Hêlîn Batar
Selenay Boz
Süreyya T.
Netflix’in Kimler Geldi Kimler Geçti adlı dizisi esas olarak günümüz romantik ve cinsel ilişkilerini konu ediyor. Dizinin olay örgüsü ise Leyla başkarakterinin Ömer, Feyyaz ve Cem Murathan ile yaşadıkları etrafında şekilleniyor. Yapımcılığını Ay Yapım’ın, senaristliğini ise Ece Yörenç’in üstlendiği dizi, “Situationship”, “Love Bombing” ve “Ghosting” gibi bölüm adlarıyla ayrıca dikkat çekiyor. Flört ilişkilerine dair bu popüler kavramlar; bölüm adlarına ek olarak, diyaloglarda, reklam panoları ve oyuncu kadrosu ile çekilen Youtube videoları[2] gibi çeşitli tanıtım araçlarında sıkça kullanılıyor. Son birkaç yıldır Boğaziçi Üniversitesi Kadın Araştırmaları Kulübü olarak yaptığımız çalışmalarda günümüz ilişkilerinin ve şiddet biçimlerinin değiştiğini, değişen şiddetin zaman zaman bu kavramlarla karşımıza nasıl çıktığını ele alıyoruz. Bu doğrultuda, günümüz flört ilişkilerini ve bu ilişkilere dair kavramları merkezine alan Kimler Geldi Kimler Geçti’yi incelemeye değer bulduk. Bu yazıda, diziyi kısaca Zehra İpşiroğlu’nun Televizyon Dizi Pusulası: Dizi Eleştirisinin Temelleri[3] adlı kitabında yer verdiği kriterler çerçevesinde değerlendirdikten sonra dizinin flört ilişkilerine dair kavramlara, günümüz romantik ve cinsel ilişkilerine yaklaşımını yorumladık.
Biz ne izledik şimdi?
Dizi başkarakter Leyla’nın aldatıldığını öğrenmesi sonucunda Ömer’le yedi yıllık ilişkisinin sona ermesi ile başlar. Birlikte yaşadıkları süreçte ilişkilerinin seyri de giderek değişmiştir ve ayrılık ile sonuçlanmıştır. Evden uzaklaşmak için arkadaşları ile çıktığı tatilde Leyla, Feyyaz ile tanışıp flörtleşmeye başlar. Hiçbir zaman sağlıklı bir ilişki biçimini alamayan bu flört sürecinde yaşadıklarını anlamlandıramayan Avukat Leyla, takip ettiği boşanma davasında müvekkili Tuba’nın eşi Cem ile tanışır. Zamanla Cem ile aralarında gelgitler ve kafa karışıklıklarıyla dolu bir ilişki gelişir. Bir yandan Leyla’nın eski sevgilisi Ömer’i de dizi boyunca Leyla’nın hayatında görmeye devam ederiz, hatta bir noktada yeniden barışırlar. Dizi, Leyla’nın ilişkilerini anlatırken günümüz ilişki kavramlarından bahseder.
Dizide Leyla’nın aynı zamanda iş arkadaşı olan yakın arkadaşları yan karakterler olarak karşımıza çıkar. Ancak bu karakterlerin Leyla’nın çalkantılı aşk hayatından başka gündemlerinin olmaması, tüm diyalogların Leyla üzerinden şekillenmesi ve karakterlerin kendilerine dair anlatıların çok sınırlı olması diziyi klişeleştiren ve gerçeklikten uzaklaştıran unsurlardandır. Ayrıca dizide hepsi avukat olan bu arkadaş grubunun iş hayatı da gerçeklikten oldukça uzak çizilir. Toplantı esnasında mesajlaşarak aşk hayatları hakkında yaptıkları dedikodular, avukat olmalarına rağmen sabahları kano yapabilecek zamana ve enerjiye sahip olmaları, dizide yansıtılan gelir kaynakları ile karşılanamayacak kadar lüks içinde yaşamaları bu duruma birkaç örnek olarak verilebilir.
Zehra İpşiroğlu’nun Televizyon Dizi Pusulası: Dizi Eleştirisinin Temelleri adlı kitabına göre bir dizinin izleyici tarafından alımlanmasında en temel iki unsur merak ve empatidir. Dizi daha ilk bölümden izleyicinin merakını uyandırabilirse nitelikli bir alımlama süreci de başlayacaktır. Kimler Geldi Kimler Geçti dizisinde olay sondan başa doğru işlenir. Her bölümün başında aşamalı olarak dizinin finali biraz daha geriye sardırılarak izleyiciye kesitler hâlinde sunulur. Bu yöntemin izleyicinin merakını canlı tutmak açısından başarılı olduğu söylenebilir.
