Skip to main content

“KU UR” Öyküsü Üzerine Bir Deneme: Bir Parmağın Ağırlığı

Elif Keserci
Selenay Boz
2023 yılının 8 Mart haftası bü’de kadın şenliği kapsamında kampüste kulübümüzün eski mezunlarından yazar Hande Ortaç’ı konuk ettik. Bu sebeple öykülerini kulüpçe okuma ve tartışma şansımız oldu ve kendisiyle de öyküleri üzerine konuştuk. Üç İki Bir Kayıt kitabındaki “KU UR”1 adlı öyküsü toplumun yadırgadığı bir kadının hikâyesini, kadının kendi ağzından anlatması sebebiyle özellikle ilgimizi çekti. Öykü, sürekli kendisine bir şeylerin eksik olduğu söylenen bu kadının kendi içinde bütün bunları nasıl yaşadığını, hayatına ne tür etkileri olduğunu yalın bir dille anlatıyor. Biz de yazıda “KU UR”u bu nedenle analiz edeceğiz.
Hikâyemiz, ana karakter Meral’in kendine iyi gelecek şeyi bulduğunu iddia etmesiyle başlıyor, “Kestim kurtuldum.”2 diyor sonra. Neyi kestiğini anlamıyoruz ve anlatıcı da bunu bir süre söylemiyor ancak okuyucunun merakını cezbeden tek şey bu değil. Öykünün başlığında da olduğu gibi bazı kelimeler yarım, okurken her şey anlaşılmıyor. Okudukça bu eksikliğin “s” harfi olduğunu fark ediyoruz. Bu henüz tek başına bir şey ifade etmiyor okuyucu için. Hikâyenin devamında da doğduğundan beri hep bir şeylerin eksik olduğunu söylüyor Meral. Tabii okurken de içimize bir kurt düşüyor, Meral eksik mi gerçekten? Ya da onu eksik olduğuna inandırdı mı etrafındakiler?
İçimize bu şüpheyi düşüren şeylerden biri Meral’in hikâyenin bir noktasında evli olmadığından bahsetmeye başlaması. Aynı zamanda özgürce cinselliğini yaşamak isteyen ve bundan hoşlanan bir kadın olduğunu, evlenmeyi zaten istemediğini anlıyoruz söylediklerinden. Bundan açıkça bahsetmesi de biraz şaşırtıcı geliyor okuyucuya. Bir kadın evlenmeyi ister, evlenmemişse bu bir “eksiklik”tir toplumun nezdinde. Dolayısıyla Meral’in eksiklik olarak gördüğü şeyin toplumun onda eksik gördüğü şey olup olmadığını sorgulamaya başlıyoruz. Kendisinin hayatı boyunca hiç hayalini kurmadığı, istemediği evlilik ona da bir eksiklikmiş gibi mi görünmeye başladı yoksa? Bu beklentilerin kadını deliye çevirdiğini anlıyoruz. Kurtulduğunu söylediği andan itibaren yazdıkları sanki neden eksik olmadığını açıklamaya çalışıyor gibi ve bunu yaparken öfkesi, bıkkınlığı okuyucuya da yansıyor. Doktora gittiğini söylüyor bize, doktorlar ilaç veriyor fakat “İçmedim, deli miyim ben?”3 diyerek içmiyor ilaçları. Kendisi de hâlinden memnun ve içten içe eksik bir şey olmadığının farkında. Düşünmeye başlıyor, derin düşüncelere dalıyor; daha sonra düşünmenin de çözüm olmadığına karar veriyor. Bakmak gerektiğini söylüyor, toplumun eksik olduğuna ikna ettiği bu kadın, ne eksiği var diye tüm kusurlarıyla yüzleşmek için aynanın karşısına geçip vücudunu inceliyor. Her şeyin yerli yerinde olduğuna, bir eksiğinin olmadığına hatta belki de fazlası olduğuna kanaat getiriyor. Kendini incelerken bazı şeyler gereksiz görünmeye başlıyor. Takıntıları gibi. Çıkarıp atmak, kurtulmak istiyor. Böylelikle de hikâyenin başında “Kestim kurtuldum” dediği şeyi yapıyor. “Evlilik bağının düğümleneceği iskele”den yani yüzük parmağından kurtuluyor. “Hafifledim” diyor. Peki ne bu kadını hafifleten? Vücudundan bir parça değil sadece, o parmağa yüklenen anlamlar. Toplum evliliğe, o parmakta vakti geldiğinde bir yüzük olmasına o kadar anlam yüklemiş ki aslında Meral’in kurtulduğu “takıntı” tam da bu. Kendi takıntısı bile değil, toplumun ondan takıntı hâline getirmesini beklediği bir şey. Bundan kurtulmak için kendinden bir parça feda ediyor. Başından beri eksik olduğunu söyleyen insanlara bir eksiklik veriyor: Artık yüzük parmağı yok. Böylece artık açıklamakla uğraşmayacak, yüzük için “yer yok” demesi yeterli olacak.
