.

Gazze bir yerleşimci sömürgecilik örneğidir ve diğer tüm sömürgeci çabalar gibi bu da bir ırk meselesidir. Gazze aynı zamanda bir İslamofobi meselesidir. Sayılan bu konuların her biri aracılığıyla -sömürgeci soykırım, ırksal insanlıktan çıkarma ve İslamofobik şeytanlaştırma- Batılı feminist hareketler; Filistinli kadınların direnişine, onların adalet mücadelesine ve işgale son verilmesi talebine sırt çevirdi. Bugün direnişe enerji veren, ister Gazze’de ister Filistin’in geri kalanında ister diasporada olsun, Filistinli kadınların kararlılığıdır. Onlar yalnızca İsrail’e karşı değil, aynı zamanda batılı kurumlara karşı da önemli bir güçler. Filistinlilerin varlığını silmeyi amaçlayan soykırıma karşı olanları susturma ve cezalandırmada ortaklaşan (ama sonuçta başaramayan) ve bizzat kendi belirttikleri görevlere ters düşen batılı kurumlara karşı toplu direnişte önemli rol oynuyorlar.

Filistin’in BM Temsilcisi Riyad Mansour, Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin kurulduğu Roma Statüsü konulu toplantıda “İsrail, tüm dünya izlerken Gazze Şeridi’nde yaşam için gereken her türlü temel kaynağı etkili bir şekilde ortadan kaldırdı.” dedi.[29] Ancak uluslararası hukuk sömürgeleştirilmiş halkları korumak için geliştirilmemişti.[30] Bugün, Avrupalı-Amerikalı güçlerin İsrail devletinin uluslararası hukuk kurallarını çiğnemesini durdurmaya yönelik her girişimi engellemesine bütün dünya tanıklık ederken ırk, cinsiyet, sömürgecilik, emperyalizm ve uluslararası hukuk arasındaki bağlantılar her zamankinden daha açık bir şekilde görülüyor. Günümüzde uluslararası hukukun ne olduğuna en güçlü ve en militer devletler karar veriyor.

Dünyanın dört bir yanındaki yeni nesil kadınlar, İsrail’in bu zalim ve yıkıcı şiddetinden ders alıyor ve buna karşı seslerini yükseltiyor. Bu kadınlar için Gazze’ye yapılan saldırı, onları dönüştüren siyasi deneyimler arasında yer alacak; ırksal cinsiyete dayalı şiddetin uluslararası düzeni nasıl teşkilatlandırdığına, uluslararası politika ve hukukun işleyişini nasıl şekillendirdiğine dair hayati bir ders olacak. Ayrıca Filistinli kadınlardan direnişin anlamı konusunda hem İslami hem de laik siyasi perspektiflerden hayati bir ders alıyorlar. Buna karşılık bu genç kadınlar “Ateşkes, hemen şimdi!” diyerek dayanışma kuruyorlar. “İşgale artık son verin!” diyorlar. “Adalet yoksa barış da yok!” diyorlar. Kadın dayanışmasının anlamını baştan sona yeniden tanımlıyorlar. Kendi aktivizmleri ise Filistinli/Müslüman kadınların mücadelesini merkeze alarak şekilleniyor.

 

[1] Metnin İngilizce orijinali için bkz. Sunera Thobani, “Gendering Genocide: Gaza, the Resistance of Palestinian Women, and the Limits of Western Feminist Solidarity”, Milestones, 21 Ocak 2024 tarihinde erişilmiştir. <https:// www.milestonesjournal.net/reflections/gaza2023/2023/12/28/gendering- genocide-gaza-the-resistance-of-palestinian-women-and-the-limits-of- western-feminist-solidarity> Yayıncının ve yazarın izniyle çevrilmiştir. (ç.n.)

[2] Sunera Thobani, University of British Columbia’da Asya Çalışmaları Bölümü’nde ordinaryüs profesördür. En son yayınları arasında Contesting Islam, Constructing Race and Sexuality: The Inordinate Desire of the West (2020, Bloomsbury Academic) ve Coloniality and Racial (In)Justice in the University (2021, University of Toronto Press) bulunuyor.

[3] Yazarın orijinal metindeki küçük harf tercihine sadık kalındı. (ç.n.)

