Ada Çavuşoğlu
Begüm Erdem
Elif Keserci
Emine Yalçın
Ezgi Su Aydoğan
Yağmur Nisan Sakarya[1]
Spotify’a göre 2024 yılında Türkiye’de en çok dinlenen şarkı “Cıstak” oldu. Müzisyen Aydilge sosyal medya hesapları üzerinden bu şarkının cinsiyetçi ve şiddeti normalleştiren sözlerini eleştirdi. Sanatın ve müziğin kültür üzerindeki etkisini tartışmaya açtı ve müzikteki cinsiyetçiliğin gündelik hayattaki cinsiyetçiliği de normalleştirdiğini ve pekiştirdiğini ifade etti. Biz de kendisiyle hem müzik sektöründeki cinsiyetçiliği hem de bu alanda verilebilecek mücadeleleri konuştuğumuz bir söyleşi yaptık. Keyifli okumalar!
Müzik sektöründe kadın ve erkek müzisyenlere yönelik beklentiler ve tutumlar arasında ne gibi farklar var? Kadınlar, sektörde hangi cinsiyetçi pratiklerle karşılaşıyor? Siz bir kadın müzisyen olarak bu sektörde var olmayı nasıl deneyimliyorsunuz?
Geçtiğimiz günlerde İstanbul Teknik Üniversitesi’nde bir konferansa katıldım. Bana orada sorulan sorulardan biri de bir kadın müzisyen olarak sektörde yaşadığım zorluklardı. Onlara dedim ki ”Eğer konuğunuz (örneğin) Emre Aydın olsaydı, bir erkek müzisyen olarak ona yaşadığı zorlukları sorar mıydınız?” İşte bu sorunun soruluyor olması bile aslında konunun özeti. Tıpkı Dünya Kadınlar Günü’nün varlığı gibi... Bu günün var olup da dünya erkekler gününün var olmasına gerek olmaması da aslında ne kadar büyük bir ayrımın içinde olduğumuzu gösteriyor. Müzik sektöründe de kadınlara yönelik beklentiler, geleneksel kadın erkek algılarıyla paralel ilerliyor. Kadınların besteci, söz yazarı kimliği geri planda, görünüşleri ön planda tutuluyor. Bu görüntünün de “genç”, “seksi”, “arzu nesnesi” kadın şeklinde dayatıldığı bir gerçek. Buna uymayanın dışlandığı, uyanların da bu sefer ahlakçı bir bakış açısıyla “kötü kadın” lincine maruz kaldığı, kısacası sürekli kadın müzisyenlerin ne giyip ne giymedikleri ile uğraşıldığı bir sistemdeyiz. Ben bu sahte “ideal kadın sanatçı”, “ahlaksız kadın müzisyen” yargılarının hepsinin sorgulanması gerektiğini düşünüyorum. Kendi adıma da varlığımı, nasıl göründüğüm üzerinden çok ne ürettiğim üzerine kurmaya çalışıyorum.
İstanbul Kültür Sanat Vakfı’nın 2022 yılı raporuna[2] göre, teknik alanlarda (ses, ışık tasarımı, görüntü yönetmenliği, kurgu gibi) çalışan kadınlara rastlamak oldukça zor. Müzik prodüksiyonu ve icrasında kadın vokalistler sıkça yer alırken enstrümancı veya perküsyonist kadınlara neredeyse hiç rastlanmıyor. Sektördeki bu cinsiyete dayalı iş bölümleri hakkında ne düşünüyorsunuz? Gözlemleriniz neler?
Her konserimde anlattığım bir hikâye var. 12 yaşlarımdayken elektro gitar çalmak istediğimi söylediğimde “Kızların eline elektro gitar yakışmaz, o erkek enstrümanı, çalması zor.” demişlerdi. O zaman da kızlar ne isterlerse başarabilirler diyerek çalmaya başlamıştım, hâlâ da aynı fikirdeyim. Konserlerimde de bunu anlattıktan sonra iki erkek gitaristimle beraber “Aşk Paylaşılmaz” şarkısının solosunu çalıyoruz. Türkiye’nin ilk müzik teknolojileri ve enstrüman dergisi Volume ve ardından Sound’un sekiz sene boyunca editörlüğünü yaptım. Yazarlarımızın yüzde doksanı erkekti çünkü “teknik konular erkek işidir” algısı erkek egemen sistemin bir dayatması. Ama yine de eskisine göre daha fazla kadın teknisyen ve enstrümanist var artık. Dünya değişiyor, değişmek zorunda.