Hikâyede dikkatimizi çeken en önemli noktalardan biri de Meral’in mesleği. Meral, on parmak stenocu4 ve işinde en iyisi olmakla övünüyor. “S” harfinden sorumlu parmağını keserek aslında çok sevdiği işini de feda etmiş oluyor. Bir yandan da işinden bahsettiği kısımda mükemmel olmak için üzerinde ne kadar büyük bir baskı olduğunu görüyoruz. Dik oturmak zorunda, göğüsler dışarıda olacak! Saçları toplu olmalı, hiçbir şeyin dikkatini dağıtmasına izin vermemeli. Yani sadece hızlı yazmakla bitmiyor buradaki görevi, aynı zamanda kurallara harfiyen uymalı. Meral çok sevdiği işini bunlardan kurtulmak istediği için mi feda etti diye düşündürtüyor bizi.
Neden hikâyenin başından beri “s” harflerini görmediğimizi de anlıyoruz artık. Meral yüzük parmağından, klavyede bir tek “s” harfine denk gelen parmağından kurtuluyor ve oturup yazmaya başlıyor. Dönüp yazdıklarına bakınca bir harfle birlikte birçok şeyin eksildiğini, anlaşılmayan yerler olduğunu görüp artık çok dikkatli olması gerektiğini düşünerek “s” harfine gerek duymadığı bir paragraf yazıyor. Bunu yaparken kendini ne denli baskıladığını ve disipline etmeye çalıştığını anlıyoruz. Kendine yeni edindiği bu takıntı bir paragraf sürüyor, bu yükünden de kurtuluyor ve şöyle bitiriyor paragrafı: “(S)iz de yapın!”5 İşte eksik bir cümle, bunu fark edince “(S)en gitmiş(s)in, bir ben kalmışım geriye. En çok ben! (S)iz de yok(s)unuz. Bir tek biz varız.”6 diyor. Burada “sen ve siz”le aslında toplumu, başkalarını, ona dışarıdan bakan herkesi kastederek onları artık önemsemeyeceğini vurguluyor. Ve ben varım derken de artık kendisini önceleyeceğini ima ediyor, biz derken de bir nevi tüm kadınlar olarak biz varız diyor. Onlar değil biz varız bizim hayatımız, kendi isteğimize göre yaşarız, toplumun normlarına göre değil.
Meral kendine takıntı hâline getirmesi söylenen her şeyden kurtulmak için bir parmağını feda ediyor, bununla beraber çok sevdiği işinden de vazgeçmiş oluyor. Peki bu kadın neden kendisi için önemli bile olmayan bir konuda, evlilikle ilgili bir takıntı ediniyor ve bu takıntıdan kurtulmak için kendinden bir şeyler eksiltmek zorunda kalıyor? Toplum baskısının kadın üzerindeki etkisini, Meral’in bu baskıdan kurtulabilmek için parmağını kesecek noktaya gelmesinden görüyoruz. Zaten başından beri hep bir şeyleri unutuyormuş gibi hissetmesinin onda yarattığı eksikliğin zihnini işgal ettiğini anlatıyor ve bunları ev işlerine benzetiyor. Ütüyü fişten çekmek gibi, ocağın altını kapatmak gibi kafasında yer eden bir şeye dönüşmüş bu baskılar. Böylece anlıyoruz ki bu eksiklikler sadece Meral’in eksiklik hissettiği şeyler değil, kadınların toplumsal hafızasında yer etmiş bir sorumluluk unutma ve eksik hissetme hâli. Sürekli bir şey yapma, kontrol etme, kurala uyup uymadığından emin olarak diken üstünde yaşamak zorunda kalan kadınlar kendilerine bir takı gibi iliştirmişler bu hisleri. Meral’in parmağını keserek isyan ettiği bu takıntılar, bize de cesaret veriyor. O, kendi yaşamında bir zinciri kırarak aslında yüzyıllardır süregelen düzenin de kırılabileceğine dair umudumuzu yeşertiyor.

 

 

1 Hande Ortaç, *Üç İki Bir Kayıt*, "KU UR", Ayizi Kitap, 2015.
2 A. g. e., s. 11.
3 A. g. e., s. 14.
4 Steno, söylenen sözleri söylendiği kadar çabuk yazmaya elverişli, kısa ve yalın işaretlerden oluşan yazı yöntemidir.
5 Hande Ortaç, *Üç İki Bir Kayıt*, "KU UR", Ankara: Ayizi Kitap, 2015, s. 18.
6 A. g. e., s. 18.

Turkish