Skip to main content

Kadınlar Ülkesi'nin Kurucusu Charlotte Perkins Gilman

Ada Çavuşoğlu

Charlotte Perkins, 1860 yılında Amerika'nın Connecticut eyaletinde orta sınıf bir ailede doğar. Ancak doğumundan hemen sonra babasının evi terk etmesiyle beraber çocukluk yıllarını yokluk içinde geçirir. Eğitim hayatı düzensiz olmasına rağmen kitaplara olan ilgisiyle beslenir ve sanata yönelir. Amerika'nın önde gelen sanat okullarından biri olan Rhode Island School of Design'a girer. 1884 yılındaysa sanatçı Charles Walter Stetson ile evlenir ancak bu evlilikte hiçbir zaman mutlu olamaz. Kızı Katherine'in doğumundan sonra ciddi bir depresyona girmesiyle gittiği doktor ona sıkı bir "dinlenme tedavisi" tavsiye eder. Dönemin önde gelen histeri doktorlarından olan Silas Weir Mitchell'ın önerdiği tedaviye göre histerik kadınlar evde dinlenmeli ve her türlü entelektüel aktiviteden uzak durmalıydı. Bu tedaviye uyan Charlotte'un durumu ise düzelmek bir yana, kötüleşir. Charlotte bu dönemde yaşadıklarından ilhamla günümüzde en çok bilinen hikâyesi olan "Sarı Duvar Kâğıdı"nı yazar.

1892 yılında yayımlanan bu hikâye, tıpkı Charlotte gibi yeni doğum yapmış genç bir kadının doğumdan sonra doktor kocasının tavsiyesiyle odasından çıkmadan geçirdiği tedavi sürecini ve bu kadının yavaş yavaş delirmesini konu alır. Bu hikâyenin yarı otobiyografik olduğunu söylemek yanlış olmaz, hikâyede Charlotte'un kendi hayatından birçok izdüşüm bulmak mümkündür: mutsuz bir evlilik, baskıcı bir koca, histeri ve depresyon sebebiyle eve kapatılan yeni doğum yapmış genç bir kadın. Hikâyede ünlü bir doktor olan John, karısını "yalnızca geçici sinirsel bir depresyonu, hafif bir histeri eğilimi" olduğuna ikna etmiştir. Tedavi sürecinde kalmaları için bir konak kiralamışlardır. John, karısına dinlenmesini, yürüyüş yapmasını ve kesinlikle yazmamasını tembihleyen "günün her saati için bir talimatname" hazırlamıştır. Bu talimatların aksine kadın, kendini yalnızca duygu ve düşüncelerini yazdığı zamanlarda rahatlamış hissetmekte ancak bunu kocasından saklamaktadır. Hikâye ilerledikçe kadının iç dünyasına iyice tanıklık ederiz. Kadının bebeğiyle ilgilenemediği için duyduğu suçluluk duygusunu, "yalnızca sinir bozukluğu" diyerek kendi durumunu küçümsemeye çalışmasını, kocasının ona adeta bir çocuk gibi davrandığını ve kocası karşısında hiçbir sözünün geçmediğini görürüz. Bunlar aynı zamanda Charlotte'un kendi deneyimlerini de yansıtmaktadır. Kadın, hikâyenin başında kocasıyla yerleştiği odadaki sarı duvar kağıdını beğenmez. Hikâye ilerledikçe önce duvar kağıdının desenlerinin içinde hapsolmuş bir kadın görür, hikâyenin sonunda ise duvar kağıdına hapsolmuş kadının kendisi olduğunu düşünecek kadar delirmiştir. "Sana ve Jennie'ye rağmen nihayet dışarı çıkabildim. Kâğıdın çoğunu da yırttım, beni yeniden oraya kapatamayacaksınız!" diyerek kocasına haykırır. Duvar kâğıdına hapsolmuş hayalî kadın ve eve hapsolmuş kadın arasındaki fark giderek azalmıştır. Bu özel alana kapatılan kadın imgesi, aynı zamanda dönemin beyaz orta sınıf kadınlarının da sık sık dile getirdiği bir sorun olmuştur.