[4] Gideon Resnick, “Knesset Member Walks Back on Facebook Post Calling Palestinian Kids ‘Little Snakes’”, 14 Nisan, 2017, 29 Ocak 2024 tarihinde erişilmiştir. <https://www.thedailybeast.com/knesset-member-walks-back-on-facebook-post-calling-palestinian-kids-little-snakes>

[5] “Israel’s Leaders: In Their Own Words”, 29 Ocak 2024 tarihinde erişilmiştir. <https://www.palestineadvocacyproject.org/quotes/>

[6] “Israel’s Leaders: In Their Own Words”, 29 Ocak 2024 tarihinde erişilmiştir.

<https://www.palestineadvocacyproject.org/quotes/>

[7] Golda Meir, “Golda Meir on the Palestinians: Original NYT Op-Ed Text”, 5 Kasım 2023, 29 Ocak 2024 tarihinde erişilmiştir. <https://aish.com/golda-meir- on-the-palestinians/>

[8] Protofeminizm, modern feminizmin gelişmediği dönemlerde, bugünden bakıldığında feminist olarak adlandırabileceğimiz konseptler için kullanılır. (y.h.n.)

[9] David Klion, “The Strange Feminism of Golda”, 1 Eylül 2023, 29 Ocak 2024 tarihinde erişilmiştir. <https://newrepublic.com/article/175229/strange- feminism-golda-helen-mirren-biopic-movie-review>

[10] Birleşmiş Milletler Yakın Doğu’daki Filistinli Mültecilere Yardım ve Bayındırlık Ajansı (ç.n.)

[11] Jacob Magid, “Israeli envoy to UK: ‘Absolutely No’ Chance of a Palestinian State”, 14 Aralık 2023, 29 Ocak 2024 tarihinde erişilmiştir. <https://www.timesofisrael.com/liveblog_entry/israeli-envoy-absolutely-no-chance-of-a- palestinian-state/>

[12] bkz. Asa Winstanley, “Israel’sNext UK Ambassador is a Settler Extremist”, 12 Haziran, 2020, 29 Ocak 2024 tarihinde erişilmiştir. <https://electronicintifada. net/blogs/asa-winstanley/israels-next-uk-ambassador-settler-extremist>

[13] Emanuel Fabian, “Defense Minister Announces ‘Complete Siege’ of Gaza: No Power, Food or Fuel”, 9 Ekim 2023, 29 Ocak 2024 tarihinde erişilmiştir.<https://www.timesofisrael.com/liveblog_entry/defense-minister-announces- complete-siege-of-gaza-no-power-food-or-fuel/>

[14] Ali Sawafta ve Maggie Fick, “How Many Palestinians have Died in Gaza? Death Toll Explained”, 9 Aralık 2023, 29 Ocak 2024 tarihinde erişilmiştir.<https://www.reuters.com/world/middle-east/how-many-palestinians-have- died-gaza-war-how-will-counting-continue-2023-12-06/>

[15] UNICEF, Statement by UNICEF on the risk of famine in the Gaza Strip”, 22 Aralık 2023, 29 Ocak 2024 tarihinde erişilmiştir. <https://www.unicef.org/press-releases/statement-unicef-risk-famine-gaza-strip>

[16] Maram Humaid, “Israel Orders ‘Death Corridor’ Evacuation for Palestinians

in Central Gaza”, 23 Aralık, 2023, 29 Ocak 2024 tarihinde erişilmiştir. <https:// www.aljazeera.com/features/2023/12/23/palestinians-in-central-gaza-flee- along-death-corridor-after-israel-order/>

[17] Azhaar Amayreh, “A Day in the Life of a Mother and Child in Gaza”, 23 Aralık 2023, 29 Ocak 2024 tarihinde erişilmiştir. <https://mondoweiss. net/2023/12/a-day-in-the-life-of-a-mother-and-child-in-gaza/>

[18] “Palestinians in the West Bank Celebrate Prisoners Released from Israeli Prison”, Middle East Eye, YouTube, 25 Kasım 2023, 29 Ocak 2024 tarihinde erişilmiştir. <https://www.youtube.com/watch?v=-8rofNFJjas>

