Skip to main content

Kadın Hareketleri ve Sosyalizm

Elif Esra Taş 

Nebile Sena Başar

Kadınların toplumdaki yeri sınıf, ırk gibi başka kimlikleriyle de ilişkilidir. Doğal olarak kadın hareketi ve feminist teori de tarih içinde diğer toplumsal hareketler ve teorilerle etkileşim içinde gelişmiştir, sosyalist mücadele ve teori de bunlardan biridir. Bu yazıda kadınların toplumsal konumunu ve yürüttükleri hak mücadelelerini sınıf kavramıyla ilişkisi bağlamında ele almayı ve sosyalist feministlerin kadınlar ve sınıf konusunda açtıkları tartışmaları aktarmayı amaçlıyoruz.

Tarihçi ve yazar Eric Hobsbawm’a göre 19. yüzyıl ekonomisi esas olarak Sanayi Devrimi’nin, siyaseti ve ideolojisi ise Fransız Devrimi’nin etkisi altında şekillenmiştir.[1] Sanayi Devrimi’yle birlikte işçi sınıfının genel nüfus içindeki oranı büyük bir hızla artmaya başlamıştır. İşçiler son derece kötü çalışma koşullarında çalışır. Oy kullanma, sendikalaşma ve grev gibi hakları ise yoktur. Fransız Devrimi ile özgürlük, eşitlik, kardeşlik fikri ortaya atılmıştır ve Fransız Devrimi sonrası dünyada gerçekleşen değişime yön vermek isteyen ideolojiler doğmuştur. Sosyalist düşünce ve hareket de bu tarihsel bağlamda ortaya çıkmıştır.[2]

19. yüzyılda erken dönem sosyalistleri arasında ütopik sosyalistleri görürüz. Yeni ekonomik sistem karşısında, eşitliğe ve işbirliğine  dayanan ütopik toplum modellerine ilgi gösterilmeye başlanır.[3] Saint-Simon, Fourier, Owen gibi düşünürler ütopik sosyalizmin öncü düşünürleridir ve bir kadın hakları savunucusu olan Flora Tristan da bu isimlerden biridir. Karl Marx ve Friedrich Engels ise sosyalizmi geliştirerek bilimsel sosyalizmi ortaya koymuşlardır. Bilimsel sosyalizm nesnel gerçekliğin belli yasalarına bağlı olmasıyla ütopik sosyalizmden ayrılır.

1836’dan itibaren İngiltere’de güçlenen ve işçilerin çalışma koşullarını iyileştirmeyi hedefleyen bir Çartist hareket mevcuttur, aynı zamanda Avrupa’da 1830 ve 1848 Devrimleri yaşanır. 1830 Devrimleri halkın daha demokratik bir yönetim biçimi istemesiyle ortaya çıkan ayak- lanmalardır. 1848 devrimlerinin arkasında ise yeni ekonomiye geçişin yarattığı sefalet ve hoşnutsuzluk vardır.[4] 1848 dönemi işçi hareketleri Marx ve Engels’in Komünist Parti Manifestosu’nu yazmalarında da etkili olur. 1864 yılında dünya işçileri arasındaki dayanışmayı temsil eden 1. Enternasyonel kurulur. 1871’de kurulan Paris Komünü ise iki ay iktidarda kalmış sosyalist bir yerel yönetim olarak önemli bir deneyimdir. Kadınlar da Paris Komünü’nde aktif rol almıştır, örneğin Louise Michel Paris Komünü’nün öncü isimlerindendir. Devam eden dönemde ise 2. ve 3. Enternasyoneller kurulacaktır.

Sosyalizm ve Kadınlar

Sosyalist hareketin geliştiği bu dönemde sosyalist kadınlar da hareketin içinde aktif rol almışlar, kadınların özgürleşmesi sorununu Marksist bir perspektiften ele almışlardır. İşçi kadınların koşullarını ve taleplerini sosyalist mücadelenin gündemi hâline getirmeye çalışmışlardır. Clara Zetkin, Rosa Luxemburg ve Aleksandra Kollontay gibi sosyalist kadınlar da bu hareketin önde gelen isimleri arasında yer alır. Aleksandra Kollontay ve Rosa Luxemburg’un da katıldığı 1889’da toplanan 2. Enternasyonal’in kongresinde sosyalist ve kadın hakları savunucusu olan Clara Zetkin, kapitalist sistemde kadın işçilerin durumu üzerine bir konuşma yapmıştır.[5] Clara Zetkin yazılarında da kadınların durumuna değinmiştir. 1889 yılında yazdığı “Günümüzde Kadın İşçiler Sorunu ve Kadın Sorunu”[6] isimli makalesinde Sanayi Devrimi’nin kadınların iktisadi ve toplumsal konumlarında önemli değişimler yarattığını savunur. Ona göre kapitalizm öncesi ilkel iş bölümünde kadınlar siyasi ve hukuki açıdan erkeklerle eşit konumda bulunmasa da iyi bir ev kadınına ev içindeki üretiminden dolayı saygı duyulur. Çünkü o dönemde ailenin geçimi için gerekli ihtiyaç maddelerini üreten kadındır ve kadının üretim gücü vazgeçilmez bir değer taşır. Clara Zetkin bu üretim koşullarında bir kadın sorunu olmadığını iddia eder.[8] Ona göre kadın sorunu Sanayi Devrimi’nin bir sonucudur ve dolayısıyla ekonomik bir sorundur.

