Skip to main content

Ortadoğu Kadın Hareketleri Tarihi

Havin Sincar 
Hêlîn Batar 
Öykü Eke 
Selenay Boz

Ortadoğu’yu ve Ortadoğu tarihini incelerken kullanılan Avrupa merkezli klasik teoriler modernleşmeyi lineer, kaçınılmaz, daima arzu edilen ve mutlaka seçkinlerin yönlendirdiği bir süreç olarak görür ve toplumların Batılılaşmadıkça modern tarihin bir parçası olmadığını varsayar.[1] Bu teoriler, Ortadoğu’nun modernleşme sürecini Avrupa’nın 1798’de Napolyon’un Mısır’ı işgali ile bölgeye müdahalesinden başlatır ve sürecin milliyetçilik gibi Batı’dan ithal ideolojilerin etkisiyle devam ettiğini savunur. Bu ana akım anlayışa göre Ortadoğu, gelenek ile modernlik arasında, “gelişmekte olan” kategorisinde takılı kalmıştır.[2] 1970’lerde yapılan eleştiriler, modernleşme teorilerinin ideolojik varsayımlarını reddeder ve ortaya konan tarih anlatısının gerçeğin kendisinden ziyade “iktidar, bilgi ve zenginlik arasındaki dengeyi korumak gibi yeni bir sömürgeci arzuyla gerçeğin yorumlanması” olduğunu söyler.[3] Geliştirilen alternatif teoriler, Batı’yı değişimin unsurlarından yalnızca biri olarak kabul ederek Ortadoğu’daki iç ve dış dinamiklerin etkileşimine vurgu yapar. Bu teoriler Ortadoğu tarihinin seçkin olmayanların da tarihi olduğunu ve klasik teorilerin tekdüzeliğine karşı değişim ve devamlılığın biraradalığını savunur. Ortadoğu günümüzde hâlâ Batı merkezci bir bakışla, yekpare bir geri kalmışlık içinde, yalnızca savaşların ve kaosun hüküm sürdüğü, otoriteye boyun eğmeye gönüllü toplumların yaşadığı bir bölge olarak algılanıp tarif edilir.

Ortadoğulu kadınlar, çoğunlukla edilgenlik ile özdeşleştirilmiş ve toplumsal konumları modernleşme sürecinin tamamlandığının kanıtına indirgenmiş ancak kadınlar toplumsal değişimi gerçekleştiren öznelerden biridir. Bu yazıda Ortadoğulu kadınların 20. yüzyıl boyunca sürdürdükleri mücadele ve direnişlere odaklanıldı. Ortadoğu kadın hareketleri tarihi, Mehmet Fatih Nas’ın “Bölgesel ve Küresel Dinamikler Bağlamında Ortadoğu’da Kadın Hareketi” adlı tezinde önerdiği dönemselleştirme kullanılarak “Kolonyal Dönemde Kadın Hareketleri”, “Devlet Güdümünde Kadın Hareketleri” ve “Bağımsız Kadın Hareketleri” başlıkları altında ele alındı. Tarihin böylesi keskin çizgilerle ayrılamayacağını ve toplumsal değişimlerin her yerde aynı şekilde yaşanmadığını akılda tutmak gerekir. Ancak yüz yılı aşkın bir süreçte oldukça geniş bir coğrafyadaki kadın hareketlerini incelemeyi kolaylaştırması açısından yazı boyunca bu dönemselleştirme kullanıldı.

Kolonyal Dönemde Kadın Hareketleri

Ortadoğu’nun kolonyal tarihinin, 19. yüzyılın ikinci yarısında Osmanlı Devleti’nin güç kaybetmesi ile İngiltere ve Fransa’nın Arap eyaletlerini işgal etmesi ile başladığı söylenebilir. Bu dönemde Kuzey Afrika ülkeleri tamamen sömürgeleştirilirken Bereketli Hilal[4] ve Arap Yarımadası, Osmanlı hâkimiyetinde kalmaya devam etmiştir. I. Dünya Savaşı sonrasında ise ulusların kendi kaderlerini tayin hakkını öngören Wilson Prensipleri’nin etkisiyle yeni ulus-devletler inşa edilmeye başlanmış ancak kendi kendilerini yönetebilecek gelişmişliğe sahip olmadığı savunulan bu devletler İngiliz ve Fransız mandası hâline gelmişti. Manda yönetimleri, farklı ve daha özgürlükçü sistemler olarak sunulsa da pratikte sömürgecilikten çok farklı sonuçlar doğurmamıştır. Sistem, II. Dünya Savaşı sonrası büyük ölçüde ortadan kalksa dahi Ortadoğu’nun Batı’ya ekonomik ve siyasal bağımlılığı devam etmiştir. Manda yönetimleri, demografik ve toplumsal yapıyı göz ardı eden ülke sınırları ve yönetimleri tesis etmiş; böylece ulusal kimlikler yerine etnisiteye, dine ve mezhebe dayalı siyasal kimliklerin ve çatışmaların oluşmasına neden olmuştur. Bu çatışmalara ek olarak parlamenter ve bürokratik geleneklerin oluşmasına engel olunmasının etkisiyle söz konusu devletler 1930’lu yılların sonlarında bağımsızlıklarını kazansalar da askeri darbelerle kesintiye uğramayan sivil yönetimlere sahip olamamıştır.[5]

Ortadoğu’da 1950’lere dek süren ve bölgeden bölgeye değişen toplumsal, ekonomik ve siyasal etkileri olan kolonyalizm; kolonyal güçlere karşı yürütülen güçlü ulusalcı hareketler doğurmuştur. Ulusal bağımsızlık mücadeleleri ve kadınların bu mücadelelere katılımı, Ortadoğu’da kadın hareketlerinin ortaya çıkmasında ve hareketlerin öne çıkan gündem, talep ve mücadele yöntemlerinde belirleyici olmuştur.

19. yüzyıl sonunda ve 20. yüzyıl başında artan okullaşma ve gelişen basın yayın ağları eğitimli bir aydın sınıfın oluşmasını sağlamış, aynı yıllarda etkisini göstermeye başlayan milliyetçilik ve modernleşme akımlarıysa ulusalcı mücadelenin düşünsel arka planını oluşturmuştur. Kadınların hem toplumsal konumu hem de rol ve sorumlulukları yükselen milliyetçilik ve modernleşme tartışmalarının merkezinde yer almıştır. Dönemin reformist erkekleri toplumsal geri kalmışlık ile kadınların ikincil statüsü arasında paralellik kurmuş ve ilerlemenin aynı Batı medeniyetlerinde olduğu gibi ancak kadınların kamusal yaşama katılımı ile mümkün olabileceğini savunmuştur.[6] Kadın sorunu tartışmalarında en öne çıkan başlık kadınların eğitimidir. Ek olarak çalışma hakkı ve ekonomik bağımsızlık, İslam’ın kadınlara uyguladığı ayrımcılık ve baskı, örtünme, evlilik ve kadınların yasal hakları da gündeme getirilmiştir.[7] Reformist erkeklerin 19. yüzyılda kadın sorunu üzerine yazdıkları, yüzyıl sonunda özellikle roman, öykü ve fikir kitaplarıyla sonrasında da kadın dergileri ve araştırma inceleme türünde eserlerle devam eden kadın yayıncılığının öncülleri olarak değerlendirilebilir.[8] Erkek aydınların açtığı bu tartışmalar hem içinde bulundukları yönetici, seçkin sınıfın kadınlara yaklaşımını belirlemiş hem de bu sınıfa mensup kadınların ulusalcı mücadeleye ve kamusal alana katılımının önünü açmıştır.[9] Ancak milliyetçilik ve modernleşme ideolojilerinin kadınlar için çelişkili roller öngördüğü gözden kaçırılmamalıdır. Örneğin bir yandan kadınların erkeklerle eşit bireyler olarak silahlı mücadeleye katılımı, diğer yandan anne ve eş gibi geleneksel rollerin yeniden üretimiyle ulusal kültürün koruyucu ve taşıyıcıları olduğu savunulmuştur. Milliyetçiliğin kadınlar üzerindeki yıkıcı etkileri Filistin örneğinde çarpıcı bir hâl alır. Toprakların savunulmasıyla özdeşleştirilen kadın bedeni ve namusu özellikle kırsalda yaşayan kadınlar üzerinde kontrol ve baskı mekanizmasına dönüşmüş, Filistinli erkeklerin hem topraklarını hem de kadınları korumak için şiddet dolu yöntemlere başvurmasına neden olmuştur. Ayrıca neredeyse tüm Ortadoğu’da devletlerin bağımsızlığı sonrasında kadınların ulusal mücadeleye katılımları yok sayılmış, vadedilen yasalar önündeki eşitlik hayata geçirilmemiş, bu tartışmaların özel alana yansıması ise yok denecek kadar az olmuştur.[10]

