Der.: Beyzanur İyitütüncü
Esra Partal
Nilay Ateşoğlu
Yaz dönemi temel feminizm okumalarımızda militarizm ve şiddet tartışmaları yürüttüğümüz hafta okumalarımıza ek olarak Marjane Satrapi’nin yönettiği 2007 yapımı Persepolis filmini izledik. İran İslam Devrimi’yle değişen sosyopolitik koşulları dokuz yaşındaki Marjane’ın gözünden anlatan bu film kafamızda İran İslam Devrimi’ne ve İran’daki kadın hareketine dair soru işaretleri bıraktı. Biz de Boğaziçi Üniversitesi Kadın Araştırmaları Kulübü (BÜKAK) olarak Ortadoğu kadınlarına ulaşmayı hedefleyen “Have the Courage to Be Yourself”[1] (HTCTBY) projesine hayat veren Sara Baherirad ile söyleşi yapmaya karar verdik. Sara, Tahran Üniversitesi Sosyoloji Bölümü mezunu ve hâlâ Ortadoğu Teknik Üniversitesi’nde (ODTÜ) Toplumsal Cinsiyet ve Kadın Çalışmaları yüksek lisansına devam ediyor. Söyleşimizin metnini sizlerle paylaşıyoruz.
BÜKAK: Kendinizden ve çalışma alanlarınızdan biraz bahsedebilir misiniz?
Sara Baherirad: Kitapta da anlattığım gibi[2] benim hikâyem normal bir hikâye değil. Bu İranlı bir kadın olmamdan da kaynaklanıyor olabilir. Açık görüşlü, orta sınıf İranlı bir ailede dünyaya geldim. Babam emekli asker, annem de emekli öğretmendi. Tahran Üniversitesi’nde Sosyoloji bölümünde okudum. İranlı bir kadın olarak üniversite hayatım boyunca eşit olmayan koşulları idrak etmek, onlara bazen kafa tutmak bazen de teslim olmak zorunda kaldım. Bu süreç zor oluyor. Ama sadece bu koşullar insanı feminist yapmıyor. Bazen yeri geliyor vazgeçiyorsun, başkaldırıyorsun, savaşıyorsun. Bazen sona doğru geldiğinde savaşmayı bırakabiliyorsun.
İnsanın hayatında belli dönüm noktaları oluyor. Bunlar sayesinde insan kendini tanımaya ve benimsemeye başlıyor. Ben hayatımın dönüm noktasını yirmi altı yaşındayken yaşadım. Romantik bir aşk yaşayıp erken bir evlilik yaptım. O zamanlar Sosyoloji öğrencisiydim ve evliliğim beni öyle bir noktaya getirdi ki ataerki ve ataerkil toplum ne demek onu anladım. Başarılı giden lisansımı yarıda bıraktım ve ağır bir depresyon geçirdim. Sürekli kendime şunu söylerdim: “Korkmasaydım ne yapardım?”. Bu sorunun cevabı tek cümleydi benim için: Yolumu değiştirirdim. Sonunda karar alma cesaretini kendimde buldum ve 26 yaşımda radikal bir kararla boşanma davası açtım. Eşimden ayrıldım ve dedim ki: “Ben kendim için bir şeyler yapacağım. Artık kendi ayaklarım üzerinde duracağım, kimseye bağlı olmayacağım. Bunun bedeli neyse ödeyeceğim. Ama istediğim gibi yaşayacağım.” Bu bir kendi kendini güçlendirme örneği. İran’da lisans eğitimimi bitirdikten sonra Türkiye’ye geldim.