Alımlama sürecinde merakın hemen ardından izleyicinin karakterlerle kurduğu yakınlık gelir. Bu noktada karakterlerin çok boyutlu çizilmesi izleyicinin özdeşim kurmasına olanak tanır. Karakterin ruhsal iniş çıkışlarına, kafa karışıklıklarına derinlikli biçimde şahit olan izleyici karaktere karşı tavır alsa da yer yer empati kurabilir. Bu sayede olayları çok boyutlu biçimde değerlendirme fırsatı yakalar. Dizide izleyicinin karakterler ile empati kurabilmesi mümkün ancak senaryo, izleyiciyi empati kurma noktasında yanıltıyor. Örneğin Cem ile Tuba’nın boşanma sürecinde seyirciye sunulan her yeni bilgi ile o ana kadar ulaşılan çıkarımların değiştiğini görürüz. Davanın en başında izleyiciye Cem’in sadakatsiz bir eş olduğu düşündürülürken süreç ilerledikçe boşanma sebeplerinin Tuba’nın Cem’in otelini yakma girişiminde bulunması olduğunu öğreniriz. Böylelikle tıpkı dizideki karakterlerin yaptığı gibi seyirci de bir Cem’in bir Tuba’nın tarafını tutmaya başlar. Benzer biçimde, dizi boyunca izleyici, Ömer’in Leyla ile olan ilişkisinde değersiz hissettiğine ve Leyla yüzünden mutsuz olduğuna inandırılır. Bu durum Ömer’in Leyla’yı aldatmasını seyircinin gözünde haklı çıkarmasa da seyircinin Ömer’le empati kurmasına sebep olur. Ancak yine son bölümde Ömer’in Leyla’yı düğünlerinden kısa süre öncesine kadar aldatmaya devam ettiği ve tüm süreçte ustaca yalanlar söylediği ortaya çıkar. Buna benzer bilinçli yanıltmacalar, izleyicinin olayları farklı bakış açılarından değerlendirmesini sağlamak ve kurabileceği empatiyi güçlendirmek yerine kandırılma hislerini tetikleyen unsurlara dönüşür. Bu nedenle karakterlerle izleyici arasında kurulan bağ zedelenir ve alımlama süreci olumsuz etkilenir.
Seyirci ve dizi arasında gerçekçi ve samimi bir bağ kurulamamasının sebeplerinden biri de dizideki olay örgüsünün birtakım rastlantılar sonucu gelişmesidir. Bu aynı zamanda izleyicide basit ve klişe bir senaryo ile karşı karşıya olduğu hissini uyandırır. Örneğin Leyla’nın yakınlarının Cem ile tesadüfen kurduğu ilişkiler nedeniyle Leyla ve Cem sıkça karşılaşır ve aralarındaki etkileşim bu sayede artar. Bu tesadüfler zinciri de senaryoda ve dolayısıyla senaryo aracılığıyla aktarılmak istenenlerde yapaylık hissi ortaya çıkarır.
Zehra İpşiroğlu işlenen konunun, izleyicinin sorgulamasına ve eleştirel bakabilmesine alan açmasını da dizi değerlendirme kriterleri arasında önemli bir yere koyar. İzleyicinin tükettiği içerik sayesinde kendi önyargıları ve toplumsal kabullerle yüzleşip sorgulamalar yapabiliyor olması, ana temanın karakterlerin deneyimlerine sıkıştırılmadan toplumsal boyutuyla ele alınmasını sağlar. Ancak incelediğimiz dizide ana temayı oluşturan ilişki kavramlarının birçoğuna yalnızca diyaloglar arasında değinildiğini ve bir durum tanımlaması olmaktan öteye geçemediklerini görürüz. Kısacası olay örgüsü içinde anlamlı örneklerini izlediğimiz bu kavramlar, günümüz ilişkilerinde herkesin karşılaşacağı gayet olağan durumlarmış gibi işlenir ve izleyicinin olaylara eleştirel yaklaşma potansiyeli sınırlanır.