Üst orta sınıftan kadınlar, ulusal mücadeleye doğrudan katılım sağladıkları 1920’li yıllar öncesinde okuma yazma ve meslek edinme kursu, yetimhane, hastane ve sığınma evi girişimleriyle yardım ve eğitim faaliyetleri yürütmüştür. Böylece kadınlar hem kolektif çalışma ve örgütlenme deneyimi edinmiş hem de 1882 İngiliz işgali sonrası Mısır örneğinde görülebileceği gibi manda yönetimlerinin ve yerel erkek yöneticilerin yerine getirmediği yükümlülükleri üstlenerek toplumsal görünürlük ve meşruiyet kazanmıştır.[11]

Birçok ülkede 1920’li yıllar kadın hareketinin özellikle dernek ve dergiler çevresinde ilk kurumsallaşma deneyimlerine sahne olur. İngiltere’nin 1918 yılında Irak’ı işgal etmesi ve işgale tepki olarak gelişen 1920 Ayaklanması sonrasında kadınlar örgütlenmeye ve ulusal mücadelenin temel bir bileşeni hâline gelmeye başlar.[12] 1923 yılında Irak’ta kurulan Iraklı Kadınların Uyanışı Derneği ile aynı yıl yayın hayatına başlayan ve Irak’ın ilk kadın dergisi olma niteliği taşıyan Leyla adlı dergi, hareketin kurumsallaşma deneyimlerine örnek olarak verilebilir.[13] Iraklı kadınlara ulusal bilinç aşılamak hedefiyle kurulan ve kuruluşunu takip eden on yılın en etkili derneği olan Iraklı Kadınların Uyanışı Derneği’nin yönetici kadrosunu önde gelen Iraklı ailelerden laik kadınlar oluşturur. Dernek, yardım ve eğitim faaliyetlerinin yanında kadınların entelektüel gelişimlerini hedefleyen sempozyum ve konferanslar düzenler. 1920-1930 yılları arasını kapsayan bu dönemde kadınlar protestolar düzenlemiş, askeri güçlere maddi yardım sağlamış, savaş yaralıları için sağlık hizmeti sunmuş, kitap ve broşürlerle propaganda faaliyeti yürütmüştür. Kadınların ulusal bağımsızlık mücadelesinde yardımcı değil doğrudan örgütleyici bir rol aldığı ve böylece yeni bir aktivizm tecrübesi kazandığı bu yıllarda kadınlara özgü eğitim, örtünme, istihdam gibi sorun ve talepler geri planda kalmıştır. Kimilerinin “ulusalcı körlük” olarak adlandırdığı bu durum, Irak örneğinde 1930 sonrasında kadın hareketinin ulusalcı hareketten ayrışması ve kendi gündemleriyle var olmaya başlamasıyla kısmen aşılır.[14]

Mısırlı kadınlar 19. yüzyıl boyunca yaşanan ekonomik ve toplumsal krizlerin etkisiyle muhalefet ve aktivizm tecrübesi kazanmıştır. Kazanılan bu tecrübe, 20. yüzyılda örgütlü bir kadın hareketine evrilmiştir. 1919 yılında Wafdist Partisi’nin Paris Barış Konferansı’na katılımının İngiliz yetkililerce engellenmesi, Mısır’da milliyetçi bir ayaklanmaya ve toplumun manda yönetimine karşı Wafdist Partisi etrafında örgütlenmesine neden olur.[15] 1920’de Huda Sha’arawi[16] başkanlığında kurulan ve çoğunluğu partinin erkek yöneticilerinin eşlerinden oluşan Wafdist Partisi Merkez Kadın Komitesi, Mısır kadın hareketi için kurumsal bir yapı sağlar.[17] Komite, kadınların geniş halk kesimlerine ulaşmasını sağlasa da Irak deneyimine benzer şekilde kadınlara özgü talepler ulusalcı mücadele taleplerinin gerisinde kalmış ve kadınlar sistematik olarak karar alma mekanizmalarından uzaklaştırılmıştır. Wafdist Partisi’nin kadınları eşit yurttaşlar olarak tanımlamayan 1923 anayasasını desteklemesi ve erkek parti üyelerinin kadınlar arası ihtilafları körüklemesi üzerine Huda Sha’arawi ve bir grup kadın aynı yıl komiteden ayrılarak Mısır Kadın Birliği’ni (MKB) kurar.[18] MKB’nin kadın sorunları üzerine eğilen ve feminist kavramını kullanmaktan çekinmeyen bir örgüt olarak kuruluşunun hem Mısır hem de Ortadoğu kadın hareketleri için bir dönüm noktası olduğu söylenebilir. Bölgedeki diğer kadın örgütlenmeleri için öncü bir model sunan MKB, ilerleyen yıllarda Kahire’yi Arap feminizminin merkezi hâline getirecektir. MKB üyeleri, kadın sağlığı taraması ve kızlar için okullaşmayı arttırma çalışmalarının yanında kadınların kamusal yaşama katılımının önündeki en büyük engel olarak gördükleri başörtüsüne ve çocuk yaşta zorla evlilik, çokeşlilik, miras ve boşanma hakkı gibi yasal düzenlemelere yönelik örgütlü mücadele yürütmüş ve meclisle görüşmeler sağlamıştır.[19] 1925-1940 yılları arasında Fransızca olarak yayımladıkları ve Ortadoğu’da en uzun süre yayımlanan kadın dergisi olan L’Egyptienne [Mısır Kadını] adlı derginin dünyadaki farklı kadın örgütlerine dağıtımını sağlayarak Arap kadınına dair önyargıları aşmayı ve Batı’daki kadınlarla kız kardeşlik tesis etmeyi amaçlamışlardır.[20] Dergi, Fransızca olması ve teorik üslubu nedeniyle oldukça kısıtlı bir çevreye hitap etse de Batı’daki feministlerin tartışmalarını ve kullanılan yeni terminolojileri Arap dünyasına taşınmasına vesile olur. MKB, 1937 yılında gündelik dili ve yararlandığı geleneksel kadın imgeleriyle daha geniş bir topluma ulaşabilen Al-Mısrıyah [Mısırlı Kadın] adlı Arapça dergiyi çıkarmaya başlar.[21] Al-Mısrıyah, II. Dünya Savaşı’nın başladığı 1940 yılında yayıncılık faaliyetlerinin aldığı darbenin etkisiyle yayın hayatına son vermek zorunda kalsa da yayın hayatına devam ettiği kısa süre içinde Ortadoğu’nun en popüler kadın dergisi olur.