İran’da boşanma kararını yalnızca erkekler verebiliyor. Eğer erkek isterse kadının beyanı dikkate alınmadan eşini boşayabiliyor. Kadın ancak eşini ikna ederse anlaşmalı bir biçimde boşanabiliyor. Ben boşanmak için eşimi ikna etmek zorundaydım ve bu süreç maddi olarak birçok şeyden vazgeçmemle birlikte oldu. Her konuda sıfırdan başlamak zorunda kaldım. Yeni bir dünyaya gelmiş gibiydim. Ne bu dünyayla ilgili ne de geleceğimle ilgili herhangi bir fikrim vardı. Çok stresli dönemlerdi. Fakat o dönemleri atlattım ve hayata tutunmaya başladım. O sıralar birkaç kadın arkadaşımla bir araya gelerek internet sitesi[3] de olan Have the Courage to Be Yourself topluluğunu kurduk. Hayatımızdaki tüm olumsuzluklara karşı tavrımız şuydu: Olumsuzlukların üstesinden gelebilirim ve bunu yaparken başka kadınlara da yardımcı olabilirim. Her sabah en az bir kadını cesaretlendirmek için kendime söz veririm. Kadın pasif değildir ve kendi hayatının iplerini eline alabilir. Buna inanıyorum.
Türkiye’de yaşamaya nasıl karar verdiniz?
Cevabı çok net: Ortadoğu’dan gitmek istemiyorum. Türkiye’nin kültürü İran’a çok benziyor. İki ülkede de İslami akımlar birbirine çok benziyor. Türkiye’de Atatürk, İran’da da Rıza Şah bir devrim yapıyor. Belki sosyolog olduğum için başka bir ülkede olayların izini bu kadar takip etmem mümkün olamazdı.
Çalışma alanınızdan ve tezinizden ayrıntılı bahsedebilir misiniz?
Hayatımla ilişkili bulduğum için tezimin konusunu kadının güçlenmesi olarak seçtim. Çalıştığım konu “Türkiye’deki sivil toplum örgütleri kadınları güçlendirebiliyor mu?” sorusu üzerine. Gerçekleşen projelerin Türkiye’de kadınları güçlendirip güçlendirmediği sorusuna cevap arıyorum. Tezimde feminist perspektiften baktığımız zaman kadının güçlenmesi ve güçlendirilmesinin mümkün olup olmadığı ve bu durumun ne şekilde gerçekleştirilebileceği sorularını ele alıyorum.
Kadınlar eşitliğin olmadığı bir dünyada yaşıyor. Örneğin Amerika’da sadece son doksan yıldır kadınlar okuma, yazma ve üniversiteye gitme hakkına sahip. 1919’dan kalma bir mektubun fotoğrafı odamda asılı duruyor. Bir kadın bu mektubu North Carolina Üniversitesi Mühendislik Fakültesine kayıt olmak için yazıyor. Üniversite ise “Asla ve asla, hiçbir zaman size mühendislik fakültesine kayıt için izin verilmeyecektir. Artık bize mektup yazmayı bırakın!” diye yanıt veriyor. Aslında en temel haklarımız bile çok yakın bir geçmişte elde edildi. Aynı bu örnekte olduğu gibi birçok ülkede kadınları pasif bireyler olarak görüyorlar. Kadınlar ise bu söylemi reddetmeye devam ediyor.
İran’da devrim öncesi kadın hareketinin durumu nasıldı? Pehlevi dönemi ve Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş dönemi arasında kadın politikalarında sizce benzerlikler var mıydı?
Son yüzyıldaki Türkiye kadın hareketi ve İran kadın hareketi arasında tabii ki fark var. Atatürk bir devrim yapmış ve Türkiye Cumhuriyeti’ni kurmuş. Rıza Şah da Kâcâriye İmparatorluğu’nu yok ederek kendi şahlığını ilan etmiş. Rıza Şah birçok kez Türkiye’ye gelmiş ve Atatürk’le görüşmüştür. Atatürk’ü kısmen örnek alan birisidir. İki lider de modernleşme ve Batılılaşma için reformlar yapmış. Fakat burada Atatürk’ü övmek zorundayım. Rıza Şah devrimden sonra kendini şah ilan etmiş ve şahlık üzerine bir diktatörlük kurmuş. Belki bu yüzden biz “Rıza Şah” diyoruz, siz ise “Atatürk”.
