Skip to main content

Amerikan Kadınların Alkol Karşıtı Hareketinin Oy Hakkı Hareketiyle Kesişen Yolu

Melisa Gençgül
19. yüzyılın başlarında Amerikan toplumunda alkolün fazla tüketildiğini ve bunun toplumsal sorunlara yol açtığını düşünen alkol karşıtı pek çok grup vardı. Önceleri bu gruplardan bazıları çözümü, alkolün “ölçülü” tüketilmesi ya da gönüllü bir şekilde alkolden uzak durulması olarak görüyordu. Bu amaç uğruna bir araya gelen gruplar zamanla Temperance Movement (Alkol Kullanmama Hareketi) olarak adlandırılan büyük bir harekete dönüştü.

Hareketin içindeki bazı gruplar zamanla daha radikal bir görüş benimseyerek alkolün tamamen yasaklanması gerektiğini savunmaya başladı. Bunun sonucunda 19. yüzyılın sonlarına doğru alkolün yasaklanması için mücadele eden ve Prohibition Movement (Alkol Yasası Hareketi) olarak bilinen büyük bir toplumsal hareket ortaya çıktı. Hareket 1920 yılında başarıya ulaşacak ve Amerika Birleşik Devletleri’nde (ABD) 13 yıl boyunca “tüm alkollü içeceklerin üretimi, satışı ve nakliyesi” yasaklanacaktı.1

Toplumun geniş kesimlerinden destek alan hareket, zamanla aktif siyasetin konusu hâline geldi. Bazı eyaletler alkolün yasaklanması talebini referanduma taşıdı. Söz konusu dönemde henüz oy hakkına sahip olmayan kadınlar bu referandumlara katılamıyordu.

Oysa kadınlar en başından beri alkol karşıtı hareketin aktif savunucusuydu. Kadınlara göre alkol ev içi şiddetin, geceleri tekinsizleşen sokakların ve israf edilen hane gelirinin bir numaralı sebebiydi. Ayrıca henüz o dönemde boşanma ve velayet gibi haklara sahip olmayan kadınlar ve onların çocukları alkolün sebep olduğu mutsuz evliliklere ve aile yaşamına mahkûm oluyordu.

Kendileri için alkolün varoluşsal bir tehdit olduğunu düşünen kadınlar alkolü yasaklatmak için oy hakkı elde etmeleri ve referandumlara katılmaları gerektiği fikrini benimsediler. Zaten kadınlar arasındaki bu alkol karşıtı hareketin öncüleri olan Susan B. Anthony, Elizabeth Cady Stanton, Sojourner Truth gibi kadınlar süfrajet hareketin de tanıdık isimleriydi.

Halihazırda ABD’de yükselen süfrajet hareket, alkol karşıtı kadınların örgütlü yapısının da desteğiyle toplumun farklı kesimlerinden kadınlara ulaşma şansı edindi. Ancak alkol karşıtı kadınların oy hakkını savunmak için kullandıkları argümanlar süfrajetler arasında tartışmalara ve bölünmelere sebep olacaktı. Bu yazı Amerikan kadınların alkol karşıtı hareketini ve bu mücadelenin oy hakkı hareketi ile kesişen yolunu anlatmayı amaçlıyor.

Kadınlar Neden Alkol Karşıtıydı?
19. yüzyılın başlarında Protestanlığın yeniden canlanması olarak bilinen İkinci Büyük Uyanış gerçekleşmişti. Bu durum beraberinde Protestan ahlakını baz alan birtakım sosyal reform taleplerini doğurdu.2 Protestanlar alkolün baştan çıkarıcı ve günah olduğunu ve aile yapısına maddi ve manevi olarak zarar verdiğini düşünüyordu. Bu nedenle alkolün ölçülü tüketilmesi reform taleplerinden biri olmuştu.