Zehra İpşiroğlu’nun önerdiği kriterlerden de yararlandığımız bu değerlendirme sonucunda Kimler Geldi Kimler Geçti’nin derinlikten uzak karakterler ve rastlantılar gibi kolaycı çözümler ile ilerleyen bir senaryo üzerine kurulduğu sonucuna varırız. Dizinin popülarite ve fiziksel özellikleri temel alan oyuncu seçimleri de göz önüne alındığında; son yıllarda çevrimiçi dizi film platformlarında sıkça rastladığımız, tek oturuşta bitirilmesi için üretilmiş yapımlardan biri olduğunu söylemek mümkün. Çevrimiçi platformlar Türkiye’de yayına başladıklarında Radyo ve Televizyon Üst Kurulu sansüründen ve televizyon dizilerinin bölüm süresi baskısından uzakta, yaratıcı ve çeşitli yapımlar üretileceğine dair umutlar vardı. Ancak geldiğimiz noktada sansürün çevrimiçi platformlar üzerinde de devam ettiğini, benzer senaryo formülleri ve kast seçimleriyle kurulan işlerin baskın olduğunu görebiliyoruz. Bu inceleme yazısını yazdığımız günlerde Türkiye dizi ve sinema sektöründeki tekelleşmeye dair bazı tartışmalar sürüyor.[4] Bu tartışmalar bir başka yazının konusu olsa da Türkiye’deki birçok sektöre yayılmış tekelleşmenin bir uzantısı olarak görülebilecek bu durumun izlediğimiz yapımların aynılığına ve niteliğine etkisi yadsınamaz.
Situationship’ten ghosting’e, love bombing’ten benching’e… Kim bu medeniyetsiz?
Bölüm adlarını günümüz ilişki terimlerinden alan dizi, her bölümde bir ya da birden fazla flört kavramını ele alıyor ancak bu kavramlardan bazıları çok iyi örneklenerek açıklanmışken bazıları birer cümleyle hikâyeye eklenmiş gibi. Bu bölümde, dizide iyi örneklendirilmiş olan ve öne çıkan kavramlar üzerinden bir değerlendirme yapmayı planlıyoruz. Dizinin ilk bölümü “Situationship”, yani dizinin kendi çevirisiyle “İlişki Durumu Karışık”. Bu bölümde uzun süreli ilişkisinden çıkan başkarakterimiz Leyla kendini Feyyaz’la tam olarak ilişki durumunun karışık olduğu bir takılma ilişkisinde buluyor. Terimin Türkçede tam bir çevirisinin olduğunu söylemek zor ancak adı konmayan cinsel ve romantik ilişkiler için kullanılan genel bir kavram olduğunu söyleyebiliriz. Situationship, flört ve takılma gibi hâlihazırda ciddiyet taşımayan terimlerden bile daha muğlak ilişki durumlarını ifade ediyor. Leyla da tabiri caizse bu situationship oyununun bir parçası olmaya başlıyor. Bu oyunu, her geçen gün yeni terimlerin tanımlandığı ve belli ki kurallarının da sürekli değiştiği ilişkiler olarak tarif edebiliriz ya da en azından dizi bize ilk bölümünde bunu gösteriyor. Leyla, Feyyaz’la tanıştığında dizideki situationship’lerden birinin başlangıcını görüyoruz. Dizinin devamına dair ipuçları vererek bizi merakta bırakan bu ilk bölüm situationship’ler hakkında daha fazla yorum yapmıyor. 2016 yılında takılma kültürünü değerlendirdiği bir yazıda[5] Leah Fessler, kendi deneyimlerini etraflıca anlatırken adı konmamış ilişkilerle ilgili birtakım analizler sunuyor. Gördüğümüz kadarıyla 2016 yılında henüz situationship kavramı yaygınlaşmamış ancak adına ne dersek diyelim Leah Fassler’in yaptığı analizlerin hâlâ geçerli olduğunu görmek mümkün. İkili bir hayat yaşadığını anlatan yazar; başarılı, ne istediğini bilen, sağlıklı ilişkiler kuran biri olarak göründüğünden ancak erkeklerle olan ilişkilerine geldiğinde takıntılı, sürekli kendinden şüphe eden ve ne istediğini söyleyemeyen birine dönüştüğünden bahsediyor. Ad koymamanın asıl kural olduğu bu ilişkiler, Leah’nın çevresinde kabul gören tek şey ve o da tıpkı Leyla gibi oyunun bir parçası oluyor. İlişkilerinde kendisini sürekli sorgulayan ve hareketlerini analiz eden birine dönüşmenin kendine zarar verdiğini fark etmesi, Leah’nın bu yazıyı yazmasına sebep oluyor. Diziyi izlerken Leyla için de benzer bir durum geçerli olabilir mi diye düşünmeden edemiyoruz. Ömer’le ilişkisini aldatıldığı için bitiren Leyla her şeye rağmen güçlü bir duruş sergiliyor, hayatına devam ediyor gibi görünüyor ancak love bombing’e uğrarken, ghost’lanırken kendine dönüp suç aramaktan ya da karşı tarafın hareketlerine bahaneler bulmaktan geri duramıyor. Dolayısıyla bu situationship’ler onun hayatı için de birtakım zorluklar yaratıyor ve kendinden şüphe etmesine sebep oluyor.