Kadınlar bu durumdan çeşitli şekillerde etkilenmişler. Bunların en büyük örneği Rıza Şah’ın 1922’de üniversite ve okullar gibi kamusal alanlarda kadınların örtünmesini yasaklamasıdır. Kadınlar o dönemde buna karşı protestolarla gerçekleştirerek direnmişler. Fakat polis kadınların bu protestoları karşısında sert çıkarak zorla başörtülerini çıkarmış ve onları gözaltına almış. Atatürk döneminde ise modernleşme süreci bu kadar sert yaşanmamış.
Devrim sonrası siyasi ortamı tarif edebilir misiniz?
Solcu liderler Paris’te sürgünde olan İmam Humeyni ile anlaşma yaptılar. Humeyni’yi demokrat bir cumhuriyet kuracaklarına ikna ettiler. Fakat bu vaat gerçekleşmedi. Olay solcuların kontrolünden çıktı ve İslamcılar güçlendi. Bu süreç üç yıl sürdü. Solcular ya idam edildiler ya da çözümü ülkeden kaçmakta buldular. Bunlar yaşanırken kadın da toplumda görünmez bir hâl aldı. Kadın, devrimin getirdiği İslami inkılapların vitriniydi. Siyah çarşaflara bürünmüşlerdi. Kadınlardan çocuk doğurmaları, Müslüman bir evlat yetiştirmeleri ve eşlerine itaat etmeleri bekleniyordu. Dışarıda çalışmak isterlerse eşlerinin iznini almak zorunda kalıyorlardı. Kısacası hukuki olarak bağımlı ve görünmez bireyler hâline gelmişlerdi.
İranlı kadınların bu durumu kabullenmesi asla kolay olmadı. Kadınları mücadele alanlarında görmeye başladık. İnkılabın üzerinden sadece yirmi gün geçmişti ve Mart 1979’da milyonlarca kadın hijab’a[4] karşı protestolar düzenledi. Üç yıl süren mücadelelere rağmen 1983 senesinin haziran ayında hijab İslami giyim şartı olarak mecliste kanunlaştırıldı. Devlet tarafından iş yerlerinde, okullarda hijab propagandaları yürütüldü, posterler asıldı. Devlet kadrolarında çalışan kadınlar savaş[5] ve kıtlık nedeniyle bu propagandalara karşı çıkamadılar. İran ve Irak savaşı sırasında devletin en güçlü aracı İslam’dı. Devlet İslam’ı da kullanarak kadını ve görünüşünü devrimin muhafızı hâline getirdi.
O dönem İran’daki kadın hareketine gelirsek İran Devrimi’nden sonra kadın hareketi ilk kez İslami bir argümanla karşılaştı. Feministlerin mecburen İslami literatüre hâkim olmaları gerekiyordu ve buradan İslami feminist akım ortaya çıktı. İslami feminist akım aslında çok yeni. 90’ların ürünü olan bir akım. İslami feministler İran’da literatüre hâkim olarak İslam’ı eleştirmeye, aile, çocuğun velayetini alma gibi kanunları değiştirmeye çalışmışlar. İslami feministler Türkiye’de pek hoş karşılanmıyor sanırım. Örneğin akademik ortamlarda İslami feminizm tartışılan bir konudur. İran’da ise İslami feminizmin daha derin bir anlamı vardır çünkü İslam devletine karşı ancak İslam üzerinden argüman üretebilirlerdi. Birçok İslami feminist fıkıh, kelam dili biliyor. Bu onların mücadele etme biçimine dönüyor. Savaşma yolu ancak bu yoldan, İslam’dan geçiyor. Bu yüzden İslami feminizm İran’da bu kadar güçlendi.
Bugün İran’daki kadın hareketi ne durumda ve hangi kazanımları elde etti? İran’daki kadın hareketini Türkiye’den yeterince takip edebiliyor musunuz?
