Skip to main content

Eğitim Ortamlarını Anlamak: Sınırları Aşmayı Öğretmek Kitabı Üzerine

Eğitim Ortamlarını Anlamak: Sınırları Aşmayı Öğretmek1  Kitabı Üzerine

Ada Dicle Kıraç & Algın Gediz Karcı & Zeynep Kurt 

Boğaziçi Üniversitesi Kadın Araştırmaları Kulübü (BÜKAK) olarak çalışmalarımızı eğitim-araştırma odaklı kurmayı amaçlarız. Çalışmanın katılımcılar açısından eğitici bir yönü olmasına ve katılımcıları araştırmaya teşvik etmesine özen gösteririz. Bu yüzden aldığımız eğitimin ve kurduğumuz eğitim çalışmalarının niteliği ve yöntemi kulüpte sık sık tartıştığımız konular arasındadır. Bu yaz yaptığımız çalışmalarımızı da eğitim alanlarındaki toplumsal cinsiyet eşitsizliğini tartışacak şekilde kadınlarla beraber kurduk ve yürüttük. Eğitimin toplumsal cinsiyetle, kamusal alandaki varoluşumuzla ve özgürlükle olan ilişkisini incelemeyi amaçladık. Üniversiteye gelene kadar bulunduğumuz eğitim kurumlarında ezbere, tekrara ve disipline dayalı bir eğitim modeli görürüz. Böyle bir eğitimden geçerek geldiğimiz üniversitelerde eski eğitim pratiklerimizi sürdürmek sistemin dayatması veya öğrenciler olarak bizlerin eğilimi olabilir. Bu eğilimden uzaklaşarak eleştirel düşünme becerisini güçlendirmek ve entelektüel merakla tanışmak özel bir çaba gerektirir. Bu yüzden alternatif eğitim ortamlarında bulunmaya, eğitime dair sorunları saptamaya ve bu bağlamda başka eğitim ortamlarının mümkün olup olmadığını konuşmaya ihtiyacımız var. Yazımızda bu ihtiyaçlar doğrultusunda okuduğumuz bell hooks’un Sınırları Aşmayı Öğretmek adlı kitabında sunduğu pedagojik yaklaşımları ve bunlardan yola çıkarak yaptığı analizleri özetlemeyi amaçlıyoruz. bell hooks 1952 doğumlu Afro-Amerikalı bir eğitimci, yazar ve entelektüeldir. Feminist bir perspektifle ırk ve toplumsal cinsiyet bazlı ayrımcılıklara karşı mücadele yürütmüş bir aktivisttir. Sınırları Aşmayı Öğretmek adlı kitabında öğrencilik ve öğretmenlik yıllarında hem sadece siyahların gittiği hem de karma okullardaki deneyimlerini karşılaştırmakta, 1970’ler ve sonrası Amerika’daki eğitim sistemini, sınıf ortamlarını ve eğitimin içeriğini tartışmaktadır.