I. Dünya Savaşı sırasında yayımlanan ve Filistin topraklarında bir Yahudi devleti kurulmasını öngören 1917 Balfour Deklarasyonu ve savaş sonrası giderek artan Yahudi yerleşimciler, Filistin kadın hareketinin gündem ve mücadele yöntemlerinin ulusal bağımsızlık mücadelesi  çevresinde  şekillenmesine neden olmuştur.[22]  Büyük Arap Ayaklanması’nın[23] kanlı şekilde bastırılmasının ardından tüm toplumsal muhalefet gruplarının büyük ölçüde etkisiz hâle gelmesiyle Filistin kadın hareketi ulusalcı mücadeleden uzaklaşır, hareketin etkinliği azalsa da temel talep ve gündemleri kadın sorununu merkeze alacak şekilde evrilir.[24] Ancak bu durum Nakba’yla[25] ve İngiliz manda yönetiminin siyonizme[26] aktif desteğiyle[27] mümkün kıldığı İsrail devletinin 1948’de kurulmasıyla tersine döner, ulusal bağımsızlık mücadelesi Filistin kadın hareketinin gündemini yeniden belirler hâle gelir.[28] Ortadoğu’nun farklı bölgelerinden kadınların katılımıyla 26 Ekim 1929’da gerçekleştirilen Arap Kadın Kongresi ve kadınların sosyal, ekonomik, eğitim düzeylerini geliştirmek; ulusal mücadeleye katılımlarını sağlamak amacıyla kongrenin ardından kurulan Arap Kadının İradesi Komitesi (AKİK), Filistin kadın hareketinin kurumsallaşmasının başlangıcı olarak değerlendirilebilir.[29] Filistin’deki farklı kadın örgütleri arasında ilişkilerin kurulduğu kongrede, kadınların manda yönetimine karşı mücadeleye nasıl katılacağı ve kullanılacak yöntemler tartışılarak bir yol haritası belirlenmeye çalışılır. Bu dönemde kadınlar protesto ve boykotlar örgütlemiş, milis güçlerine yardım ve katılım sağlamış, telgraf ve mektup yoluyla İngiliz manda yönetiminin uygulamalarını kınayarak uluslararası bir kamuoyu oluşturmayı amaçlamıştır.[30]

İsrail yayılmacılığının 1930’lu yıllardan itibaren bölgesel bir sorun hâline gelmesi ve aynı yıllarda bağımsızlığını yeni kazanan Mısır, Suriye ve Irak gibi devletlerin milliyetçi söylemleri nedeniyle Arap milliyetçiliği, 1960’lı yılların sonuna dek Ortadoğu’da hâkim düşünce olur.[31] Panarapçılık fikri ve çevresindeki toplumsal hareketlilik bölgedeki kadın hareketine de yansır, kadın sorunu panfeminizm çerçevesinde bölgesel bir sorun olarak tartışılmaya başlanır.[32] Manda yönetimlerinin engellemelerine rağmen 1938 yılının Eylül ayında Kahire’de Huda Sha’arawi başkanlığıyla gerçekleştiren Filistin Müdafaası için Arap ve Müslüman Parlamentolararası Kongresi bu dönem için oldukça önemlidir.[33] Kongrede Filistin sorunu dışındaki kadın sorunlarının tartışılamaması hayal kırıklığı yaratsa da bu kongrenin bölgedeki kadın örgütleri arasında birliktelikler kurulmasının ve uluslararası kadın kongrelerinin giderek artan şekilde düzenlenmesinin önünü açtığı söylenebilir. Böylece farklı örgütlerden kadınlar deneyim paylaşımında bulunmaya ve kolonyal yönetim altındaki Ortadoğu ülkeleri için bağımsızlık ve barış taleplerini daha yüksek sesle dile getirmeye başlarlar. Öne çıkan bir başka kongre yine Kahire’de düzenlenen 1944 Arap Feminist Kongresi’dir. Bu kongrede Arap toplumunun erkek egemen yapısı, çokeşlilik, kadınların eğitim ve yasal hakları gibi kadınlara özgü gündem ve talepler tartışılır; feminizm kavramına sıkça vurgu yapılır. Bu dönemde kadın örgütleri, dinî ayrım yapmadan Arap kadını kimliğini sıkça öne çıkarmıştır. Mısır, Ürdün, Irak ve Suriye’den kadınların öncülüğünde 1945’te kurulan Arap Kadın Birliği ve birliğin yayımladığı Arap Kadını adlı dergi Arap feminizminin yansımaları olarak değerlendirilebilir.[34]

Devlet Güdümünde Kadın Hareketleri

Devlet güdümünde kadın hareketlerini Ortadoğu’da ulus-devletleşme sürecinde görürüz. Özellikle 1945 sonrasında Ortadoğu ülkeleri ulus-devlet kimliği kazanmaya başlar. Arap dünyasında ortaya çıkan ulus-devletleşme modeli, düşünsel temelini Irak Kralı I. Faysal’ın Suriye ve Irak’ta Sünni ve Arap kimliklerini merkeze alarak oluşturmaya ve tabana yaymaya çalıştığı Arap milliyetçiliğinden alır.[35] Faysal’ın Arap milliyetçiliği denemesi, merkeze aldığı kimlikler sebebiyle Şii ve Kürt halklar tarafından benimsenmemiştir. Arap milliyetçiliği Mısır’da, Mısırlı kimliğini merkeze alan başka bir modelde 1882’de İngiliz işgalinin yerleşmesiyle toplumsal olarak yaygınlaşmaya başlar, 1936’da Mısır tam bağımsızlığını elde edene kadar giderek güçlenir ve benimsenir.[36] 1952’de Mısır’da Cemal Abdünnâsır’ın yönetime gelmesiyle milliyetçilik anlayışını antiemperyalist mücadele üzerine kuran ve tüm Arap halklarının bir araya gelme idealini savunan Nasırizm akımı güç kazanmaya başlar.

Nasırizm toplum tabanında dönüşüm öngören; özellikle toplumdaki tüm kesimleri kapsama idealini, kadın erkek eşitliğinin sağlanmasını, devletin kurumsallaşmasını ve bununla birlikte eğitim, sağlık gibi hizmetlerin yaygınlaşarak erişilebilir olmasını içeren bir devlet politikasıdır.[37] Nasırizm, hem Mısır’ın antiemperyalist mücadelede başarı elde etmesiyle hem de öngördüğü sosyalist kalkınma politikalarında başarılı olmasıyla yalnızca Mısır’da değil Arap dünyasında da yaygınlaşır. 1945-1960 arasındaki dönemde Ortadoğu’da gelişen sağlık hizmetleriyle çocuk ölümlerinde azalma ve dolayısıyla nüfusta görülen artış, tarımda makineleşmeye bağlı olarak şehirlere yapılan göçler demografik yapıyı değiştirmeye başlar. Artan ve giderek şehirli olan nüfus, gelirlerin adil dağıldığı bir toplum ideali kuran Nasırizmin destekçisi olur. Yine aynı dönemde okullaşmanın artmasıyla birlikte hem kızların okula gitme oranında hem de yükseköğretim alan nüfusta büyük artışlar yaşanır.[38] Bu dönemde eğitim, yeni bağımsızlığını kazanmış ve ulus-devletleşme sürecinde olan Arap ülkeleri için ulus bilincinin oluşturulması amacına hizmet eder. Özellikle kızların eğitimi, bu amaca ulaşmak için önemli bir noktadadır. Kızlar, geleceğin anneleri ve ulus bilincini gelecek nesillere aktaracak ilk öğretmenler olarak görülür. Ayrıca kadınların hukuk, eğitim, istihdam, siyasal katılım ve sağlık alanında elde ettiği haklar ve kamusal alandaki varoluşları devletlerin modernleştiğine dair dış dünyaya karşı bir kanıt niteliği taşır.