İran’daki kadın hareketini Türkiye’deki kadın hareketinden daha etkin ve umutlu görüyorum. Çünkü insanlar baskı altında kaldıkları zaman daha çok uğraşırlar, hayal ederler ve özgürlük isterler. İranlı kadınlar en ufak bir hakkı kazanmak için bile çok uzun yıllar süren mücadeleler veriyorlar. Örneğin eğer bir kadın tacize uğramış ve kendini savunmak için tacizci erkeği öldürmüşse kadına idam cezası verilir. Çünkü bir erkek öldürülmüştür. Bu örnekten anlayabileceğiniz gibi eşit olmayan, şeriata bağlı kanunlar var. Bu koşullarda belki çok ufak başarılar elde ediyorlar ama o ufak başarıları hafife almamak gerekiyor. Akademik anlamda çok başarılı kadınlar da görüyoruz. Örneğin Ziba Mir-Hosseini[6], İranlı bir feminist antropologdur. Dünyada Müslüman kadının konumunu objektif biçimde değerlendirir. Çünkü şeriatın kuralları ile yaşamış, Şah zamanını görmüştür. Devlet baskısı sebebiyle “feminist” kelimesi kadınlar tarafından pek sık kullanılmasa da aslında kadınlar birçok feminist dergi ve yazılar çıkarıyorlar.
İran’daki kadınların anayasal haklarına dair bilgi verebilir misiniz?
Kadın erkeğe bağlı ve ikinci derece bir vatandaştır. Evlenmeden önce hukuki ve kanuni olarak yapmanız gerekenlerin neredeyse tamamı için babanızın izni gerekiyor. Evlendikten sonra ise eşinizin izni gerekiyor. Örneğin pasaport alabilmek, boşanabilmek, eğitim hakkını elde edebilmek bu tarz kurallara bağlı. Bu kurallar İran’da hukuki olarak devam etse de kadın ve erkekler arasındaki iletişim daha farklıdır. Örneğin İranlı bir ailenin evine gittiğinizde kadınları Türkiye’deki kadınlardan daha baskın rollerde görürsünüz ve kadınlar feminist davranışlar sergiler. İran’a Türkiyeli arkadaşlarla gittiğimizde çok şaşırmışlardı ve Türkiye’deki kadınların İranlı kadınlar kadar söz sahibi olamadıklarını söylemişlerdi. Ben Türkiye’de on yıldır yaşıyorum. Özellikle kadınlarla ilgili organizasyonlarla doğuda ve İstanbul’da hemen hemen her yere gittim. Farklı yaşamlardan gelen pek çok kadınla görüşme fırsatım oldu. Holding sahibi, işçi, ev hanımı… Sosyal statüsü fark etmeksizin kadınlar erkeğe hizmet ediyor, ataerkil değerleri benimsiyor ve içselleştiriyor. İran’da ise hukuksal normlara rağmen ataerkil değerler toplum tarafından bu kadar benimsenip içselleştirilmiyor.
Örneğin Türkiye’de kadınlar birçok anayasal hakka sahip olmasına rağmen bu haklara sahip olduklarını bilmiyorlar veya mahkemede bu haklarını kullanamıyorlar.
Ya da kadınlar yasal haklarını kullanmaktan gönüllü olarak vazgeçiyorlar. Oysa İran’da kanunlar toplumdan yüzlerce yıl geride. Anayasa ve toplum arasındaki bu farkı rahatlıkla görürsünüz. İran çok güzel bir yerdir. Kesinlikle gitmenizi tavsiye ederim. Bir hafta orada kalsanız size çok şey katar, hayata daha farklı bakmaya başlarsınız. Bana sorsalar “Türkiye’de mi İran’da mı feminist çalışmalara daha fazla ihtiyaç var?” diye “Türkiye” derim. Örneğin Türkiye’de kadına yönelik şiddetin yüzdelik oranı İran’dan daha fazla.
Ben kadınların mücadelesinin bu durumları çok etkilediğini düşünüyorum. Türkiye’de kadınların bir arada olması ve birbirini mücadeleye örgütlemesinde bir eksiklik var. Eğer bunu gerçekleştirebilirsek feminist mücadele Türkiye’de daha büyük kazanımlar elde edebilir. Organizasyonlarımda bana en çok “Bunun neye faydası olur?” diye sorarlar. Ben de “Hiçbir şeye faydası olmasa bile kadın kadına iletişim kurmayı öğreniyoruz.” derim. Toplumun bize yüklemiş olduğu güzellik standartları bize yük olup bizi eziyor ve özgüvensiz kılıyor. Omzumuza yükledikleri yükle yürümemizi bekliyorlar. Eğer kız kardeşliği güçlendirebilirsek hayatımızda çok büyük aydınlanmalar olacak.