Clara Zetkin ve Rosa Luxemburg [7]

Farklı sınıftan kadınlar için yeni üretim koşullarının etkisi farklı olmuştur. Clara Zetkin’e göre kapitalizm sonrası ev idaresinin niteliğinin değişmesiyle beraber burjuva kadını boş kalan zamanını eğlenceyle ve bazen de eğitimle, hayırseverlikle geçirmeye başlamıştır. Orta sınıftan kadınlar, eski yaşam koşullarının yıkılmasıyla para kazanmaya zorlanmışlardır; öğretmenlik, hasta bakıcılığı gibi mesleklere yönelmişlerdir. Mülksüz kesimden kadınlarsa Sanayi Devrimi’yle beraber fabrikalarda çalışmaya başlamıştır.[9]

Clara Zetkin gibi Angela Davis de Kadınlar, Irk ve Sınıf[10] kitabında yeni üretim koşullarının kadınları nasıl etkilediğini ve farklı ırk ve sınıftan kadınların yaşadıklarının nasıl farklılaştığını açıklar. 19. yüzyılda ortaya atılan “ev kadını” ideolojisinden bahseder. Bu ideoloji kadının temel görevini ev kadınlığı olarak tanımlayarak onun yaptığı diğer işleri değersizleştirir. Fakat bu ideoloji işçi, göçmen ve siyah kadınların deneyimlerini yok sayar çünkü bu kadınların ev işlerini merkeze almak gibi bir seçeneği yoktur, dışarıda da çalışıyorlardır. Fakat ev kadını imgesi kadınların ev dışında yaptığı işin “ek iş” olarak görülmesine neden olarak dışarıda çalışan kadınların gelirinin düşmesini meşrulaştırmıştır. Böylece kapitalizm için kadın iş gücü ucuz işgücü olarak işlevlenmiş ve kâr kaynağına dönüşmüştür.

Aynı zamanda sanayideki gelişmelerle işsizlerden oluşan yedek sanayi ordusu oluşmuştur. Bu da ücretleri daha fazla düşürmüştür. Clara Zetkin bu koşullarda erkeğin ücretinin ailenin geçimini sağlamaya yetmediğini ve kadının faaliyetinin tasarruf amaçlı olmaktan çıkıp kazanç amaçlı olmaya başladığını dile getirir.[11] Diğer taraftan kapitalizm öncesinde de kadınlar evlerinin dışında düzenli olarak zaten çalışmaktadır.[12] Örneğin pazarlarda mal satıyor, tüccarlık veya seyyar satıcılık yapıyor, geçici işçi, dadı, çamaşırcı olarak çalışıyor, atölyelerde kumaş dokuyorlardır. Ücretli çalışan kadınların büyük çoğunluğu Sanayi Devrimi ile birlikte sadece bir tür işyerinden diğerine yönelmiştir.[13] Ancak buna rağmen 19. yüzyıla gelindiğinde kadın işçinin ücret karşılığı yaptığı iş toplumda bir tartışma konusu hâline gelmiştir: Bir kadın ücret karşılığı çalışmalı mıdır? Ücretli çalışmak kadın vücudunu, kadının annelik ve aile içindeki görevlerini yerine getirme yeteneğini nasıl etkiler? Hangi iş kolları kadına uygundur? Bu dönemde erkekler tarafından kadınların dışarıda çalışması rekabet oluşturduğu gerekçesiyle bir sorun olarak görülmüştür. Clara Zetkin düşük ücrete çalışmanın kadının da çıkarına olmadığını vurgular.[14] Ayrıca Clara Zetkin’e göre “kadının emeğini ortadan kaldırmak veya sınırlamak istemek kadını sürekli ekonomik bağımlılığa, toplumsal köleliğe ve aşağılanmaya, evlilik içi ve dışı fuhuşa mahkûm etmek demektir.”[15]

 

Clara Zetkin konuşma yaparken

Bu dönemde erkek işçiler tarafından gündeme getirilen konulardan biri de aile ücretidir. Aile ücreti ile kastedilen erkeğin evde karısını ve çocuklarını geçindirebileceği kadar bir ücret alması gerektiğidir. Sendikalar ücret eşitliği yerine aile ücreti talebini savunmuştur. Kadınlar ise rekabet oluşmaması için sendikalarda istenmemiştir. Kadınların, erkeklerin işini yapmasıyla toplumsal konumlarının değişmesinden de korkulmuştur. Kadının çalışmaması erkek işçi için bir saygınlık meselesi hâline gelmiştir çünkü erkekler aileyi geçindiren kişi olarak kabul edilmiştir. Kadınların işi de ek iş ve kazançları ek gelir olarak görülmüştür ve bu anlayışa göre kadının yüksek maaş almasına gerek yoktur. Kadın doğası ve fıtrat kavramları üzerinden bu anlayış  meşrulaştırılmıştır.