Şarkı sözlerinde cinsiyetçilik konusu sıkça tartışılıyor. Popüler şarkılarda kadın temsilleri ve cinsiyet rollerine dair ifadelerin toplumsal algıları nasıl etkilediğini düşünüyorsunuz? Kendi üretim sürecinizde, cinsiyetçi ifadelerden uzak bir dil oluşturmak için nelere dikkat ediyorsunuz?
Müzik ne yazık ki kadın düşmanlığının aracı hâline gelebiliyor. Kadınların aşağılık, kirli varlıklar olarak görüldüğü, uzuvlarından “orijinal kasa”, cinsel organlarından “kara” diye bahsedilebildiği, haz nesnesine dönüştürülüp değersizleştirildiği, “koymak” kelimesinin bir şiddet unsuru değilmişçesine her cümlenin sonuna konulup küfredildiği, hayattaki en değerli şeylerin para, seks ve araba olduğu konusunda hemfikir olan yüzlerce şarkı dolaşımda. Hatta dile pelesenk olmuş durumda... 7 yaşındaki çocukların bile ağzında. Düşünsenize o çocuğun kafasında kadınlara dair ilk algı bu şekilde biçimleniyor. Şarkılar, tabii ki yaşadığımız bu eril şiddetin tek sebebi, suçlusu değil, ama pekiştiricisi. Yasaların yeterli olmayışı, “göster amcalara pipini” şeklinde erkeklik alkışlayıcılığı, başlık parası, namus kriterinin sadece kadın bedeni üzerinden değerlendirilmesi gibi pek çok yasal ve kültürel konuda sorunlarımız var. Ama şiddet dilde başlar. Dil, kültürü oluşturur, kültür de dili. Evet yasaklar hiçbir şeyi çözmez. Ama farkındalıkla, dinlediklerimizin ruhumuzda bıraktığı izleri sorgulayıp bu sistemin sürekliliğine katkı sağlamayı reddedebiliriz.
Geçtiğimiz yılın en çok dinlenen şarkısı olan “Cıstak”ı kadınlara yönelik cinsiyetçi sözleri nedeniyle eleştirmiştiniz. Özellikle yeni dönem rap müziklerinde cinsiyetçi söylemler ve şiddet içeren sözlere sıkça rastlıyoruz. Ancak yaptığımız araştırmalar, bunun müzik sektörü için yeni bir durum olmadığını; arabesk, pop ve halk müziği gibi türlerde de yıllardır cinsiyetçi ifadelere yer verildiğini ortaya koyuyor. Dinleyici ve izleyiciler olarak, cinsiyetçi söylemler veya cinsel şiddet içeren şarkılar karşısında nasıl bir tutum sergilemeliyiz? Müzik sektöründe dönüşüm sağlanması için bireysel ya da toplumsal olarak üzerimize düşen sorumluluklar neler olabilir?
Sizin de dediğiniz gibi benim derdim müzik türleri değil, cinsiyetçi dil. Yani rap, pop, rock fark etmez. “Cıstak”ı özel kılan ise, Türkiye’nin en çok dinlenen şarkısı olması. Yani artık ana akıma yayılan bir dilden bahsediyoruz. Cinsiyetçi küfürler, sembolik şiddet dediğimiz alanın bir parçası. Mesele “Cıstak” değil, “Cıstak”tan çok daha sert küfürler içeren, direkt kadın bedenini parçalamaktan dahi bahseden sözler var. Mesele bu dilin yaygınlaşması, normalleşmesi ve genellikle hep koymak, sokmak gibi şiddet eylemleri ile beraber kullanılıyor olması. Burada sadece bir aşağılama değil, aynı zamanda cinsel eylemin, bir cinsin diğerini cezalandırma yöntemi olarak kullanıldığını da görüyoruz. Yani cinsellik karşılıklı rızaya dayanan bir eylem olmaktan çıkıp bir cezaya ve şiddet eylemine dönüşüyor. Burada da tabii ki genelde kadınlar hedef oluyor ya da kadın cinsel organını hedef alan küfürler kullanılıyor. Devlet eliyle yasaklar, bu sorunu çözemez. O yüzden bir farkındalık çağrısında bulundum. Yasaklara her daim karşı olduğumu ifade etmeme rağmen, beni sansürcülükle suçlayarak konuyu çarpıtmaya çalışanlar oldu. Oysa onlar üretmekte özgürse benim de eleştirme özgürlüğüm var. Ama çok yoğun bir küfür ve saldırı ile karşılaştım. Küfürlerin hepsi yine cinsiyetçiydi. Her biri benim ve 75 yaşındaki annemin cinsel olarak nasıl iğfal edileceğimizle, menopozlu, kart ve çirkin olmamla ilgiliydi. Babama ya da eşime edilen tek bir küfür yoktu çünkü onlar erkek.