Yeni kurumsallaşan devletlerin toplumsal dönüşümü reformlar yoluyla hızlandırmaya çalışması ve örgütlü bir toplumsal muhalefetin eksikliği, toplumsal değişimin tümüyle devletten beklendiği bir ortam yaratır. Ayrıca devlet toplumsal muhalefete hareket alanı açmaz ve toplumsal muhalefeti oluşturabilecek yapıda olan grupları kendi himayesi altına alır. Bu ortam kadın hareketi için de benzer bir model oluşturur. Bu model kadınların kamusal, ekonomik yaşama katılımlarının ve kadınların hak taleplerinin devletin tayin ettiği sınırlar içinde devlet eliyle karşılanmasıdır. Dolayısıyla bu dönemde bağımsız bir kadın hareketinden ziyade devlet güdümünde oluşan kadın hareketlerini görürüz.

1960’tan 1970’li yılların ortalarına kadar devlet güdümünde kadın hareketlerinin örnekleri çeşitli Ortadoğu ülkelerinde incelenebilir. Mısır, Ürdün, Suriye, Tunus ve Fas; kadın hareketlerinin kolonyal dönemde başlaması açısından benzerlik gösterirken Kuveyt ve Bahreyn’de kolonyal dönemden gelen bir kadın örgütlenmesi yoktur. Bu yedi ülkede 1960 sonrası dönemde kadın hareketleri devlet güdümünde varlık gösterir.

Mısır, Ürdün, Suriye, Tunus ve Fas’ta görülen kadın hareketleri hem faaliyetleri hem devletin kadın örgütlerine karşı tutumu açısından benzerdir. Kadın örgütleri doğrudan devlete bağlı olarak ya da resmî politikalar çerçevesinde çoğunlukla yardım faaliyetlerinde bulunmuş; kadınların ve kızların eğitimi, sağlığı, mesleki beceriler kazanmaları konusunda hizmet vermiştir. Bağımsızlıklarını yeni kazanan bu beş devlet de bağımsız bir kadın örgütlenmesi olmasına karşı baskıcı bir tutum sergiler. Ulus-devletlerin kuruluş süreçlerinde her reformun devlet eliyle gerçekleştirilmesine uğraşılırken herhangi bir toplumsal muhalefetin oluşmasına alan açılmaz. Örneğin Nil’in Kızları, Mısır bağımsızlığını kazandıktan sonra ülkede siyasi parti kurma girişiminde bulunduğunda devlet tarafından onaylanmaz ve takip eden yıllarda Nil’in Kızları’nın da içinde olduğu birçok kadın örgütünün kapatıldığını görürüz.[39] Nasır’ın bu dönemde genel olarak sivil toplum örgütlerine yönelik engelleyici tutumu, söz konusu kadın örgütleri olduğunda daha gözle görülür bir hâl alır. Modernleşme sürecinde olan devlet için kadın haklarının devlet eliyle verilmesi önemli bir semboldür. Dolayısıyla Nasır, kadın hareketinin bağımsız örgütlenmelerle devam etmesi yerine devletin kanatları altında faaliyet göstermesi gerektiğini savunur ve bu politikasını yasal düzenlemelerle hayata geçirir. 1964 yılında Mısır’da sivil toplum örgütlerinin sadece yardım faaliyetleri gerçekleştirebileceğine dair maddenin kabul edilmesiyle kadın örgütleri, yalnızca devlete bağlı ve devletin çizdiği sınırlar içerisinde faaliyet gösterebilmiştir.[40] Benzer şekilde Ürdün’de kadın örgütlerinin de içinde bulunduğu yüzlerce oluşum doğrudan devlete bağlı olarak yardım faaliyetlerinde bulunur. Yardım faaliyetlerinin yanı sıra kadınların eğitim, seçme ve seçilme hakları için çalışmasıyla diğer sivil toplum kuruluşlarından ayrışan Arap Kadın Birliği, bu talepler yüzünden Ürdün yönetimi tarafından kapatılma tehdidiyle karşılaşır.[41]

1956 yılında bağımsızlığını ilan eden Tunus’ta benzer bir örnek karşımıza çıkar. Kadın örgütlenmesini devletin çizdiği sınırlarda tutmak isteyen yeni rejim, bağımsız kadın örgütü olan Tunus Kadın Birliği’ne karşı olumsuz bir tavır alır. Bu rejim, çeşitli baskılarla kadın örgütünün faaliyetlerini kısıtlar ve devlete bağlı Tunus Ulusal Kadın Birliği’ni kurar. Tunus Ulusal Kadın Birliği, diğer bağımsız kadın örgütlerini çatısı altına alma amacına kısa zamanda ulaşır. Rejimin baskılarına dayanamayan Tunus Kadın Birliği’nin kapatılmasıyla Tunus Ulusal Kadın Birliği, Tunus’un tek kadın örgütü olarak faaliyetlerine devam eder.[42]

1960  sonrasında  bağımsız  olmayan  kadın  hareketlerini  sadece devlet güdümünde olan örneklerle görmeyiz. Bu örgütler, bir siyasi partinin altında varlıklarını sürdürür ve temel olarak sosyal yardım faaliyetlerinde bulunur. Siyasi partilerin güdümünde olan kadın örgütleri başta Filistin olmak üzere Yemen ve Sudan’da da karşımıza çıkar. İsrail’in Filistin topraklarını işgal etmesiyle yurtlarından olan kadınların mülteci kamplarında yaşamaya başlamasıyla açığa çıkan bazı temel ihtiyaçlar, kadın örgütlerinin oluşmasına itici güç olmuştur. Örneğin Filistin Kadın Birliği (FKB) açtığı hastane, okul ve kimsesizler yurdu ile başta kadınlar olmak üzere yerinden edilmiş halka hizmet etmiştir. FKB kadınlara okuma yazma öğretmesi, nakış ve ilkyardım eğitimi vermesinin yanı sıra 1967’de yaşanan Altı Gün Savaşı’ndan[43] sonra politik söylemler de üretmeye başlamış, miting ve protestolar düzenlemiştir.[44] Bu bağlamda, politik arenaya çıkması açısından devlet güdümünde olan kadın hareketlerinden ayrışır. İşgal altındaki topraklarda yaşayan Filistin halkının aktif bir kadın hareketinin olması, doğrudan devletin kurulmasına yönelik saldırıların olduğu durumda da kadın hareketinin varlığını sürdürebileceğine önemli bir kanıttır.

Sudan’da siyasi parti güdümünde ilerleyen kadın örgütü örneğini, Sudan Komünist Partisi’nin (SKP) öncülüğünde oluşan Sudan Kadın Cemiyeti (Rabitat al-Nisa al-Sudaniyyat) ile görürüz. Kadın Saadeti Cemiyeti ise aynı dönemde bir siyasi partiye bağlı olmaksızın sosyal yardım faaliyetleri sürdürür. Kadın Saadeti Cemiyeti’nin halk arasında bilinir hâle gelmesiyle SKP, 1952’de çatı bir kadın örgütü olarak Kadın Birliği’ni kurar ve cemiyeti partiye bağlı hâle getirir.[45] Güney Yemen’de de hem siyasi parti güdümünde ilerlemesi hem de bu partilerin sol düşüncede olması yönünden Sudan’la benzerlik gösteren bir kadın hareketi vardır. Güney Yemen bağımsızlığını kazandıktan sonra Mısırlı sosyalist bir grup hükümete geçer. Yeni hükümet, kadın sorununu kadınlar lehine yasalar yaparak ve kadın erkek eşitliğine vurgu yaparak ele alır. 1968 yılında hükümet eliyle Yemen Umumi Kadın Birliği kurulur.[46] Bu sayede devlete bağlı olsa da kendi siyasi alanlarına sahip olan kadınlar; eğitim, sağlık ve siyasi haklar alanında söz üretmiştir.