Eğitimin işlevi ve bir özgürlük pratiği olarak eğitim anlayışı 

Eğitim ailede başlayan, okulda, işte, kamusal alanlarda devam eden uzun soluklu bir süreçtir. Kişinin içinde bulunduğu gruplarla ortaklaşmasını, belli kural ve normlar çerçevesinde hayata karışmasını sağlar. Aile; kendi toplumsal, siyasal, ahlaki değerlerini çocuğuna aşılarken devletin bir kurumu olan okullar da devlet ideolojisi çerçevesinde vatandaş yetiştirmeyi amaçlar. Dolayısıyla eğitim belli bir ideolojiyi tanıtma, yayma ve pekiştirme işlevi görür. İdeolojinin hangi değerlere dayandığı, o ideoloji çerçevesinde verilecek eğitimin biçimini de etkileyecektir. bell hooks eğitimi, veriliş biçimi ve arkasındaki ideoloji bakımından ikiye ayırır: tahakkümü pekiştiren eğitim ve bir özgürlük pratiği olarak eğitim.2 İlki statükoyu korumayı, yani var olan düzeni devam ettirmeyi amaçlarken ikincisi eleştirel düşünmenin, bilgi üretiminin ve gelişmenin, aktivist tavır alabilmenin önünü açacaktır. Tahakküm aracı olarak eğitimin en temel özelliklerinden biri öğretmen ve öğrenci arasındaki keskin otorite ayrımıdır. Sınıf ortamları, öğrencilerin pasif kaldığı, öğretmenin salt otoriteye ve mutlak doğru hükümlere sahip olduğu ortamlardır. Burada en başarılı öğrenci, kuralları öğrenen ve kabul eden, itaatkâr öğrencidir. Sınıf düzenini bozmamak, öğretmenin otoritesine karşı gelmemek iyi bir öğrencide aranan özelliklerdir. Tartışmalarımızda sınıf başkanlığı pratiğinin öğretmenin otoritesini ya da tahakküm ilişkisini pekiştiren bir yanının olduğunu konuştuk: Öğretmenler kurallara uyan öğrencilerinden bir sınıf başkanı seçer ve sınıf başkanından onlar sınıfta değilken düzeni sağlamasını bekler. Sınıf başkanları, konuşanlar listesi tutup öğretmenlerine verirken tıpkı yeni terfi almış bir işçinin artık kendini diğer çalışma arkadaşlarından çok patronuna yakın hissettiği gibi öğretmenin otoritesine eklemlenir. Sınıfların kuruluş biçimleri, zorunlu kılık kıyafet kuralları, ders ve dinlenme saatlerinin sabitliği gibi eğitimin fiziksel koşulları, öğrencileri büyüdüklerinde dahil olacakları çalışma ortamlarına hazırlar. Bu bağlamda düşündüğümüzde bir fabrika işçisinin günlük rutini ile ilkokula giden küçük bir çocuğun rutini arasında epey ortaklık görürüz: Sabah çok erken saatlerde okulun veya fabrikanın yolunu tutar, formalar giyer, kendileriyle aynı formaları giymiş arkadaşlarıyla belirlenen mola saatlerinde ve yerlerde yemek yerler. Yıllar içinde bu, hayatları boyunca kanıksadıkları ve özümsedikleri bir pratik hâlini alır. Yani tahakkümü pekiştiren eğitim aynı zamanda sistemin biçtiği rolleri norm hâline getirmektedir. Normları pekiştiren, rutine bağlı, sıkı kuralları olan bir sınıf mekanik ve sıkıcıdır. Böylesi bir sınıfta verilen eğitim “anlatım hastalığı”ndan muzdariptir:3 Derste anlatılanlar öğrenciler tarafından dinlenir ancak onları dönüştüren, sonrasında üzerine düşündürten başka bir etkisi yoktur, bilgi sadece anlatılmakla kalır. Bu da sınıfı coşkusuz, tekdüze bir ortam hâline getirir. bell hooks’a göre coşku zaten ancak kolektif bir çabanın ürünü olabilir ve geleneksel eğitim yöntemleri ile öğrenmeyi coşkulu kılmak mümkün değildir. Bir topluluk olarak sınıf birbirini dinlemeye ve merak etmeye başlarsa o zaman eğitime ve birbirini anlamaya dönük heyecanını pekiştirebilir.4 bell hooks’un eğitime dair eleştirel yaklaşımını geliştirmesinde büyük katkıları olan Paulo Freire, tahakküm kuran bu eğitim pratiğine bankacı eğitim modeli ismini verir. Bu model, sadece sistemin pratiklerini öğrenciye benimsetmesi bakımından değil bilgiye yaklaşımı bakımından da özgürleştirici eğitimden ayrışır: Bu tip bir eğitim modelinde bilgi; öğrenilen, gerektiğinde kullanılmak üzere depolanan ve eğer işe yaramayacaksa öğrenilmeye gerek olmayan bir mal gibidir. Bilgi mal ise, o zaman öğretme süreci de yatırım yapmaya benzer. Öğrenciler yatırımın yapıldığı nesneler, öğretmenleri yatırımcılar gibidir.5 Öğretmen ve öğrenci arasındaki keskin ayrım, aralarında bilgi hiyerarşisi yaratır.