İlk bölümün ardından Leyla’nın situationship’lerinde neler olup bittiğini görmeye başlıyoruz, bu da bizi “Love Bombing” isimli ikinci bölüme getiriyor yani “Aşşırı Aşk”. Çok güzel ve sorunsuz geçtiğini gördüğümüz randevularının sabahında Leyla’yı evine bıraktıktan sonra bir daha kendisine ulaşılamayan Feyyaz, bu bölümde bize küçük bir ghosting örneği de sunuyor. Leyla, Feyyaz’ın ortadan kaybolmasını başına bir şey gelmiş olabileceğine bağlarken bir doğum günü partisinde Feyyaz’la karşılaşınca durumun hiç de böyle olmadığı ortaya çıkıyor. Asıl bu karşılaşmadan sonra Feyyaz’ın love bombing’i başlıyor. Bir anda Leyla’nın kapısında belirip en sevdiği yemekleri getirmek, kendini unutturmamak için hiç olmadığı kadar iletişime geçmeye çalışmak ve Leyla’nın ofisine hediyeler göndermek gibi davranışlarla Feyyaz, Leyla’ya “aşşırı aşk”ını göstermeye başlıyor. Dizi bu anlamda çok yerinde ve gerçekçi bir love bombing örneği sunuyor zira bir haftadan fazla sürmeyen bu dönem bir sonraki bölüm adından da anlaşılacağı gibi ghosting’le sonuçlanıyor yani Feyyaz bir kere daha hayalet oluyor. Dizi, bu terimi “Behlül Kaçar” şeklinde Türkçeleştirmiş, Aşk-ı Memnu’dan[6] aklımızda kalan örneğiyle tam anlamını karşılayan bir çeviri. Feyyaz öyle ani bir şekilde kayboluyor ki Leyla’nın arkadaşları bu durumu “nitelikli ghosting” olarak değerlendiriyor. Ancak dizide gördüğümüz hayalet olan tek karakter Feyyaz değil. Cem de benzer şekilde, Leyla’yla birlikte olduktan sonra evi terk ediyor ve Leyla’yla iletişimi bir sonraki karşılaşmalarına kadar keserek hayalet oluyor. Bütün bunlar bizi dizinin iyi örneklendirdiği bir başka kavrama ve bölüme götürüyor: “Benching” yani “Yedek Kulübesi”. Yedek kulübesinde tutmanın örneğini görmeden önce hakkında konuşulanlar bize kavramı açıklıyor. Leyla’nın arkadaşlarından biri Ömer’in tekrar bekâr olduğunu öğrenince Leyla’ya “Yazı var, kışı var, koy kenara dursun.” diyerek benching’in tanımını veriyor. Başka karakterler üzerinden de bu terimin örneğini görüyoruz: Feyyaz, başka bir kadının yanında tekrar Leyla’yla flört etmeye çalışıyor, kadının Feyyaz’a kızması üzerine yedekte tutulan kişi olduğunu anlıyoruz.