İncelediğimiz devlet ya da siyasi partilerin güdümündeki kadın örgütlerinin kurumsal yayıncılık faaliyetleri pek yaygın değildir. Bu dönemde kadın yazını genellikle bireysel çabalar sonucu ortaya çıkmıştır. Fatıma Mernissi ve Neval El Seddavi bu dönemin ses getiren kadın yazarlarındandır. Neval El Seddavi yazdıkları ile kadın sorununa yeni bir perspektif getirerek kadınların eğitimi ve siyasi haklarının yanı sıra ev içinde ve kamusal alanda yaşadığı ayrımcılıklara dikkat çekmiştir. Kadın ve Cinsiyet[47] adlı kitabında toplumsal cinsiyet kavramını mercek altına almış ve cinsiyet tabularının nasıl oluştuğunu incelemiştir. 1980 yılında yayımladığı Havva’nın Örtülü Yüzü[48] adlı kitabıyla kadınların yaşadıkları problemleri ve ayrımcılıkları Arap ataerkilliği ve dinî kabuller üzerinden açıklamıştır. Dönemin bilinen bir diğer kadın yazarı olan Fatıma Mernissi, kadınlar üzerindeki kontrol mekanizmalarını din üzerinden incelemiştir. Kadın sorununu, ataerki ve İslam üzerinden ele alması sebebiyle sadece kadın hareketi içinde değil diğer entelektüel çevrelerde de tartışma alanı açmıştır.

Ortadoğu’da devlet güdümünde kadın hareketinin oluşmasına öncü olan modern ulus-devletlerin kuruluşu ve gelişimi, 70’li yılların sonuna gelindiğinde yerini farklı bir siyasi manzaraya bırakmıştır. Ortadoğu’da devlet güdümünde kadın hareketlerini incelediğimiz birçok ülkede şüphesiz ki modernleşmeci devlet politikalarıyla toplumsal bir dönüşüm sağlanmıştır. Ancak bu toplumsal dönüşümün toplumun refahına doğrudan etki etmemesi ve ulus-devletin vadettiği demokratikleşme taleplerini yerine getirememesi nedeniyle kurulan yeni devletlerin yönetimlerinin güç ve meşruiyet kaybettiği söylenebilir. Mısır’da bu manzarayı görmek mümkün. Nasır ile kurulan bağımsız Mısır’da İslamcılığın toplum tabanında bir karşılığı olsa da devletin henüz güç kaybetmediği dönemlerde İslamcılık Arap milliyetçiliği düşüncesinin önüne geçememiştir.[49] Ancak 70’li yıllara gelindiğinde artık Arap milliyetçiliğinden ziyade ulus-devletin menfaati ön plana çıkar ve İslamcı düşünce yaygınlaşmaya başlar. Bu gelişmelerle devlet güdümünde faaliyet gösteren kadın hareketine açılan alan da daralmaya başlar. Kadın hareketinin yükselen İslamcı hareketlerin etrafında örgütlenmesiyle farklı örnekler ortaya çıkar. Örneğin Mısır ve Suriye’de Müslüman Kardeşler’e, Tunus’ta İslami Yöneliş Hareketi’ne, Irak ve Kuveyt’te ise Davet’e bağlı kadın örgütlenmeleri oluşur.[50]

Bağımsız Kadın Hareketleri

Bağımsız kadın örgütlenmeleri hem bu bölümde Mehmet Fatih Nas’ın tezinde devletten ve siyasi partilerden bağımsız olarak faaliyet yürütmeyi ifade eder. Devletten ve siyasi partilerden bağımsız olarak sivil alanda faaliyet gösteren kadın örgütlerinin, yani STK’lerin, finansman ve yer yer de gündemler açısından uluslararası kuruluşlara bağlı olduğunu belirtmek gerekir. STK’lerin yürüttüğü faaliyetlere bakmadan önce kısaca arka planı incelemek yararlı olacaktır.

Ortadoğu’da kadın hareketleri tarihsel olarak devletin yönlendirdiği modernleşme projeleri, dinî söylemler ve uluslararası baskılar arasında şekillenir. Özellikle Türkiye, İran, Mısır gibi ülkelerde modernleşme projelerinin kadın haklarını bir “reform alanı” olarak ele aldığını görürüz. Kadınların kamusal hayata katılımı, eğitim hakkı ve hukuki düzenlemeler çoğunlukla devlet eliyle gerçekleştirilir. Kadınlar bu alanlarda mücadele etmiş olsalar da mücadeleleri görünür kılınmaz ve tarih sahnesinden silinmeye çalışılır. Ancak 20. yüzyılın sonlarından itibaren sivil toplum üzerine yürütülen tartışmalar, mevcut yönetimlerin ekonomik alandaki liberal açılımları, Ortadoğu’da değişim taleplerinin dile getirilmesi, muhalefet gruplarının oluşması ve uluslararası arenadaki gelişmeler ile kadınların bağımsız örgütlenme pratikleri öne çıkmaya başlar. Bu da devlet güdümünde kadın hareketi ile bağımsız kadın hareketi arasındaki ayrımı belirginleştirir.

1980’lere geldiğimizde bölgenin çok katmanlı bir kırılma döneminde olduğunu görürüz. 1970’lerden itibaren yükselen siyasal İslam, milliyetçilik ve otoriter yönetimler kadınların kazanımlarını tehdit etmeye başlar. 1970’lerden 1980’lere uzanan on yıl, yalnızca sınırların ya da rejimlerin yeniden tesis edilmesi bakımından değil aynı zamanda günlük toplumsal pratiklerin; ahlaki, ekonomik ve aile yaşamındaki normların yeniden biçimlendirilme süreci olarak görülebilir. Bu dönemin özelliği devlet, dinî hareketler ve sol partiler gibi siyasal aktörlerin; uluslararası aktörlerin ve yerel dinamiklerin aynı anda değişim ve etkileşim hâlinde olmasıdır. Bu etkileşim, kadınların kamusal ve özel alandaki rollerine dair beklentilerin hızlı biçimde değişmesine yol açar. 1980’ler kadın hareketinde hem kazanımlarda daralmalar yaşanan bir geri çekilme dönemidir hem de sivil toplumda örgütlenme fırsatı yakalanan ve yeni örgütlenme alanları açılan bir dönemdir.[51]

Uluslararası arenada meydana gelen değişimler, sivil alana dair tartışmaların derinleşmesini sağlar. Birleşmiş Milletler’in (BM) 1975-1985 arasını Kadın On Yılı ilan etmesi küresel ölçekte hem kadın sorunu alanında çalışan sivil toplum kuruluşlarının ortak konulara eğilmesine hem de devletlerin kadın sorununu dikkate almak zorunda kalmasına vesile olmuştur. Ayrıca 1979 yılında BM Genel Kurulu tarafından kabul edilen Kadına Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Ortadan Kaldırılması Sözleşmesi (CEDAW) ve 1995 Pekin Konferansı gibi uluslararası gelişmelerin yerel hareketler için hem imkân hem risk yarattığını söylemek mümkün. 1979 yılında imzaya açılan CEDAW, Ortadoğu’da kadınları mobilize eden önemli bir faktör olmuştur. Kadınlar bu sözleşmeyi imzalamak yönünde devletleri zorlamak için bir araya gelmiştir. Küresel ölçekteki kırılmalar, yerel kadın örgütlerine uluslararası hukuki ve normatif çerçeveler sunarak aile hukuku, istihdam ve eğitim reformu taleplerine uluslararası meşruiyet kazandırmıştır. Aynı zamanda bu süreç uluslararası fonların, proje yapılarının ve teknik yardımın bölgeye akışını hızlandırmıştır. Bu kaynaklar birçok sivil toplum örgütünün kurulmasını ve örgütlerin kapasitesini artırarak faaliyet alanlarının genişlemesini sağlamıştır. Ancak finansal kaynağa erişimin uluslararası fonlara bağlı olması, finansmana göre gündem belirleme ve dışa bağımlılık risklerini beraberinde getirir. Kurumsallaşmanın profesyonelleşme sağladığını, kısa vadede kazanımlar ürettiğini söylemek gerekir. Ancak bu durum profesyonelleşmeyle beraber yaşanan aktivizm kaybının uzun vadede hareketin taban bağlarını zayıflatması ve yerelin sorunlarından çok küresel ölçekteki sorunları odağı haline getiren kadın hareketinin meşruiyetinin zarar görmesi riskini de beraberinde getirir. Bu yüzden kurumsallaşma ile uluslararası bağımlılık meselesi kadın hareketinin önemli tartışmalarından biri olmuştur.