Öğretmen aktif olarak öğreten, her şeyi bilen, düşünen ve disiplini sağlayandır. Öğrenci ise pasif olarak öğrenen, hiçbir şeyi bilmeyen kişidir. Onun yerine düşünülür ve kendisi de disipline edilir.6 Paulo Freire’ye göre özgürleştiren eğitim öğrencileri, kendileri ve yaşadıkları dünya üzerine düşünmeye iter. Öğrenciler bununla da kalmaz ve hem kendileri hem de dünyayı değiştirmek üzere eyleme geçer.7 Sorunları tanımlamak ve onlara müdahale etmek ezberlenecek şeyler değil, eleştirel bakışla pekiştirilecek pratiklerdir. Bilgi pratik işlevlerinden ayrılmıştır ve bir süreç hâline gelmiştir. Bu süreç, bilgiyi öğrenildikçe derinleşen, yeni sorular ve merak uyandıran ve öğrenme süreciyle beraber eleştirel düşünme becerisini pekiştiren bir hâle getirir. Öğrencinin pasif konumda olduğu bankacı eğitim modelinin bu işlevleri sağlaması mümkün değildir. Bankacı eğitim modelinde kurulmuş bir eğitimden geçen öğrenciler için hedef önceden belirlenmiştir: sistemin idealize ettiği kalıplara kendini sığdırmak. Makbul bir vatandaş olmanın koşulları okulda belirlenmiş, bu koşullara uymayanlar dışlanmıştır. Etnik kimlik, dinî aidiyet, toplumsal cinsiyet gibi değerleri ve kimlikleri hâkim toplumsal normların dışında olan öğrenciler sık sık sınıf ortamında marjinalize edilir. Küçük yaşlarda kendilerine benzemeyen çocukları dışlamayı öğrenmiş çocukların büyüdüklerinde de ayrımcı olmayan, demokratik, katılımcı bir dünyaya katkı sağlamaları oldukça zordur. Tam da bu sebepten dönüştüren, özgürleştiren bir eğitimin ana hedefi “karşılıklı insanlaşma”8 olmalıdır. Karşılıklı insanlaşma birbirini tanıma, sosyal ilişki ve bağ kurabilme ve birbirleri hakkında düşünebilme anlamına gelir. Bunun sağlanması için öğrenciler birbirine gerçek bir güven duymalı, iletişim kurabilmeli ve kendi değerlerine eleştirel bir gözle yeniden bakabilmelidir. Birbirini anlayan ve diyalog zemini kuran toplumlar uzlaşıya ve katılımcılığa açıktır. Bu koşulları sağlamayan bir toplumda kendi sınıfını bu şekilde dönüştürmek ise öğretmenlerin de özel çabasını ve yeterli donanıma sahip olmasını mecbur kılar. Öğrencilerinin birbirinden farklı arka planlara ve karakterlere sahip olduğunu düşünen, bu farklılıklarını gösterebileceleri ve konuşabilecekleri bir zemin yaratmak isteyen öğretmen hem kendisinin hem de öğrencilerin önyargıların  yıkmak, hâkim eğitim modelinde elinde bulundurduğu güç ve otoriteden vazgeçmek zorundadır. Bu durumda sınıf bir çatışma ve birbirini tanıma alanıdır. 