[19] Farrah Khoutteineh, “International Women’s Day: When Palestinian Women Brought Israel’s Occupation to the Brink of Collapse”, 8 Mart 2023, 29 Ocak 2024 tarihinde erişilmiştir. <https://www.newarab.com/opinion/iwd-remembering-palestinian-womens-resistance>

[20] Örneğin bkz. Nadera Shalhoub-Kevorkian, Militarization and Violence against Women in Conflict Zones in the Middle East: A Palestinian Case Study, Cambridge University Press, 2010 ve Nahla Abdo, Captive Revolution: Palestinian Women’s Anti-colonial Struggle Within the Israeli Prison System, Pluto Press, 2014.

[21] Raja Abdulrahim, “The War Turns Gaza into a ‘Graveyard’ for Children”, 18 Kasım 2023, 29 Ocak 2024 tarihinde erişilmiştir.  <https:// www.nytimes.com/2023/11/18/world/middleeast/gaza-children-israel. html#:~:text=Gaza%2C%20the%20United%20Nations%20warns,ruins%20%E2%80%94%20is%20a%20Sisyphean%20task>

[22] Abdelhakim Abu Riash ve Maram Humaid, “As People Run Out of Fuel in Gaza, Clay Ovens are Back in Demand”, 21 Kasım 2023, 29 Ocak 2024 tarihinde erişilmiştir. <https://www.aljazeera.com/gallery/2023/11/21/traditional-clay-ovens-in-demand-as-fuel-shortages-continue-in-gaza>

[23] Joseph Stepansky ve Farah Najjar, “Israel-Hamas War Updates: Gaza Faces Heavy Israeli Bombardment”, 7 Aralık, 2023, 29 Ocak 2024 tarihinde erişilmiştir. <https://www.aljazeera.com/news/liveblog/2023/12/7/israel-hamas-war-live-palestinians-face-another-night-under-israeli-bombs>

[24] Frand Fanon, Studies in A Dying Colonialism. New York: Monthly Review Press, 1967, s. 66.

[25] Gayatri Spivak. “Can the Subaltern Speak?”, Marxism and the Interpretation of Culture, (ed.) Nelson ve Grossberg. Basingstoke: Macmillan Education, 1998, s. 271-313.

[26] Bkz. Sunera Thobani, “War Frenzy,” Meridiens 2 (2) 2002; Lila Abu Lughod, Do Muslim Women Need Saving? Cambridge: Harvard University Press, 2015. Ayrıca bkz. Sunera Thobani, Contesting Islam, Constructing Race and Sexuality. New York City: Bloomsbury Academic, 2020.

[27] Bireysel erkek şiddetine batılı feministlerintekil odaklanması, bu söylemde “namus cinayeti”, “kadın sünneti”,  “başlık parası ölümü” gibi bireysel kadın düşmanı şiddet eylemleri söz konusu olduğunda hemen gündeme getirilen bir kavram olan “kadın cinayeti” tartışmalarında açıkça görülmektedir. Ancak İsrail devletinin Gazze’de kadınları öldürmesiyle ilgili olarak bariz bir şekilde gündeme getirilmedi. Bkz. Dr. Birgit Sauer, “Defining and Identifying Feminicide: A Literature Review,” 2021, Avrupa Cinsiyet Eşitliği Enstitüsü, Avrupa Birliği Yayın Ofisi.

[28] UN Women, Feminist Foreign Policies: An Introduction. Birleşmiş Milletler, 2022, 29 Ocak 2024 tarihinde erişilmiştir. <https://www.unwomen.org/sites/default/files/2022-09/Brief-Feminist-foreign-policies-en_0.pdf>

[29] Farah Najjar ve Joseph Stepansky, “Israel-Hamas War Updates: UN Chief Invokes Rare Article 99 over Gaza War,” 6 Aralık 2023, 29 Ocak 2024 tarihinde erişilmiştir. <https://www.aljazeera.com/news/liveblog/2023/12/6/israel-hamas-war-live-gaza-death-toll-climbs-as-israel-pounds- enclave?update=2538711>

[30] Bkz. Antony Anghie, Imperialism, Sovereignty and the Making of International Law, Cambridge: Cambridge University Press, 2005.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Turkish