Bunun dışında kadın hareketinde yaşanan önemli gelişmelerden biri kadın sorununun akademide bir araştırma konusu olarak ele alınmaya başlamasıdır. Mısır’da Yeni Kadın Araştırma Merkezi (Merkez el-Mar’a el Cedide lil Bahs Vel Direse) ve İbni Haldun Tetkik Merkezi (Merkez İbni Ghaldun lil Direse vel Telmiye); Ürdün’de Prenses Basma Kadın Araştırmalar Merkezi (Merkez el Emira Besmeh lil Meverid en Niseiyye); Fas’ta Kadın Çalışmaları ve Araştırma Merkezi (Markez el-Bahs vel Vasaik el-Ma’lume anin Nisa); Filistin’de Birzeit Üniversitesi’ne bağlı olarak faaliyet gösteren Kadın Çalışmaları bölümü ve Lübnan Amerikan Üniversitesi’ne bağlı Kadın Çalışmaları Enstitüsü örnek verilebilir.[52] Kadın çalışmaları merkezleri ve akademik yayınlar, saha pratikleriyle karşılıklı beslenen bir bilgi ağı oluşturmuştur. Bu ağ, hareketlere hukuki argümanlar, politika önerileri ve eğitim materyalleri üretme olanağı sunar. Örneğin, kadın mücadelesinin tarihi bu sayede yazılır. Ayrıca akademi, genç aktivistler için bir yetişme ve eleştirel tartışma zemini işlevi görür. Akademi ile toplumsal örgütlenmeler arasındaki etkileşim güçlendikçe hem söylemsel hem de yöntemsel bir zenginlik oluşmuştur. Üniversiteler sadece teori üretim merkezleri olmaktan öte, hareketlerin stratejik kapasitesini artıran ve harekete yeni aktivizm alanları açan bir kurumsallaşma olarak ele alınabilir.

Ortadoğu’da kadın hareketleri açısından önemli bir diğer gelişme de kadınların savaş ve şiddet karşısında geliştirdiği barış siyasetidir. Filistinli ve İsrailli kadın örgütlerinin geliştirdiği savaş karşıtı siyaset, Ortadoğu’daki kadın hareketleri tarihi açısından önemli bir gelişme olmuş ve kültürlerarası diyalog inşa etmiştir. Savaştan en çok etkilenen kesimlerden biri olan kadınların yürüttüğü mücadele, savaş karşıtı muhalefet açısından önemli bir deneyim oluşturur. Filistinli ve İsrailli kadınlar annelik mefhumunu öne çıkararak savaş ve çatışma dönemlerinde ölen her insanın annesi olduğunu vurgulamıştır. Savaşın mağduriyetini ortaya koyarken militarizmin her iki cepheyi de nasıl etkilediğini açığa çıkarmışlardır. Bu da iki cephedeki kadınların, düşmanlaştırılmış iki halk arasında köprü kurmasını sağlar. 80’li yılların öncesinde başlayan girişimler, önce ayrı ayrı hareket eden ve barış siyaseti yürüten oluşumlardır. 80’li yıllardan sonra İsrailli ve Filistinli barış aktivistleri arasında güçlü bir ilişki gelişmiştir. 1989 yılında Brüksel’de gerçekleştirilen Barışa Bir Şans: Kadın Çağrısı isimli konferansta, yükselen şiddetin sona erdirilmesi için İsrail devletiyle Filistin Kurtuluş Örgütü’nün bir araya gelmesi ve şiddet karşısında kadınların kendi toplumlarında feminist öncülleri hatırlatması gibi kararlar alınmıştır. İkinci İntifada[53] sonrası kadınlar arasındaki ilişki kopmuş olsa da 2002’den itibaren Filistinli ve İsrailli kadınlar yeniden savaş ve şiddet karşıtı girişimler oluşturur. Kadın örgütlerinin İsrail’de ve Filistin’de yürüttüğü barış siyaseti hem iki halkın kadınları arasında ilişki kurmuş ve dayanışmayı güçlendirmiş hem de Ortadoğu’ya militarizmin karşısında barış siyaseti yürütmenin mümkün olduğunu göstermiştir.[54]

90’lı yıllara kadar olan döneme bakıldığında önemli birtakım kadın kurumlarını görebiliriz: Fas’ta yoksul girişimci kadınlara mikrokredi sağlayan Yaşam Sınırı Cephesi; Mısır’da kadın adayların desteklenmesi için kampanyalar düzenleyen Mısır Kadın Hakları ve Kadın Liderleri Merkezi; Fas, Tunus ve Cezayir’deki kadınların oluşturduğu ve 1995 yılında Pekin Konferansı’na hazırlık yapan Mağrip Eşitlik Ortaklığı; Tunus’ta ise Arap kadınların sorunlarına yönelik politika üretmeyi hedefleyen Arap Araştırmaları ve Uygulama Merkezi bunlara örnek verilebilir.[55]

1994 yılında BM öncülüğünde Kahire’de Uluslararası Nüfus ve Kalkınma Konferansı düzenlenmiştir. Bu konferansta özellikle kadın örgütleri tarafından kadın sünneti üzerine tartışmalar yürütülmesi, yereldeki kadın sorunlarının görünürlük kazanmasını sağlamış ve Ortadoğu’da büyük etki yaratmıştır. Aynı yıl Ürdün’de Pekin Konferansı’na hazırlık çalışması yapılabilmesi için yine BM öncülüğünde Arap Coğrafyasındaki STK’lerin Çalışma Programları isimli bir konferans düzenlenmiştir. Konferansa katılan kadın örgütleri; kadınların yurttaşlık haklarının sağlanması, kadın erkek eşitsizliğinin giderilmesi, şiddetin son bulması yönünde tartışmalar açmış ve ortak mücadele kararı almıştır. Bu konular uzun süre Ortadoğu’daki kadın hareketlerinin ana gündemleri hâline gelecektir.[56]

1995’te düzenlenen Pekin Konferansı sonrası kadın örgütlerinin yapısı bakımından Ortadoğu’da pek çok değişimin olduğu tespit edilir. Örneğin, Deniz Kandiyoti’ye göre konferans, kadın örgütlerine Ortadoğu’da demokratikleşme sürecinin hızlandırılmasında rol oynayacak sivil alanı açarak önemli bir sorumluluk ve rol vermiştir.[57] Laila Al-Hamad ise konferansın kadın örgütlerinin ve aktivistlerin geleneksel bakışını kırdığını ve farklı kadın örgütleri arasında birliktelik fikrini güçlendirdiğini söyler.[58] Azza Basarudin, Doğu-Batı ikiliğinde bir kırılma yaşandığını ve Batılı örgütlerin Ortadoğu’daki kadın sorunlarını görmeye ve anlamaya başladığını, “kültürel körlüğün azaldığını” söyler.[59]

Bu dönemde kadın hareketinin gündemine yasal haklar, şiddet, kadın ve üreme sağlığı, siyasal yaşama katılım ve ekonomik bağımsızlık gibi başlıklar hâkimken kadın örgütlerinin çalışma alanlarına baktığımızda yardım faaliyetlerinin 80 öncesi dönemdeki gibi ağırlıklı olduğunu görürüz. Ancak örgütlerin ilgilendikleri konuların giderek çeşitlendiğini de söylemek gerekir: Kadının insan hakları, kadın emeği ve yoksulluk gibi konularda çalışan uluslararası STK’ler de faaliyet göstermektedir.