Alkolün ailelere nasıl zarar verdiği “The Bottle”3 [İçki] adlı bir karikatür serisinde şöyle tasvir ediliyordu: Bir gün adam “yalnızca bir yudum” içmek için eve içki getirir. Zamanla adam alkolik olur ve bu onun işten kovulmasına sebep olur. Alkolik erkeklerin işten kovulması 19. yüzyılda oldukça yaygın bir durumdu. Çünkü bu dönemde endüstrileşmeyle beraber fabrika merkezli üretim modeline geçilmişti. Artık geç gelen, hassas makinelere gereken dikkati gösteremeyecek kadar sarhoş olan, kısaca işyerindeki üretkenliğe zarar veren alkolik işçilere yer yoktu.

Karikatürün devamında ise artık işsiz olan bu adam, ailesini geçindiremediği için evdeki eşyaları satmaya başlıyor. Artık ailesini geçindiremeyecek hâle gelen bu adam yüzünden bütün aile sokakta dilenmeye başlıyor. Soğuk, yoksulluk ve sefalet yüzünden evin en küçük çocuğu ölüyor. Sarhoşluk ve sefalet içindeki adam karısını dövmeye başlıyor ve yine sarhoş olduğu bir anda karısını öldürüyor. Geride kalan çocuklar sokağa düşüp ahlaksızlığa sürüklenirken ayyaş adam deliriyor.

“6. Sahne: Korkulu kavgalar ve acımasız şiddet, içkinin sık kullanımının doğal sonuçlarıdır.”

"The Drunkard’s Progress - From the First Glass to the Grave” [Ayyaşın Yolculuğu - İlk Kadehten Mezara] adlı bir başka karikatürde tasvir edilene göre ayyaşlığa giden yol masum bir kadehle başlıyor. Ancak alkolün eğlencesi kısa sürüyor ve ayyaşlık kavga, yoksulluk ve hastalığı beraberinde getiriyor. Çaresizlikle suça bulaşan alkolik adam sonunda intihar ederek ölüyor. Geride ise ağlayan bir kadın ve çocuk kalıyor.

The Drunkard’s Progress - From the First Glass to the Grave, Nathaniel Currier

Kadın Örgütlenmesi
Dönemin bu popüler karikatürlerinden de görüldüğü üzere alkolün verdiği zararın kadınları, çocukları ve aileyi doğrudan etkilediği iddia ediliyor. Kadınlar da bu argümanlar üzerinden alkole karşı çıkıyor. Bazı kadınlara göre çözüm alkolden gönüllü bir şekilde uzak durulmasıyken bazı kadınlar alkolün tamamen yasaklanması gerektiğini düşünüyor.

Sarhoşluğun aileye etkilerine dikkat çekerek daha sert yasalar için mücadele eden kadınlar, birlikte Daughters of Temperance [Alkol Karşıtı Hareketin Kızları] adlı bir topluluk kuruyor. Susan B. Anthony de bu topluluğa katılıyor.

Elizabeth Cady Stanton ise kadınlar tarafından çıkarılan ve odağında alkol karşıtı hareketi destekleyen yazıların da yer aldığı The Lily [Zambak] adlı gazetede Sunflower [Ayçiçeği] mahlasıyla yazıyor. The Lily’ye göre alkol “kadının barışının ve mutluluğunun en büyük düşmanı”dır.4 Alkol, “kadının yuvasını perişan eder ve soyunu yoksullaştırır”.5 Kadınlar bu duruma karşı çıkmak için “kalemini kullanma hakkına sahiptir”.6 Ancak bunu yaparken “cinsiyetinin bir parçası hâline gelen mütevazı incelikleri bir kenara atmadan” hareket etmelidir.7

1853 yılında Sons of Temperance [Alkol Karşıtı Hareketin Oğulları] adlı topluluğun düzenlediği bir kongreye katılan Susan B. Anthony’nin konuşması kadın olduğu için engellenir.8 Bunun üzerine kongreye katılan kadınlar salonu terk eder. Bu olaydan sonra Susan B. Anthony ve Elizabeth Cady Stanton birlikte New York Women’s State Temperance Society [New York Kadınlarının Alkol Karşıtı Hareketi’ni] kurar.