Dizide situationship, ghosting, love bombing ve benching, karakterler arasındaki ilişkilerde açık, net ve gerçekçi şekilde gösteriliyor. Bu noktada sorun bu kavramların örneklenişinden ziyade karakterler arasında nasıl ele alındığıyla ilgili. Kavramlar hakkında en çok diyaloğun yazıldığı sahneler Leyla ve iki yakın kız arkadaşının kendi aralarında konuştukları bölümler. Leyla’nın ilişkileri değerlendirilirken hem flört ilişkilerine dair bu kavramların adı konuluyor hem de kavramlar hakkında yorum yapılıyor. Bu konuşmalarda ghosting, love bombing ve benching gibi davranışların genel olarak erkeklere özgü davranışlar olarak değerlendirildiğini görüyoruz. Suçlu da daima ellerinde çok seçenek olan, kadınlar tarafından şımartılan erkekler. Ancak bu kavramları hem gördüğünde tanıyan hem de uygulayanı tespit etmekte zorlanmayan kadınların dizi boyunca bu bilgileri güçlendirici bir şekilde kullanmadığına şahit oluyoruz. Leyla hiçbir zaman, bir anda hayalete dönüşen erkeklerle bu davranışlarıyla ilgili yüzleşmiyor. Hatta bu adamlar Leyla’yı ghost’ladıktan sonra ilk karşılaşmalarında ne Feyyaz’ın ne Cem’in Leyla’dan özür dilediğini görüyoruz, tam tersine Leyla kendi kafası karışık olduğu için onlardan özür diliyor. Leyla kız arkadaşlarına Feyyaz’ın yedekte tuttuğu kadını anlattığında bir arkadaşı “Siz şımartıyorsunuz bu adamları. Seçenek çok, talep çok. Bu kadar yüz verilirse armut gibi dizerler. Hatta hıyar gibi de dizerler.” diyor. Böylelikle kadınları yedekte tutan erkeklerin davranışlarından kadınların sorumlu tutulduğuna şahit oluyoruz. Kadınlar, erkeklere yüz verdiği sürece yedekte tutulmayı da hak ediyormuş gibi bir mesaj veriyor. Kısacası bu kavramlar, kadınların arasındaki sohbet ortamında zaten malumun ilanı olan birtakım davranışlara sadece isim koymaya yarıyormuş gibi görünüyor ve günümüz ilişkilerinde bu davranışlar normalleştiriliyor. Bunların normalleşmesi, etik olmayan davranışlar üzerine yapılacak tartışmaların dolayısıyla değişimin de önünü kapatmış oluyor. Kadınlar bu tarz ilişkilenmelerin sorunlu olduğunu görmelerine rağmen bunlardan kaçınmıyor. Dizi aslında etik olmayan ve sağlıklı, açık bir iletişimin olmadığını gösteren birtakım davranışları günümüz ilişkilerinin olmazsa olmazıymış gibi gösteriyor.
Konuşmamız gereken şeyler var!
Leyla’nın romantik ve cinsel ilişkilerini merkezine koyan Kimler Geldi Kimler Geçti, günümüz ilişki terimlerinden daha fazlasını sunuyor. Bu nedenle biz de öne çıkan kavramların değerlendirmesinin yanında dizinin ilişkilere dair işlediği başka tema ve olaylara da değinmek istedik.
Dizide tekrar tekrar karşımıza çıkan durumlardan biri, Leyla ve arkadaş grubunun diğer karakterleri betimlemede sıkça ve rahatça kullandığı psikolojik tanılar. Örneğin dizinin henüz ilk bölümünde Tuba’nın boşanma davasını üstlenen Leyla, aynı zamanda birlikte çalıştığı arkadaş grubuna Cem’e dair öğrendiklerini aktarır. Cem’in en fazla üç yıl süren, art arda üç tane evlilik yaptığını ve eşlerinden aniden boşandığını öğrenen arkadaşlarının ilk tepkisi Cem’in “narsistik kişilik bozukluğu”na[7] sahip olduğu olur. Dizi boyunca karakterlerin devam eden sohbetlerinin yanında Cem’in eski eşlerinin yayımlamaya uğraştığı ancak yasal yollarla engellenen Bir Narsistle Yaşamak adlı kitapta ve aynı adla düzenlenen fotoğraf sergisinde Cem’e yakıştırılan narsisistik tanısını görmeye devam ederiz. Cem’e rahatça konan bu kişilik bozukluğu tanısı, yakışıklı ve güç sahibi bir erkeğin çevresindekileri ve birlikte olduğu kadınları kendi yararına manipüle etmesi, yalan söylemesi ve zarar vermesini mümkün kılan eşitsiz güç ilişkilerini gizleyerek psikolojik ve kişisel bir mesele olarak sunulması riskini taşıyor.
Leyla ve arkadaş grubu neredeyse yalnızca ilişkiler üzerine konuşsa da erkeklerin kadınlarla ilişkileniş şekillerini eleştirir gibi görünseler de dizi adeta taciz ve rıza inşası durumlarını ghosting ya da benching gibi ilişki terimleriyle eşitliyor ve normalleştiriyor.