1894 yılında mutsuz evliliğini sonlandıran Charlotte, 1898 yılında evliliğin, ailenin ve ev içi ilişkilerin ekonomik dönüşümü hakkındaki düşüncelerini kaleme aldığı "Kadınlar ve Ekonomi" isimli manifestosunu yazar. Bu manifestoda kadınlara ekonomik bağımsızlıklarını kazanmaları çağrısında bulunur. Ekonomik bağımsızlığın kadınların, evliliğin ve ailenin evrimi için gerekli olduğunu vurgular.

1900 yılında kuzeni George H. Gilman ile evlenen Charlotte Perkins Gilman, tahayyül ettiği mutlu evliliğe ulaşmış gibidir. Bu dönemde yazdığı hikâyeler "Sarı Duvar Kâğıdı"nın aksine daha umutlu bir hava taşır. Örneğin, "Kulübecik" isimli hikâyesinde evlenmek istediği kadının kendini yalnızca ev işlerine adamamasını, sanatçı ruhunu da beslemesini tembihleyen ideal ve açık fikirli bir erkek karakter görürüz. Yine bu dönemde yazdığı, daha umutlu sayılabilecek bir başka eseri ise Kadınlar Ülkesi'dir. 1915 yılında, kendi çıkardığı dergide tefrika edilen feminist bir ütopya olarak da bilinen Kadınlar Ülkesi kitabında yalnızca kadınların yaşadığı bir ülke tasvir eder. Üç genç erkeğin bu ülkeyi "keşfetmeleriyle" kadınlara dair önyargıları tek tek yıkılır. Burada kalıplaşmış toplumsal cinsiyet rollerine gönderme yaparak ataerkil toplumları eleştiren Charlotte bu rollerin aslında sanılanın aksine sabit olmadığını okuyucusuna göstermeye çalışır. Erkeklerin beklentilerinin aksine güçlü, cesur ve yetkin olan kadınlar, erkekler olmadan üreyebilmekte, annelik yapmakta ve ülkelerinde barış içinde yaşamaktadırlar. Roman anaerkil bir cennet tasviri gibi görünse de günümüzde anneliği fazla yüceltmesi ve ırkçı ögeler taşıması sebebiyle eleştirilmiştir. Eleştiriler bu ütopik toplumdaki eşitliğin homojenlikten geldiğini ve romandaki kadınların beyaz "üstün ırk" olarak resmedildiğini belirtir. Kadınlar Ülkesi'nde yaşayan kadınların Charlotte gibi orta sınıf, beyaz ve ayrıcalıklı kadınların deneyimlerini yansıtırken farklı ırk ve sınıflardan kadınların deneyimlerini es geçtiği söylenir.

Charlotte, döneminin önde gelen feministleriyle birlikte birçok kadın örgütünde aktif bir şekilde yer almasına rağmen çeşitli kaynaklara göre o, kendi ifadesiyle bir feminist değildi. Temel olarak kadınların sorunlarına eğilse de kendisine feminist demek yerine hümanist demeyi tercih ettiğini belirtmiştir. Bu tercihine rağmen 1916 yılında The Atlanta Constitution isimli gazetede "What is Feminism?" [Feminizm Nedir?] yazısında şöyle der: "Feminizm, gerçekten de dünya üzerindeki tüm kadınların sosyal aydınlanmasıdır." Birçok eseri de feminist bir perspektifle yazılmış ve günümüzde feminist literatürün önemli eserlerinden sayılmaktadır, bu da ortaya ilginç bir tezat çıkarıyor. Günümüzde öyle anılsa da kendisini bir feminist olarak tanımlamayan Charlotte Perkins Gilman'ın dile getirdiği her düşüncenin doğru olduğunu ve yazdığı eserlerin kusursuz olduğunu söylemek elbette mümkün değil. Ancak kitaplarında yansıttığı kadınlık deneyimi tüm kadınların deneyimini kapsamasa da söz konusu olan bu kısıtlı kadın deneyimini konu alan derinlikli eserleri, günümüz feministlerinin hâlen üzerine tartıştığı birçok konuya değinmekte. Belki de daha önemlisi, Charlotte eserleriyle bizi kadınlar tarafından kurulabilecek farklı bir dünyanın mümkün olduğuna inandırıyor ve bize bu konuda mücadele etmeye devam etmemiz gerektiğini hatırlatıyor.

Turkish