Ancak 1861’de başlayan Amerikan İç Savaşı ile kölelik karşıtı hareket daha yakıcı bir toplumsal mesele hâline gelir. Bu nedenle alkol karşıtı hareket kısa süreliğine sekteye uğrar.

1870’lerde hareket yeniden canlanır ve kadınlar bu sefer 1873 yılında Women’s Christian Temperance Union’ı (WCTU) [Hıristiyan Kadınlar Alkol Karşıtı Birliği] kurar. Birliğin adından da anlaşıldığı üzere burada dinî kimlik ön plana alınmıştır. WCTU gibi muhafazakâr oluşumlarla ilişkilerini arttıran Susan B. Anthony onları süfrajet harekete davet eder. Kendisi alkolün yasaklanmasını savunmasa da onlara istediklerini elde etmek için oy hakkına ihtiyaçları olduğunu söyler.9

WCTU’nun ilk başkanı Annie Turner Wittenmyer ise kadınların oy hakkına karşı çıkan biridir. Annie, kadınların siyasete dahil olmasının kutuplaşmayı beraberinde getireceğini ve yozlaşmış siyasetin kadınların ahlaki değerlerinde erozyona sebep olacağını düşünür. WCTU’nun içindeki partizan eğilimlerden rahatsız olan Annie sonunda görevi bırakır.10

Annie Turner Wittenmyer’dan boşalan koltuğa 1879’da Frances Willard geçer. Frances ise oy hakkının alkol karşıtlığından ayrı düşünülemeyeceğini savunur. Ancak argümanlarını aktarırken benimsediği üslup ve retorik görece daha muhafazakâr kadınların oy hakkını desteklemesine sebep olur. “Home Protection” [Aile Koruması] olarak adlandırdığı bu yaklaşıma göre kadınların görevi çocuklarını, ailesini ve ülkesini korumaktır. Öyleyse kadınlar sokaklarında barların açılmasına, alkolün satılmasına karşı çıkmalıdır. Bunu sağlamak için oy verebilmek gerekiyorsa bu bir hak değil sorumluluktur.11

Frances Willard 1884’te yazdığı “Polyglot Petition for Home Protection”da [Yuvaların Korunması için Çokdilli Dilekçe] kadınların “fiziksel olarak daha zayıf cinse ait” olmalarına rağmen “ahlaki açıdan üstün cinsiyet olan kadınların ‘vatandaş-anneler’ olarak hareket etmek, evlerini korumak ve toplumun hastalıklarını iyileştirmek için oy hakkına ihtiyaçları olduğunu” savunur.12

Ancak Frances Willard gibi muhafazakâr süfrajetlerin ahlaki üstünlük anlatısı üzerinden faydacı bir yaklaşımla oy hakkını talep etmesi, Matilda Joslyn Gage gibi bazı kadınları oldukça rahatsız eder. Susan B. Anthony ve Elizabeth Cady Stanton’ın alkol karşıtı kadınları harekete dahil etme isteğinden rahatsız olan Matilda radikal bulunur ve hareketten dışlanır.13

Frances Willard’ın benimsediği yaklaşım sayesinde oy hakkı hareketine katılan muhafazakâr kadınlarsa Elizabeth Cady Stanton’ın boşanma, din, evlilik konularındaki düşünceleri ve söylemlerinden rahatsız olur. Örneğin, Elizabeth Cady Stanton kadınların sarhoş eşlerinden boşanabilmesi gerektiğini savunuyor, bazı evliliklerin “yasal fahişelik” olduğunu söylüyordu. Ayrıca Elizabeth’in de yazarları arasında olduğu The Woman’s Bible [Kadının İncili] İncil’deki kadınları aşağılayan ve kadınların erkeklere itaat etmesi gerektiğini savunan metinler üzerinden dinî değerleri eleştiriyordu.14

Süfrajetlere Alkol Lobilerinin Tepkisi
Muhafazakâr ve radikal kadınlar arasındaki bu anlaşmazlıklar bir yana bazı kadınlar oy hakkı ve alkol karşıtı hareket arasındaki yakınlaşmadan rahatsız oluyordu. Çünkü bu iki hareketin iç içe geçmesi ve birlikte anılması oy hakkı isteyen her kadının alkol karşıtı olduğu yanılsamasını yaratıyordu. Kadınların oy hakkını kazanması durumunda alkolün yasaklanması için oy kullanmasından korkan alkol lobileri harekete geçip oy hakkı karşıtı kampanyalara destek oldular.