Dizinin ilk bölümünde Leyla’nın geceyi Feyyaz ile bir randevuda geçirdiğini öğrenen Ömer, Leyla’nın yaşadığı apartmanın önüne gelir ve sabaha dek bekler. Sabah evine dönen Leyla’nın önünü kesen Ömer sarhoştur; mahallelinin de görüp duyabileceği şekilde Leyla’ya hakaretler eder ve onu aldatmakla suçlar. Ayrıca Ömer’in, Leyla’nın annesi ve dayısı da dahil olmak üzere yakınlarını aradığını ve Leyla’nın kendisini aldattığını söylediğini öğreniriz. “Love Bombing” adlı ikinci bölümde ise Feyyaz ile Leyla, Leyla’nın ailesine ait şehir dışındaki bir göl evine giderler. Tesadüf eseri o sırada göl evinin müştemilatında kalan Ömer; piknik yapan Leyla ile Feyyaz’ı dürbün ile gözetler ve çok yakınlarına drone uçurarak onları rahatsız eder. Dizinin, Ömer’in tacizlerini Leyla’nın en fazla geçici olarak keyfini kaçıran ve arkadaşlarıyla şakalaşarak geçiştirilen, ciddiye alınmayacak olaylar olarak sunduğunu görüyoruz.
Leyla’yla geçirdiği ilk geceden sonra hayalet olan Feyyaz, Leyla’yla doğum günü partisinde karşılaşmalarından sonra mesaj ve aramalarına cevap alamayınca bir anda Leyla’nın evine gelir. Leyla, uzun bir ilişkiden çıktığını ve yeni bir ilişkiye hazır olmadığını açıklar. Onu anladığını ve hazır olana dek bekleyeceğini söyleyen Feyyaz, hemen ardından Leyla’yı öpmeye başlar. Dizinin bir sonraki sahnesinde nasıl olduğunu anlayamadığımız şekilde Leyla’nın rızası inşa edilmiş, “hayır”ı “evet”e dönüştürülmüş ve Leyla ile Feyyaz göl evine doğru yola çıkmışlardır. Burada, günümüz ilişki terimlerini bölüm adlarına koyan ve pazarlama stratejisinin bir parçası olarak da kullanan dizinin, en önemli flört şiddeti kavramlarından biri olan rıza inşasını göz ardı ettiğini söylemek mümkün.
Daha ilk bölümde Ömer ile Leyla’nın yedi yıllık ilişkisinin bitmesinin temel nedeni olarak karşımıza çıkan aldatma meselesi, dizide işlenen ana temalardan bir tanesi. Ancak dizinin, dürüstlük ve karşılıklı güven üzerine kurulu olması gereken romantik ve cinsel ilişkilerde aldatmaya karşı eleştirel bir bakış açısına sahip olduğunu söyleyemiyoruz. “Cross Checking”, Türkçesiyle “İç Acılarının Toplamı”, adlı altıncı bölümde Leyla, anne ve babasının idealleştirdiği evliliğinin, sandığı gibi olmadığını öğrenir. Mükemmel olduğuna, hatta feminist olduğuna inandığı babası, yıllar önce annesini aldatmıştır. Dizi bu bölümde adeta hem Leyla’yı hem de seyirciyi her erkeğin aldattığına inandırır. Sıradan ve önemsiz gösterilen bu durumun, erkeğin sevgisi ya da özverisinin göstergelerinden biri olmadığına ikna etmeye çalışır. Öyle ki daha aylar önce aldatılmış, Ömer’e ve erkeklere olan güveni derinden sarsılmış Leyla, evli bir erkek arkadaşını Fingir adlı çöpçatanlık uygulamasında vakit geçirirken gördüğünde kafasına hafifçe vurmakla yetinir. Bölümün sonuna geldiğimizde ise Leyla, eski sevgilisi Ömer’e uzun bir mektup yazarak içini döküp Ömer’den özür diler. Böylece Leyla’yı aldatan ve sonrasında olanları dürüstçe açıklamak, ilişkisini ve kırdığı güveni onarmaya çabalamak yerine devamlı olarak Leyla’yı suçlayan Ömer, Leyla ile bu mektup aracılığıyla barışır. “Düğün” adlı son bölümde Leyla ile Ömer’in düğününden iki gün evvel Ömer’in Leyla’yı aldattığı kadın olan Balım ve Leyla’nın yolları kesişir. Bu tesadüf eseri karşılaşma ile Ömer’in kısa bir süre öncesine dek Balım ile görüşmeye devam ettiğini hem Leyla’yı hem de Balım’ı aldattığını öğreniriz. Leyla bu öğrendikleri üzerine Ömer’i terk eder. Leyla, aldatan arkadaşına dair caydırıcı bir tutum sergilemezken kendisi aldatıldığında ilişkisini bitirir. Bu durumda dizinin aldatma meselesine dair tutarlı bir yaklaşıma sahip olduğundan bahsedemiyoruz.