Sınıftaki çeşitlilik ve çatışma alanı olarak sınıf 

Farklılıkların olduğu bir sınıfta bireylerin birbiri üstünde tahakküm kurmaya çalışması ve çatışması kendiliğinden gelişir. bell hooks’a göre bunun temelinde belli ırk, sınıf ve cinsiyetlerin birbirlerine dair önyargıları vardır. Bu da birbirini yok sayma ve birbiri üstünde tahakküm kurma eğilimi yaratır. Yani tahakküm kurma isteğinin temelinde belli grupların diğer gruplara karşı önyargıları yatar. Irk, sınıf ve cinsiyet açısından karma sınıfların kurulmasının, bu alanlarda var olan eşitsizlikleri ortadan kaldırdığı varsayımı oluşsa da bell hooks’un tabiriyle “dilsiz tabular”ın9 varlığı göz ardı edilir. Özellikle küçük yaş gruplarının bu önyargıları benimsemesinde ebeveynlerin önyargıları belirleyici olur. Bunları duyarak ve içselleştirerek büyüyen öğrenciler sınıf içerisindeki farklılıklardan çekinir, korkar ve farklılıkları dışlamak isterler. Belli durumlarda öğretmenlerin tavırları da bu eğilimleri destekler niteliktedir. bell hooks, bu savını kendi okul yıllarına atıfta bulunarak destekler. Toplumdan dışlanarak yoksullaşan ve şehir merkezindeki nitelikli eğitim veren okullardan uzakta, kendi mahallelerinde yaşayan siyah öğrencilerin, okula gitmek için çok erken saatlerde uyanmak zorunda kaldığından ve uzun yolculuklar yaptığından bahseder. Bu uzun yolculuğun ardından siyah öğrenciler spor salonunda beyaz öğrencilerin gelişini bekler. Okul yönetimi, öğrenciler arası tartışmaları önlemek için böyle bir uygulamaya gitmiştir. Ancak farklı grupların bir arada bulunmasını engelleyerek aslında önyargıların kırılabileceği karşılaşma alanlarını da engellediklerini gözden kaçırırlar. Özellikle küçük yaşlarda farklı kültürlerin, düşüncelerin, değerlerin karşılaşabildiği ve diyaloga geçebildiği alanlar çok kritiktir. Kendileriyle aynı yaşam tarzı ve değerleri paylaşmayan insanları görmeden büyüyen çocuklar önyargılarını kırmakta en çok zorlananlar olurlar. Türkiye’den de mahalle kültürü üzerinden örnekler vermek mümkün: Mahalle kültürü içerisinde aynı yerden göç eden ya da akrabalık bağları olan aileler bir arada yaşamayı tercih ederler. Bunun sonucunda benzer arka planlardan çocuklar birlikte okula gider ve kendilerinden farklı biriyle tanışmaları ancak hayatlarının ilerleyen zamanlarında olabilir, belki de hiç olmaz. bell hooks, “aynı”ların bir arada güvende olduğuna yönelik anlayışı sorunsallaştırır. Aynıların bir arada oluşunun her zaman güvenli bir ortam vadetmediğini söyler. Bunu anlatırken de aile içi şiddet ve çocuk istismarı istatistiklerini örnek gösterir. Bu tarz vakaların yabancılardan ziyade aile içi tanıdıklardan, aynı gruptan insanlardan geldiğini söyler. Farklı arka plandan öğrencilerin biraradalığını sadece iyi yanlarıyla değil kötü yanlarıyla da ele alır. Azınlığa mensup bir grubun, sınıfta azınlık adına bir temsilci gibi görülmesini eleştirir. Bu tavır öğrenciye haksız yere sorumluluk yükler. Öğretmenler ve diğer öğrenciler tarafından kimliği üzerinden sorgulanan öğrenci, kendini sınıf içerisinde ve kimliğine karşı yabancılaşmış hisseder. Öte yandan bu sorgulamaların samimi meraklara dönüşmesi tanışıklık yaratır ve sınıf ortamını değiştirebilir. bell hooks, öğretmenlerin bu karşılaşmaların getirebileceği herhangi bir değişimden çekindiğini belirtir. Bu çekinmenin sebebini de otorite kaybı korkusuna bağlar. Öğretmen; sınıftan gelebilecek sorulardan, onlara yeterli cevap verememekten, sonucunda da gülünç duruma düşmek ve otoritesini kaybetmekten korkar. bell hooks, bu korkunun bir diktatörlük yerine başka bir diktatörlük10 geleceği endişesinden kaynaklandığını söyler: Sınıfta, bazı azınlık gruplar tanındıkça başka grupların azınlık konumuna düşmesi ya da diğer grupların değerlerinin yok sayılabileceği ihtimali bu düşünceyi doğurur. Halbuki eleştirel düşüncenin özgürce ifade edilebildiği ortamlarda böylesi bir otorite yoktur. Eğitimin politik açıdan tarafsızlığını savunan yazarlara karşın bell hooks, pedagojinin politik perspektifi desteklediğini savunur. Eğitimin ideolojik işlevine vurgu yaparak eleştirel düşünmenin altını çizer. Çokkültürlü