Oy hakkı hareketinin alkol karşıtlığı ile eş değer olmadığına dönük açıklamalar yapılsa da alkolün büyük bir endüstri olduğu eyaletlerde bu tür güvenceler birçok seçmeni ikna edemedi. Örneğin Ohio’da 1912 yılında düzenlenen kadınların oy hakkı referandumu kaybedildi. The Portsmonth Daily Times gazetesi “Alkol lobileri Ohio’daki seçimlerde süfrajetleri yendi” yazacaktı. Wisconsin’deki kadınların oy hakkı referandumu da aynı şekilde kaybedildi.

Alkolün Yasaklanması ve Sonuçları
Alkol lobilerinin süfrajetlere karşı verdiği mücadele sonuç vermedi. Alkolü yasaklayan 18. Anayasa Değişikliği’nin 17 Ocak 1920’de yürürlüğe girmesinden çok kısa bir süre sonra 20 Ağustos 1920’de kadınlar oy hakkını kazandı.

Toplumsal sorunlara çözüm olması beklenen alkol yasağı tam aksine toplumsal sorunları arttırdı. Büyük bir endüstrinin yok olması pek çok kişiyi işsiz bıraktı. İçki yasadışı yollardan satılmaya devam etti ve bu kârlı bir karaborsa alanına döndü. Al Capone gibi mafya liderleri bu dönemde zenginleşti ve güç kazandı. Yasadışı barlar açıldı, alkol kullanmak isteyenler kendi içkilerini üretti. Hükümet endüstriyel alkollere zararlı kimyasallar ekleyerek tüketilmelerini engellemek istedi ancak bu tip alkolü içen yüzlerce kişi zehirlenerek öldü.

Alkolün yasaklanmasının getirdiği tüm bu sorunlar alkolün yasaklanmasına karşı çıkan hareketin de güç kazanmasını sağladı. Kadınlar yasak hareketinde olduğu kadar yasak karşıtı harekette de aktif rol oynadılar. Örneğin, kendisi de Cumhuriyetçi Parti üyesi olan Pauline Morton Sabin, Cumhuriyetçi kadınları alkolü yasaklayan yasayı yürürlükten kaldırmayı vaat eden Demokrat Parti’nin adayı Franklin D. Roosevelt’e oy vermeleri için ikna etmeye çalıştı. Böylece 5 Aralık 1933’te Kongre’den 21. Anayasa Değişikliği geçti ve alkolü yasaklayan 18. Anayasa Değişikliği yürürlükten kaldırıldı.

Alkol karşıtı kampanyanın bir broşürü: Sarhoş mu ayık mı? Anneler ve çocuklar içki ticaretinin para hırsına mı kurban edilecek? Karar senin.

Sonuç
Amerikan kadınların alkol karşıtı hareketinin oy hakkı hareketi ile kesişen yolculuğuna baktığımızda farklı siyasi görüşlerdeki kadınların ortak bir amaç için nasıl bir araya geldiğini görüyoruz. Her ne kadar bu ortak mücadele her iki hareketin içinde de eleştirilere ve bölünmelere sebep olsa da günün sonunda oy hakkı hareketinin başarıya ulaştığını görüyoruz. Bu başarı bize kadın hareketlerinin birbiriyle kurduğu ilişkilerin başarabileceklerini gösteriyor. Eğer kadınlar birbirlerinin özgül sorunları ve taleplerini anlayıp ortak amaçlar için birlikte bir mücadele örgütleme konusunda istekli olursa kim bilir belki de bu beklenmedik birliktelikler ortak kazanımları beraberinde getirebilir.

Turkish