Ayrıca bu dönemde kadınlar arası sektörel dayanışmanın kurulması ve işyerinde cinsel tacize karşı mücadele açısından meslek birlikleri örgütlenmeleri dikkat çekicidir. Ürdün’de İş Kadınları Birliği; Mısır’da Kadın Yazarları Birliği, Mısır Kadın Sinemacılar Derneği, Kadın Sağlık Çalışanları Birliği ve Mısır Bilim Kadınları Birliği; Bahreyn’de Kadın Toplumbilimciler Derneği; Irak’ta Kadın Mühendisler Komitesi ve Tunus’ta Kadın Gazeteciler Birliği örnek olarak verilebilir. Farklı ülkelerden kadınların dahil olduğu ve kadın sorunları konusunda geniş bir bilgi ağı oluşturarak hukuki mücadele veren Arap Avukatlar Birliği Kadın Hakları Komitesi de önemli bir örnek olarak karşımıza çıkar.[60]

Pekin Konferansı sonrası kadınların gündemindeki konularla ilgili çalışmaya başlayan STK’lerin sayısında büyük artış yaşanır. Mısır, Tunus, Fas ve Filistin’de kadının insan hakları, kadınların karar alma süreçlerine demokratik katılımı, insan hakları ihlallerine karşı mücadele gibi konularda çalışmaya başlayan STK’ler mevcuttur.

STK’lerin çoğalmasıyla ilk dönem kadın hareketine göre örgütlenme yapısında değişimler meydana gelir. Karizmatik kadın lider etrafındaki örgütlenmeler yerini grup çalışmasına, ortak karar alma pratiklerine bırakır. Ayrıca genç kadınların sayısı gittikçe artar ve genç kadınlar karar alma mekanizmalarına etkin bir şekilde katılmaya başlar. Ele aldıkları gündemler ise kadına yönelik şiddet, cinsel şiddet, namus cinayetleri, çocuk yaşta zorla evlilikler, kadın ve üreme sağlığı, kürtaj, kadın sünneti, AIDS ile mücadele, kadın yoksulluğu, eğitim, ekonomik bağımsızlık, özellikle kızlara yönelik cinsel istismar gibi konularla çeşitlenir.[61]

Sonuç Yerine

Ortadoğu tarihi savaş, çatışma, yoksulluk ve baskıcı rejimlerden ibaretmiş gibi anlatılsa da toplumsal dönüşüm ve mücadelenin dünyanın her yerinde olduğu gibi Ortadoğu’da da her daim sürdüğünü söylemek mümkün. Batı merkezli bakış açısı Ortadoğulu kadınları da kurtarılmayı bekleyen mağdurlar olarak gösterir. Oysa bu yazıda ortaya koymaya çalıştığımız gibi kadınlar, 20. yüzyılın değişen koşullarında siyasi özneler olarak var olmuş ve örgütlü mücadele ile taleplerini dile getirmiştir. Yoksulluğa karşı toplumsal dayanışmanın örülmesinde, kolonyalizme karşı bağımsızlık mücadelesinde, baskıcı rejimlere karşı yurttaşlık hakkı savunusunda, savaşa karşı barış mücadelesinin yükselmesinde kadın örgütlenmesinin rolünü görürüz. Gelecekte de geçmişte olduğu gibi kadınların mücadelesi kendine alan yaratacak ve toplumsal dönüşümde belirleyici olacaktır.

 

 