sınıfta eğitim gören öğrenci eleştirel düşünme pratikleri geliştirir, farklı konuları farklı yollardan ele almayı, hâkim ideolojiye sadık kalmamayı öğrenir. Değişimin, eleştirel düşünmenin olmadığı, tahakkümün olduğu güvenli alanında kalmayı tercih eden öğretmenler yerine öğrencinin de sınıfa katkısını önemseyen, karşılıklı öğrenmeyi savunan eğitimciler katılımcı pedagojiye destek sağlar. Öğrenme arzusu etrafında birleşen öğretmen ve öğrenciler, farklılıkları da etkin şekilde yönetmelidir. bell hooks, her görüşe değer vermenin topluluk oluşumuna katkı sağladığını söyler. “Öğrenme acı verse de her acı zarar vermez, her zevk iyi değildir.”11 diyerek güvenli alanın her zaman iyilik getirmediğini, bu alandan çıkmayı başaran öğretmen ve öğrencilerin de yeni bakış açıları geliştireceğini söyler. Ancak her öğretmen bu duruma göründüğü kadar katkı sağlamaz. Burada bell hooks, tokenizmin altını çizer. Belli gruplara isteksizce ve sadece sembolik olarak alan açma anlamına gelen tokenizm,12 eğitim alanlarında karşılaşılabilecek hatalı pratiklerden biridir. Üniversitelerde müfredatlara göstermelik eklenen feminizm ya da ırk haftaları ve etrafında şekillenen yüzeysel tartışmalar buna örnek gösterilebilir. Oysa değişimin başlaması basit günlük pratiklerle de olabilir. bell hooks, değişimi yaratacak en iyi araçlardan birinin dilin kullanımı olduğunu söyler.13 Dil; sınıf, ırk, cinsiyet gibi toplumsal yapıların inşasında rol oynar. Eğitim ortamında kullanılan dil, kimlerin seslerinin duyulacağına ya da bastırılacağına karar verir. bell hooks, egemen dili, özellikle akademik dili, marjinalize edilen gruplar üzerinde bir baskı aracı olarak görür ve bu nedenle alternatif dil biçimlerine ve anlatılara alan açılması gerektiğini savunur. Eğitim sürecinde kullanılan dil, öğrencileri sadece bilgilendirmekle kalmaz, aynı zamanda onları harekete geçirebilir ve sosyal adalet, eşitlik gibi konularda daha bilinçli bireyler hâline getirebilir. Bu bağlamda, öğretmenlerin ve öğrencilerin dili eleştirel bir şekilde kullanarak eğitim süreçlerini dönüştürebileceklerini öne sürer. Örneğin sömürülen devletlerin, sömürgecilerin dilini kullanması onlar için başta onur kırıcıdır ancak sonrasında bu, bir direniş alanı da açabilir. bell hooks’un da bu konuda sık sık alıntı yaptığı Adrienne Rich şiirlerinde “zalimin dilini alıp aleyhine çevirmek”ten bahseder.14 Katılımcı pedagojiye dahil edilmesinde en geç kalınan noktalardan biri sınıfsal farklılıklardır. Burada sınıf sadece maddi bir ayrım belirtmez, sosyal statü farklarına da işaret eder. Aynı ortama giren insanların birbirlerine nasıl bakacağını, birbirleriyle nasıl konuşacağını da belirler. Okullarda dersin düzenini bozan her hareket sosyoekonomik sınıf ile ilişkilendirilir. Sınıfta yaşanan bir hırsızlık vakasında ilk olarak yoksul öğrencilerin suçlanması ya da yine bu öğrencilerin sınıf içerisinde arka sıralara oturtulması buna örnek gösterilebilir. Sınıfın düzeninin bozulması öğretmenin otoritesini tehdit eder ve öğretmen statükoya meydan okuyan herkesi cezalandırır. Bunun sonucunda öğrenci ifade özgürlüğünü kullanmaktan imtina etmeye başlar. Susturulan öğrenci kendini sınıfa dahil hissetmeyerek merak duygusunu kaybeder. Karşılıklı öğrenmenin kaybolduğu bir sınıf kimseye fayda sağlamaz. Bunun için çokkültürlü sınıflar, nitelikli eğitimin yapılacağı yerlerdir. Sınıfsal ayrımların eğitimde yarattığı baskı ve dışlanma, bell hooks’un deneyimlediği ırksal ayrımcılıkla kesişen benzer bir sorunlar dizisini ortaya çıkarır. Ancak burada toplumsal cinsiyet temelli ayrımcılıklar da gözden kaçmamalıdır. Okul ortamında sınıfsal, ırksal ya da toplumsal cinsiyet temelli ayrımcılıklar, öğrencilerin ifade özgürlüklerini, öğrenme motivasyonlarını ve kendilerini sınıfa dahil hissetmelerini engeller. Bu bağlamda, sınıf içerisindeki ayrımcılıklar, eğitimde dışlayıcı mekanizmalar yaratır ve bell hooks, bu sorunların çözümünü özgürlükçü bir eğitim anlayışında bulur. Özgürlükçü ve katılımcı bir eğitim inşası için temele eşitsizliklerle mücadeleyi koyar ve bu mücadelede de yaratılacak feminist bir sınıf ortamını savunur.