İslami feminizm hakkında bilgi verebilir misiniz?
İslami feminizmin farklı biçimleri var. “İslami feminizm nedir?” sorusu çok genel bir soru oluyor. Ama “İslami feministler kimlerdir?” dersek İslami argümanlar ile kadının özgürleşebileceğine inanan kişilerdir. İslami feministler İslami kavram ve değerlerle birlikte kadının güçlenebileceğini ve özgürleşebileceğini savunuyorlar. Aynı zamanda “Allah neden erkek sayılıyor?” gibi sorularla İslam’ı da sorguluyorlar. Bu başka dinlerde de var. Örneğin Hıristiyan feministler. Bugün Türkiye’de İslami feminizm İran’dakinden farklı tartışılıyor. İnançlı birisi olmak ya da olmamak İslami feminizme bakış açımızı değiştirmiyor.
Genellikle insanlar Ortadoğu’daki yaşam koşulları ve siyasi koşullara dair bazı önyargılara sahip. Siz bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz?
Türkiye’deki medyadan akademisyenlere, sosyologlardan psikologlara kadar bunun izini her yerde görebilirsiniz. “İran’da kadınlar taşlanıyor mu?” gibi sorularla karşılaşabilirsiniz. Filmlerle, kitaplarla, romanlarla İranlı kadını pasif ve yardıma muhtaç çizerler. Arap kadını sadece o çarşafın altında duran, hiçbir fikri, dünya ile ilgili düşüncesi olmayan bir kadın olarak ifade edilir. Örneğin “İran hakkında ne düşünüyorsunuz ve İranlı kadınların durumu nedir?” diye Türkiye’deki insanlara sorduğunuzda çok komik şeyler duyarsınız. Nasıl ki Batılı, Türkiye hakkında “Türkiye’de insanlar deveye biniyorlar mı?” diye soruyorsa aynı şeyi İran için söyleyebiliyorlar. Dünyanın en büyük medya temsilcileri bunun üzerine yatırım ve reklam yapıyorlar. Fakat mesele ataerki olunca burası Amerika da olsa pek fazla şey değişmiyor. Batıda yasalar verilmiş durumda ama kadınlar yine de özgürleşmemişler. Kitabımda[7] da anlattığım “seksi çikolatalı” diye bir kısım var, o kadın figürü ile boğuşuyoruz hepimiz.
Kadınlar bugün İran’da nasıl sosyalleşiyorlar?
İnternet, sosyal medya kadınlara çok iyi bir araç oldu. Avrupalı kadınlar da feminist hedefler ve vizyonlar için sosyal medyayı çok iyi kullandılar. İran’daki kadınlar için de durum aynı aslında. “Beyaz Çarşambalar”[8] diye bir akım başlattılar. Her çarşamba beyaz başörtü takıyorlar ve bu eylemlilik yüz binlerce kadına ulaştı. Buna benzer başka bir eylemlilik de ahlak polislerine karşı başörtülerini çıkararak tepki vermeleriydi. Bunların hepsini internet üzerinden yaptılar. Biliyorsunuz bizim İslami ahlak polisimiz var. Bir polis arabası çok saçma bir şekilde meydanda durup “Hanımefendi başörtünüzü düzeltiniz. Saçlarınız görünüyor.” diye bir uyarıda bulunabiliyor. Bu tarz uyarılar kadınları çok rahatsız etmeye başladı ve kadınlar bir uygulama geliştirerek aslında başka bir mücadele alanı da oluşturdular.[9] İran’a bakıp değerlendirdiğinizde çok basit şeyler için çok büyük savaşlar verildiğini unutmayın. İranlı göçmenler internette çok büyük akımlar başlattılar. Erkekler başörtü takmaya başladılar. Bu durum dünyada çok büyük ses getirdi. İranlı erkekler ve kadınlar kadının özgürleşmesi için sosyal medyayı çok iyi kullandılar. Benim bizzat rastladığım Beyaz Çarşambalar, polisin önünde başörtüsünü çıkartmak, araba kullanırken başörtü takmamak gibi stratejik eylemliliklerle çok güzel başkaldırıyorlar. İran’da şu an sosyal medyanın en büyük rolü bence kadınları örgütlemek. Örneğin feminist aktivistler kimlerdir? Hangi şehirde kim ne yapıyor? Politik veya sosyal bir problem yaşadıklarında hangi avukatlara gitmeleri gerekiyor, o avukatların listesi nerede? Bütün bu soruların da cevabını vererek yeraltından çok iyi örgütleniyorlar.