[1]    Ilan Pappe, “Giriş”, Ortadoğu’yu Anlamak, İstanbul: NTV Yayınları, 2009, s. 3.
[2]    A.g.e., s. 5.
[3]    A.g.e., s. 12.
[4]    Günümüzde Irak, Filistin, İsrail, Lübnan, Ürdün, Suriye ile Kuveyt ve Türkiye devletlerinin bir kısmını kapsayan coğrafi bölge.
[5]    BGST Toplumsal Araştırmalar Birimi, “Ortadoğu Tarihi 1. Bölüm: 1800-1939, Fransa’nın Mısır’ı İşgalinden 1939 Filistin Ayaklanmasına”, 1 Eylül 2005, 10 Eylül 2025 tarihinde erişilmiştir. <https://www.art-izan.org/artizan-arsivi/ fransanin-misiri-isgalinden-1-filistin-intifadasina-kadar-ortadogu-siyasi- tarihi-1800-1990/>
[6]    Mehmet Fatih Nas, “Bölgesel ve Küresel Dinamikler Bağlamında Ortadoğu’da Kadın Hareketi”, basılmamış yüksek lisans tezi, Ankara: Ankara Üniversitesi, 2007, s. 40.
[7]    A.g.e., s. 45-47.
[8]    A.g.e., s. 76-81.
[9]    A.g.e., s. 47.
[10]    Ilan Pappe, “Milliyetçilik ve Feminizm”, Ortadoğu’yu Anlamak, İstanbul: NTV Yayınları, 2009.
[11]    Mehmet Fatih Nas, “Bölgesel ve Küresel Dinamikler Bağlamında Ortadoğu’da Kadın Hareketi”, basılmamış yüksek lisans tezi, Ankara: Ankara Üniversitesi, 2007, s. 62-63.
[12]    A.g.e., s. 54.
[13]    A.g.e., s. 52-53.
[14]    A.g.e., s. 55.
[15]    A.g.e., s. 64.
[16]    Huda Sha’arawi’nin yaşamı hakkında detaylı bilgi için bkz. E. Esra Taş, “Mısır Feminizminin Öncüsü: Huda Shaarawi”, bü’de kadın gündemi (44), 2023, s. 71-74.
[17]    Mehmet Fatih Nas, “Bölgesel ve Küresel Dinamikler Bağlamında Ortadoğu’da Kadın Hareketi”, basılmamış yüksek lisans tezi, Ankara: Ankara Üniversitesi, 2007, s. 65.
[18]    A.g.e., s. 65-66.
[19]    A.g.e., s. 66-68.
[20]    A.g.e., s. 80.
[21]    A.g.e., s. 81.
[22]    A.g.e., s. 56. ve BGST Toplumsal Araştırmalar Birimi, “Ortadoğu Tarihi 1. Bölüm: 1800-1939, Fransa’nın Mısır’ı İşgalinden 1939 Filistin Ayaklanmasına”, 1 Eylül 2005, 10 Eylül 2025 tarihinde erişilmiştir. <https://www.art-izan. org/artizan-arsivi/fransanin-misiri-isgalinden-1-filistin-intifadasina-kadar- ortadogu-siyasi-tarihi-1800-1990/>
[23]    1936-1939 yılları arasında Filistinlilerin İngiliz manda yönetimine ve yönetimin siyonizme desteğine karşı yürüttüğü isyan ve direniş hareketi. Ayaklanma sırasında beş binden fazla Arap öldürülmüş, dönemin Filistinli yetişkin erkek nüfusunun yüzde 10’u ise öldürülmüş, yaralanmış ya da sürgün edilmiştir.
[24]    Mehmet Fatih Nas, “Bölgesel ve Küresel Dinamikler Bağlamında Ortadoğu’da Kadın Hareketi”, basılmamış yüksek lisans tezi, Ankara: Ankara Üniversitesi, 2007, s. 62.
[25]    Nakba yani Büyük Felaket, 1947-49 yılları arasında İsrail’in Filistin topraklarının yüzde 80’ini işgal etmesiyle bir milyondan fazla Filistinlinin şiddet ve zorla yerinden edilmesi, mülksüzleştirilmesi ve binlercesinin katledilmesi olayıdır. Terim ayrıca İsrail’in Filistinlilere uyguladığı etnik temizliği, zorla yerinden etme ve topraklarına geri dönme haklarının reddini, Filistin kültürü ve toplumunun sistematik olarak yok edilmesini 1947’den günümüze dek devam eden bir süreç olarak tarifler.
[26]    19. yüzyıl sonunda Avrupa’da yükselen antisemitizme karşı ortaya çıkan ve Filistin topraklarının sömürgeleştirilmesiyle bir Yahudi devleti kurulmasını öngören milliyetçi hareket.
[27]    İngiliz manda yönetimi bu yıllarda Filistin topraklarında bir Yahudi devletinin kurulmasını siyasi ve yasal yollarla teşvik etmiştir. Ayrıca Filistinlileri ve sahip oldukları silahları sistematik olarak yok ederken Yahudi yerleşimcileri ve askeri birliklerini desteklemiştir.
[28]    BGST Toplumsal Araştırmalar Birimi, “Ortadoğu Tarihi 1. Bölüm: 1800- 1939, Fransa’nın Mısır’ı İşgalinden 1939 Filistin Ayaklanmasına”, 1 Eylül 2005, 10 Eylül 2025 tarihinde erişilmiştir. <https://www.art-izan.org/artizan-arsivi/ fransanin-misiri-isgalinden-1-filistin-intifadasina-kadar-ortadogu-siyasi- tarihi-1800-1990/>
[29]    Mehmet Fatih Nas, “Bölgesel ve Küresel Dinamikler Bağlamında Ortadoğu’da Kadın Hareketi”, basılmamış yüksek lisans tezi, Ankara: Ankara Üniversitesi, 2007, s. 59.
[30]    A.g.e., s. 59-61.
[31]    BGST Toplumsal Araştırmalar Birimi, “Ortadoğu Tarihi 2. Bölüm: 1939- 1967, Klasik Sömürgeciliğin Bölgeden Çekilişi, Yükselen Arap Milliyetçiliği”, 1 Eylül 2005, 10 Eylül 2025 tarihinde erişilmiştir. <https://www.art-izan.org/ artizan-arsivi/ortadogu-tarihi-2-bolum-1939-1967-klasik-somurgeciligin- bolgeden-cekilisi-yukselen-arap-milliyetciligi/#_ftn17>
[32]    Mehmet Fatih Nas, “Bölgesel ve Küresel Dinamikler Bağlamında Ortadoğu’da Kadın Hareketi”, basılmamış yüksek lisans tezi, Ankara: Ankara Üniversitesi, 2007, s. 70.
[33]    A.g.e., s. 72.
[34]    A.g.e., s. 75.
[35]    BGST Toplumsal Araştırmalar Birimi, “Ortadoğu Tarihi 1. Bölüm: 1800- 1939, Fransa’nın Mısır’ı İşgalinden 1939 Filistin Ayaklanmasına”, 1 Eylül 2005,10 Eylül 2025 tarihinde erişilmiştir. <https://www.art-izan.org/artizan-arsivi/ fransanin-misiri-isgalinden-1-filistin-intifadasina-kadar-ortadogu-siyasi- tarihi-1800-1990/>
[36]    A.g.e.
[37]    BGST Toplumsal Araştırmalar Birimi, “Ortadoğu Tarihi 2. Bölüm: 1939- 1967, Klasik Sömürgeciliğin Bölgeden Çekilişi, Yükselen Arap Milliyetçiliği”, 1 Eylül 2005, 10 Eylül 2025 tarihinde erişilmiştir. <https://www.art-izan.org/ artizan-arsivi/ortadogu-tarihi-2-bolum-1939-1967-klasik-somurgeciligin- bolgeden-cekilisi-yukselen-arap-milliyetciligi/#_ftn17>
[38]    A.g.e.
[39]    Mehmet Fatih Nas, “Bölgesel ve Küresel Dinamikler Bağlamında Ortadoğu’da Kadın Hareketi”, basılmamış yüksek lisans tezi, Ankara: Ankara Üniversitesi, 2007, s. 88.
[40]    A.g.e., s. 89.
[41]    A.g.e., s. 91.
[42]    A.g.e., s. 94.
[43]    Altı Gün Savaşı, 5 Haziran 1967’de başlamış ve İsrail’in Süveyş Kanalı, Kudüs, Ürdün ve Güney Suriye’yi işgal etmesiyle 10 Haziran 1967’de sonuçlanmıştır. Bu savaşın sonucunda İsrail yayılmacılığına karşı kurulan Arap birliği ve panarapçılık fikri büyük ölçüde son bulmuş, İsrail’in Filistin’i işgalinin önünde bölgesel bir engel kalmamıştır.
[44]    Mehmet Fatih Nas, “Bölgesel ve Küresel Dinamikler Bağlamında Ortadoğu’da Kadın Hareketi”, basılmamış yüksek lisans tezi, Ankara: Ankara Üniversitesi, 2007, s. 100.
[45]    A.g.e., s. 102.
[46]    A.g.e., s. 103.
[47]    Neval El Seddavi, ةأرملا سنجلاو (al-Mar’a waal-Jins), 1972.
[48]    Neval El Seddavi, Havva’nın Örtülü Yüzü, İstanbul: Metis Yayınları, 1987.
[49]    BGST Toplumsal Araştırmalar Birimi, “Ortadoğu Tarihi 2. Bölüm: 1939- 1967, Klasik Sömürgeciliğin Bölgeden Çekilişi, Yükselen Arap Milliyetçiliği”, 1 Eylül 2005, 10 Eylül 2025 tarihinde erişilmiştir. <https://www.art-izan.org/ artizan-arsivi/ortadogu-tarihi-2-bolum-1939-1967-klasik-somurgeciligin- bolgeden-cekilisi-yukselen-arap-milliyetciligi/#_ftn17>
[50]    Mehmet Fatih Nas, “Bölgesel ve Küresel Dinamikler Bağlamında Ortadoğu’da Kadın Hareketi”, basılmamış yüksek lisans tezi, Ankara: Ankara Üniversitesi, 2007, s. 107.
[51]    A.g.e., s. 113.
[52]    A.g.e., s. 134.
[53]    İkinci İntifada, 1993 Oslo Anlaşması sonrası İsrail’in işgal altındaki Filistin topraklarından çekilmek yerine yeni yerleşim birimleri inşa etmeye devam etmesi üzerine Eylül 2000’den 2005 yılına kadar süren ikinci Filistin ayaklanmasıdır.
[54]    A.g.e., s. 130-132.
[55]    A.g.e., s. 115.
[56]    A.g.e., s. 116.
[57]    Deniz Kandiyoti, “Reflections on the Politics of Gender in Muslim Societies: From Nairobi to Beijing”, Faith and Freedom, s. 25, içinde Mehmet Fatih Nas, “Bölgesel ve Küresel Dinamikler Bağlamında Ortadoğu’da Kadın Hareketi”, basılmamış yüksek lisans tezi, Ankara: Ankara Üniversitesi, 2007, s. 116.
[58]    Laila Al-Hamad, “Al-Munazzamat an-Nisaiyye fil-Alemil Arabi”, Al- Raida, 2002, s. 26, içinde Mehmet Fatih Nas, “Bölgesel ve Küresel Dinamikler Bağlamında Ortadoğu’da Kadın Hareketi”, basılmamış yüksek lisans tezi, Ankara: Ankara Üniversitesi, 2007, s. 116.
[59]    Azza Basarudin, “Reconciling Western and Arab Feminisms”, Al-Raida, 2002, s. 64, içinde Mehmet Fatih Nas, “Bölgesel ve Küresel Dinamikler Bağlamında Ortadoğu’da Kadın Hareketi”, basılmamış yüksek lisans tezi, Ankara: Ankara Üniversitesi, 2007, s. 116.
[60]    Mehmet Fatih Nas, “Bölgesel ve Küresel Dinamikler Bağlamında Ortodoğu’da Kadın Hareketi”, basılmamış yüksek lisans tezi, Ankara: Ankara Üniversitesi, 2007, s. 117.
[61]    A.g.e., s. 120-125.
 

Turkish