Kimler Geldi Kimler Geçti’nin ilk sezonu, Leyla’nın üzerinde anneannesinin eski püskü gelinliği, yanında köpeği Buddy ile özgürce koşmasıyla sonlanıyor. Böylece Leyla, neredeyse hayattaki tek derdi hâline gelen Ömer, Feyyaz ve Cem üçlüsünü şimdilik geride bırakmış gibi görünüyor. Yayınlanacağı duyurulan ikinci sezonun ise Leyla için neler getireceğini öngörmek pek mümkün değil.
Sonuç Yerine
Dizinin sonlarına doğru Cem’in eski eşlerinin açtığı Bir Narsistle Yaşamak adlı fotoğraf sergisinde gördüğümüz kadın heykeli, aslında dizinin bu kavramları nasıl ele aldığını tek bir görselle bize açıklıyor. Sergideki kadın heykeli çıplak, boynu bükülmüş ve çökmüş bir şekilde serginin ortasında dururken üzerinde dizi boyunca ele alınan bu kavramlar yazıyor. Burada verilen mesaj da çok açık: tüm bu kavramlar kadınları güçsüzleştirdikçe güçsüzleştiriyor, adeta çökmelerine sebep oluyor. Biz bunun yerine flört ilişkilerinde karşımıza çıkan bu kavramların farklı şekilde işlevlenmesini savunuyoruz. Aslında kadınlar, bu kavramları tanıdıkça ve maruz kaldıkları medeniyetsiz davranışların adını koydukça güçlenebilirler. Kadınlar olarak bu kavramları bilmemiz, bu davranışları gördüğümüzde güçlü, kendinden emin karşılaşmalar yaşamamızı ve bu ilişkilere mesafeli yaklaşmamızı sağlayabilir. Dolayısıyla bu kavramların medyada derinlikli temsillerini ve doğru analizlerle ele alındığını görmemiz oldukça önemli.
[1] Bertan Başaran (yönetmen), Kimler Geldi Kimler Geçti (dizi), 2024.
[2] Netflix Türkiye, “Kimler Geldi Kimler Geçti Ekibi İle İlişki Terimleri Oyunu”, 10 Mayıs 2024, 26 Ocak 2025 tarihinde erişilmiştir. <https://www. youtube.com/watch?v=zQcmUm6hoh0>
[3] Zehra İpşiroğlu, Televizyon Dizi Pusulası: Dizi Eleştirisinin Temelleri, İstanbul: E Yayınları, 2020.
[4] İlgili haberler için bkz. Tuğçe Yılmaz, “Sinema ve televizyon sektöründeki ‘tekelleşme’ tartışmalarına giriş”, 10 Ocak 2025, 28 Ocak 2025 tarihinde erişilmiştir. <https://bianet.org/haber/sinema- ve-televizyon-sektorundeki-tekellesme-tartismalarina-giris-303504>
Kültür-Sanat Komisyonu, “24 Aralık 2024 - 18 Ocak 2025 Kültür-Sanat Gündemi”, 26 Ocak 2025, 28 Ocak 2025 tarihinde erişilmiştir. <https://www. art-izan.org/kultur-sanat/guncel/24-aralik-2024-18-ocak-2025-kultur-sanat- gundemi/>
[5] Leah Fassler, “Oyunun Bir Parçası Olmak: Takılma Kültürü Kadınlara Ne Kazandırıyor?”, Öznur Karakaş (çev.), 5Harfliler, 2016.
[6] Hilal Saral (yönetmen), Aşk-ı Memnu (dizi), 2008.
[7] Doğru tıbbi kullanımıyla narsisistik kişilik bozukluğunun belirleyici özellikleri; erken yetişkinlikte başlayarak yaşam boyu süren abartılı kibir duygusu, aşırı derecede hayranlık ihtiyacı ve azalmış empati becerisidir.