Türkiye ve İran’daki kadın hareketine dair ortaklıkların ve farklılıkların olduğunu düşünüyor musunuz?
Sosyal medyanın feministler tarafından bir araç olarak kullanıldığını her ülkede görüyoruz. En azından kendilerini feminist olarak tanımlamasalar bile kadınlar ya da erkekler kadına şiddete karşı bunu yapıyorlar. Bu konu ile ilgili sosyal medyada paylaşımlar yapıyorlar. Aynısı İran’da da oluyor. Açıkçası karşılaştırmak bilimsel olarak doğru olmayabilir. Çünkü koşullar biraz farklı. Sosyal medya, internet hızı farklı. İnterneti kullanma aracı, kullanma koşulları bile farklı. İran’da sen bir videoyu çektiğinde ânında yükleyemiyorsun. İnternet hızını düşürüyorlar ki insanlar internete daha az girsinler. Tabii ki bu baskılar Türkiye’de daha seri bir şekilde yapılıyor.
İran’dan çok ümitliyim. İranlı kadınlar sosyal medyayı çok iyi kullanıyorlar. İnternet üzerinden satış yapabilmek için işler kuruyorlar. Örneğin kocası kadına dışarı çıkma izni vermediğinde kadın el işini evden yapıp satabiliyor. Belki Türkiye’deki kadınların bu tür imkanları elde etme şansı İran’daki kadınlardan daha düşük olabilir.
Bu karşılaştırmalarım verilere dayalı olmadığı için, bir araştırma doğrultusunda sizleri bilgilendirmem daha doğru olabilir.
Söyleşi için çok teşekkür ederiz.
[1] 2009’da Ankara’da gerçekleştirilen, 25 kadın katılımcıdan oluşan bir etkinlik ile başlamış olan bir projedir. (y.h.n.)
[2] Sara Baherirad, Kadın Gibi Kadın, İstanbul: Doğan Novus, 2016.
[3] Bahsi geçen internet sitesinin adresidir. bkz. <http://htctby.org/>
[4] Müslüman kadınların saçlarını örtmek üzere kullandıkları başörtüsüne verilen addır. (y.h.n.)
[5] Metinde bahsi geçen savaş 22 Eylül 1980 - 20 Ağustos 1988 tarihleri arasında gerçekleşen İran-Irak savaşıdır. (y.h.n.)
[6] Ziba Mir-Hosseini, İran’ın siyasi koşulları, İslami aile hukuku ve Müslüman dünyasındaki kadınlar hakkında çalışma yürüten feminist yazardır. (y.h.n.)
[7] Sara Baherirad, Kadın Gibi Kadın, İstanbul: Doğan Novus, 2016.
[8] İranlı kadınların, zorunlu örtünmeyi protesto etmek için #beyazçarşamba etiketiyle beyaz eşarplı veya beyaz kıyafetli fotoğraflarını paylaştığı kampanyadır. bkz. <https://www.acikgazete.com/iranli-kadinlarin- omuzlarinda-yukselen-bir-sivil-itaatsizlik-beyaz-carsambalar/> (y.h.n.)
[9] Bahsi geçen uygulamanın adı Gershad uygulamasıdır. İran’da ahlak polisinin kontrol noktalarını Google’daki harita uygulaması üzerinden gösteriyor. bkz:<https://tr.sputniknews.com/ortadogu/201602171020940458- iran-genc-ahlak- polis/> (y.h.n.)