Feminist merak ve ilgi 

Eğitim hayatını beyazların çoğunlukta olduğu bir okulda geçiren bell hooks, burada ayrımcılıkla yüzleşmek zorunda kalır. Okul onun için zor bir hâl alır ve okula olan ilgisi azalır. Yaşadığı bu gibi sıkıntılar aslında ona bir özgürlük pratiği olarak eğitim ile tahakkümü pekiştiren eğitim arasındaki farkı öğretir. Bütün bunların sonucunda, öğrenimin ve öğretimin daha iyi bir hâle gelmesi için ayrımcılığın ortadan kaldırılması gerektiğini düşünür. Feminizmin öğrenim ve öğretime olumlu etki edebileceği düşüncesini de bu süreçte geliştirir. Herkesin katkı sunduğu, eşit görüldüğü, çokkültürlü ve demokratik bir ortam olan feminist sınıflar, eğitimcilerin bazıları tarafından otorite kaybı olarak nitelendirilir. Kimi eğitimci, feminizmin yarattığı bu ortamın teoride kalacağını ve pratiğe dökülemeyeceğini savunur. Feminist kuramın akademide kalarak halka yayılamaması veya sınıfta otoriteyi sürdürmek, teoriyle pratik arasında boşluk yaratabilir. Farklı coğrafyalarda, yayımlanan feminist pedagojik çalışmaların gündelik yaşama taşınarak kamusallaşamadığını ve bilginin topluma yayılmasının zorlaştığını biliyoruz. bell hooks, kurtuluşun ancak teori ile pratik arasında güçlü bir bağ kurulabilirse gerçekleşeceğini söyler. Feminist sınıf yaratmak politik bir eylemdir. Asıl amaçlarından biri içinde bulunulan eğitim sistemini (tahakkümü pekiştiren eğitim) eleştirmektir. Feminist bir sınıfta öğrenme ve öğretme birbirleri ile bağdaştırılarak bireyler için özgürleştirici bir ortam sunulur. Ayrıca, topluluk kolektif bir üretim süreci içine girer ve farklı deneyim ve bilgiler ışığında bilgi üretimi gerçekleşir. Temel olarak ataerkiye, toplumsal cinsiyet eşitsizliğine, kadınların tüm alanlarda maruz kaldığı baskılara karşı bir ideoloji olan feminizm, var olan eğitim sistemindeki cinsiyetçilik ve hiyerarşi ile mücadele eder. Toplumsal cinsiyet eşitsizliği ve ataerki, sınıf içindeki öğrenme ve öğretme süreçlerini olumsuz etkiler. Yani toplumsal cinsiyet meselesi sınıf ortamında bir bariyerdir. Feminist sınıf ortamları, toplumdaki cinsiyetçilik eleştirisine yönelik çabaların erkekler ve özellikle de kadınlar için ne kadar özgürleştirici olduğunun fark edilmesini sağlar. Bu sınıflarda, öğretmen-öğrenci ayrımı katılımcıların birbiriyle etkileşimini zenginleştirir. Öğretmenler, bilgi ve deneyimlerini paylaşan birer rehber olarak rol alırken, öğrenciler de aktif katılımcılar olarak kendi deneyimlerini, düşüncelerini ya da bilgilerini sunarlar. yoktur ve katılımcıların birbirlerine deneyim, düşünce ya da bilgilerini anlatarak ve bunları tartışarak öğretmesi amaçlanır. Bu karşılıklı etkileşim, öğrenme sürecini kapsayıcı ve dinamik hâle getirir. Bu tarz bir sınıf, eğitimdeki eşitsiz ilişkilerin düzeltilmesine katkı sağlar. Sistemin bizi sınırlandırdığı pencerenin dışına çıkmayı sağlayan bir ortam öğrenmeye olan merakı canlı tutar. Feminist ilkelerle kurulan sınıfın amacı, kişilerin birbirlerinin farklılıklarından korkmadan bu farklılıklara saygı duymayı öğrenmeleridir. Bu gibi karma ortamlarda çatışmaların ortaya çıkması elbette olağandır. Ancak çatışmaların yalnızca yaratılan karma ortamlarda gerçekleşeceğini düşünmek de oldukça hatalıdır. Karma olmayan bir sınıfta da herkesin benzer düşünceye sahip olmayacağı