Toplumsal dönüşüme katkı sağlamak için müzik sektöründe hangi adımlar atılabilir? Müzik sektörü, feminist bir perspektifle dönüştürülebilir mi?
Feminizmi erkek düşmanlığı sanan pek çok insan müzik sektöründe var. Öyle olmadığını bilmesine rağmen, erkeklerden tepki görmemek için ağzını açmayanlar da var. Örneğin ben bu küfür ve tehdit yağmuruna tutulurken hiçbir kadın meslektaşım yanımda olmadı ya da bu cinsiyetçi sözlere karşı hiçbiri sesini çıkarmadı. Çünkü tepki görmek, hiçbir hayran grubuyla kötü olmak istemiyorlar. Ayrıca kadın haklarını savunmak itici gözüktüğü için erkek egemen sistemin avantajlarını kullanmayı tercih eden ve geleneksel, makul kadın şarkıcı rolünü sürdürmeyi tercih eden pek çok insan da var. Konfor alanından çıkmak istemiyorlar. Kısaca, bu koşullar altında sorunuza cevabım: Dönüşemez. Ama zamanla, toplumsal cinsiyet eşitliği anlatılıp dillendirildikçe, o da olacak elbet.
Müzik sektöründe son dönemde taciz, mobbing ve şiddet olaylarının sıkça gündeme geldiğini görüyoruz. Bu tür durumlara karşı ne gibi önlemler alınabilir ve hangi adımlar atılmalı?
Bu sektöre özel değil, her sektörde aynı olan bir durum. Yasaların uygulanmasına ihtiyacımız var. Erkek egemen değil, eşitlik üzerine kurulu bir zihniyet benimsemeye ihtiyacımız var. O zihniyet, eğitimle, dille, yasalarla oluşmalı ve korunmalı. Çok iş var, çok.
Müzik sektöründe, kadınların karşılaştığı cinsiyetçi yapılar ve uygulamalara karşı bir dayanışma ağı mevcut mu? Eğer böyle bir örgütlü kadın dayanışması görmüyorsak, sizce bunun sebepleri neler olabilir? Böyle bir dayanışma pratiği ve örgütlenme nasıl kurulabilir?
Maalesef öyle bir dayanışma ağı mevcut değil. Çünkü bu ayrımcılığa karşı ses çıkarmak için önce bir farkındalık gerekir. O farkındalık pek çok müzisyende ne yazık ki yok. Sektör erkek egemen bir yapıya sahip; plak şirketi sahipleri, organizatörler, menajerler, mekân sahipleri yüzde 99 erkek. Dolayısıyla ses çıkarmak yerine gücün yanında konumlanmak daha kolay geliyor pek çok insana. Yine de benim de parçası olduğum Sisters Music Chain gibi topluluklar oluşmaya başladı. Bu bile insanı ümitlendiriyor.
[1] Bu söyleşinin hazırlığını bu kişiler yapmıştır.
[2] Prof. Dr. Itır Erhart, “Kültür-Sanat Dünyasında Toplumsal Cinsiyet: Tartışmalı Konular, Yapısal Sorunlar, Çözüm Önerileri”, Nisan 2022, 26 Ocak 2025 tarihinde erişilmiştir. <https://www.iksv.org/i/content/21325_1_kultur_ politikalari_rapor10.pdf>