gerçeği unutulmamalıdır. bell hooks, farklı arka planlardan kişilere feminizmin aktarılmasının etkilerinin ne olacağını tartışmaya açar. Daha önce feminist ilkelerle kurulan sınıflarda yer almayan siyah öğrencilerin, çoğunluğu beyaz olan bu gibi sınıflara girdiklerinde kendilerini dezavantajlı hissettiklerinden ve dışlanma korkusu yaşadıklarından bahseder. Böyle bir durumda, tartışılan mevzular iki taraf açısından farklı şekilde anlaşılabilir veya yorumlanabilir hâle gelir. Sonuç olarak ortaya çıkan çatışma ortamı, çalışmaya katılanlar tarafından feminist sınıfın gergin, düşmanlık yaratan bir ortam gibi görülmesine de sebep olabilir. bell hooks “Çatışmadan korkmaktansa, çatışmayı katalizör hâline getirecek yeni düşünme ve büyüme yolları bulunmalıdır.”15 diyerek, feminist ilkelerle kurulan sınıfların sorumluluğunu niteler. Farklı tecrübelere sahip feministlerin, yaratılan bu tarz ortamlarda birbiriyle etkileşim hâlinde olması ve bilgi aktarımında bulunması, kişiler arasındaki dayanışmayı ve var olan mücadeleyi de güçlendirecektir. Buna bir örnek olarak bell hooks, feminist hareketle ilgilenen siyah kadınların çoğunun, beyaz ve siyah kadınları bir araya getirip samimi ve kapsayıcı bir ortam yaratmaya çalıştığını söyler. Ona göre gerçek kız kardeşlik; yüzleşme, tartışma ve feminist keşif olmadan ortaya çıkmayacaktır. Geçmişte beyaz feminist kadınlar, ırkçılığın beyaz olan ve olmayan kadınlar arasındaki ilişkileri etkilemediğini düşünmekteydi. Bu düşünce, siyah kadınlar tarafından eleştirildi. bell hooks’a göre, beyaz ve siyah kadınlar arasındaki iletişim eksikliğinin yarattığı bastırılmış öfke ve düşmanlıkların açıkça ifade edilebileceği alanlar yaratılmalı. Bu alanlar duyguların köklerine inip bu sorunu yapıcı bir şekilde çözümler. bell hooks’un sınıf içinde yaptığı çalışmaların sınıf dışında da özellikle kadınlar üzerinde nasıl bir etki yarattığı oldukça önemlidir. Yapılan çalışmalarda kadınların yer alması, onların kendi özgürlük pratikleri için ciddi bir önem arz etmektedir. bell hooks’un belirttiği üzere, özellikle ırkı yüzünden ayrıştırılan siyah kadınların ayrıca toplumsal cinsiyet eşitsizliği üzerine okuyup çalışmaları önemli bir bilinçlenme yoludur. Feminist ortamların kadınları tartışmaya ve eleştirel düşünmeye yöneltmesi, feminizme bakışlarını olumlu yönde etkiler. Feminist ilkeler etrafında kurulmuş bir sınıfta başkalarına saygı duyabilmeyi öğrenen veya kendileriyle aynı olmayan kişilerle çalışmayı tecrübe eden öğrenciler eleştirel düşünme yeteneklerini geliştirebilirler. Önyargılar, duygular ya da yanlış bilgilerden etkilenme olasılığını azaltan eleştirel düşünme sayesinde kişi, varsayımları sorgulayabilir ve herhangi bir sorun olduğunda kendi çözümlerini üretebilir. Özellikle kadınlar için bakıldığında eleştirel düşünebilmenin onların toplumsal konumlarında ciddi bir iyileşmeye sebebiyet vereceği açıktır. Toplum içinde çoğunlukla arka planda kalan kadınlar, eleştirel düşünme ile sorgulama yeteneğine sahip olabilir ve mücadele için ne yapabilecekleri hakkında fikir üretebilir. Bu kazanımlar kendi toplumsal konumlarını iyileştirebilmeleri için önayak olacaktır. Yani feminist ilkeler ile kurulan sınıf ortamlarındaki aktarımların eleştirel düşünmeye katkı sağladığını ve geliştirdiğini söyleyebiliriz.

 

Sonuç Yerine

Bu yazıda, bell hooks’un Sınırları Aşmayı Öğretmek adlı kitabını incelemeyi amaçladık. bell hooks’a göre eğitim, bireylerin kendilerini ifade edebilmelerine, farklılıklara saygılı olmayı öğrenebilmelerine ve eleştirel düşünme becerilerini geliştirmelerine olanak tanımalıdır. İçinde bulunduğumuz eğitim sisteminin, tahakkümü pekiştiren bir işlevi vardır. Ancak bell hooks, önerdiği katılımcı ve feminist pedagojik yaklaşımların bu durumu dönüştürme potansiyeline sahip olduğunu söyler. Feminist ilkelerle kurulan sınıflar, farklı sosyal ve kültürel arka plana sahip bireylerin bir arada bulunduğu karma ortamlardır. Bu sınıflar bireylerin düşüncelerini özgürce ifade etmelerine ve farklı perspektiflerden bakmalarına yardımcı olur. Pedagojik süreçlerin katılımcı bir şekilde yürütülmesi gerektiğini söyleyen bell hooks, aktif katılımın önemini vurgular. Öğrencilerin katılıma teşvik edilmesi gerektiğini söyler. Bu karma ortamlar bazen çatışma durumları yaratabilir. Ancak önemli olan çatışmayı katalizör hâline getirmektir. Biz de BÜKAK olarak, yaptığımız çalışmaların katılımcılara bilgi kazandırmasını hedefliyoruz. Bu amaçla, eğitimi nitelikli bir süreç hâline getirmek için kullandığımız yöntemleri kulüpte tartışıyoruz. Yarattığımız tartışma ortamında herkesin sesinin duyulmasını önemsiyoruz. Bu gibi karma bir ortamda ortaya çıkabilecek çatışmalardan kaçmak yerine bu çatışmaların yapıcı bir şekilde ele alınmasına özen gösteriyoruz. Farklı görüşlerin açıkça dile getirilmesini, birlikte öğrenme ve birlikte güçlenme fırsatı olarak görüyoruz. Eğitim ortamı, toplumsal sorunlara duyarlılık kazandırarak, adalet ve eşitlik için mücadeleye de teşvik etmelidir. Kulübümüzde yarattığımız ortam, eğitimin politik ve ideolojik boyutlarını ele alarak ırkçılık karşısında ve toplumsal cinsiyet eşitliği için mücadelede önemli bir rol üstlenmektedir. Bizler yapısal bir değişiklik için feminist bir perspektif benimsememiz gerektiğini biliyoruz. Eğitimde gerçekleştirmeye çalıştığımız bu dönüşüm hem öğrenme sürecini olumlu etkileyecek hem de kişiler toplumsal sorumluluk alma konusunda istekli olacaktır.

Turkish