Bu dönemde kadınlara sadece sekreterlik gibi aile içindeki görevlerini etkilemeyeceği düşünülen ve “doğa”larına uygun görülen iş alanları açılır.[16] Dolayısıyla Sanayi Devrimi sonrasında gelişen kapitalizm mülksüz kesimden kadınları ucuz iş gücü hâline getirirken toplumda kadınların dışarıda çalışması da bir tartışma konusu hâline gelmiştir.

2. Enternasyonal döneminde de Sosyalist partilerin kadın örgütlerinin temsilcileri tarafından birkaç Uluslararası Sosyalist Kadınlar Konferansı düzenlenmiştir. 1910’da gerçekleşen 2. Uluslararası Sosyalist Kadınlar Konferansı’nda Clara Zetkin New York’lu kadın işçilerin greve gittikleri ve çıkan yangın sonucu hayatlarını kaybettikleri gün olan 8 Mart’ın, uluslararası kadınlar günü olarak kabul edilmesini önermiştir.Aleksandra Kollontay bu konferansta anne ve çocuğun korunması konulu bir rapor sunmuştur.[17] Konferansta tartışılan konulardan bir diğeri de kadınların oy hakkı olmuştur.[18]

Komintern (3. Enternasyonal) ise 1919’da Moskova’da Lenin ve Sovyetler Birliği Komünist Partisi tarafından kurulmuştur. Komintern’in programı, yasalarda ve uygulamada kadın ve erkek arasında tam hak eşitliğini içeriyordu.[19] 3. Enternasyonel döneminde uluslararası komünist kadınlar konferansları düzenlenmiştir. 1. Uluslararası Komünist Kadınlar Konferansı’nda, partiler içinde kadınlar için özel yapıların kurulmasına karar verilmiştir.[20] Komintern bünyesinde farklı ülkeler arasında deneyim ve bilgi alışverişini teşvik etme amacıyla Uluslararası Kadın Sekreterliği (IWS) kurulmuştur. Aylık uluslararası bir dergi olan Komünist Kadınlar Enternasyonali dergisi çıkarılmıştır. Bu konferans kapsamında yazılan “Komünist Kadın Hareketi için Tezler”deki önemli noktalardan biri ev hizmetlerinin toplumsal bir endüstriye dönüştürülmesidir. Ev işlerinin toplumsallaşması daha önce Engels ve Aleksandra Kollontay gibi sosyalist düşünürler tarafından da dile getirilmiştir[21] ve bu tezlerde yer alıp sosyalist programın merkezî unsurlarından biri olarak ortaya konmuştur. Tezlerde öne çıkan bir diğer nokta ise burjuva kadın hareketine yöneltilen eleştirilerdir.[22] Burjuva kadın hareketi tüm kadınların haklarını korumak yerine mülk sahibi kadınların haklarını korumakla eleştirilmiştir.

2. Uluslararası Komünist Kadınlar Konferansı ise 1921’de Moskova’da toplanmıştır. Benzer konferanslar 1920’ler boyunca devam etmiştir. Fa- kat yıllar içinde Uluslararası Kadın Sekreterliği özerk bir organ olmaktan çıkarılıp Komintern Yürütme Komitesi’nin bir departmanı hâline getirilince komünist kadın hareketi zayıflamıştır.[23] Bu hareketin gerilemesindeki önemli faktörlerdennbiri olarak komünist erkeklerin komünist partiler içindeki kadın aktivizmine karşı direnci gösterilmektedir. Bu, aynı zamanda komünist kadınların Moskova’daki ilk konferanslarında tartıştıkları sorunlardan biri olmuştur.[24]

Sosyalist Feminizm

Kadın sorunlarına sınıf perspektifinden bakan komünist kadınların aksine 1970’lerde ortaya çıkan sosyalist feminizm, kapitalizm ve ataerkinin kadınların ezilmesindeki ortaklığına vurgu yaparak aralarındaki bağlantıyı kuran feminist harekettir. Sosyalizmin kavramlarını feminist bir çerçevede kullanarak sosyalizmin açıklamadığı kimi konuları, örneğin kadınların hem özel hem de kamusal alandaki ikincil konumlarının ekonomik temellerini araştırır. Yazının bu kısmında temel sosyalist kavramları ve feminist bağlamda nasıl kullanıldıklarını inceleyeceğiz.

Tarihsel materyalizm anlayışına göre kişinin dünyayı anlama biçimleri ve toplumun siyasi, kültürel yapısı ekonomik koşullar tarafından belirlenir. Kadınların toplumsal konumunu incelerken tarihsel materyalizmden yararlanıldığında ise toplumdaki egemen ideolojinin ataerki, ekonomik ve ideolojik egemen sınıfın da erkekler olduğu görülür. Sosyalist feminizme göre kadınların toplumdaki ikincil konumu, üretim alanında görülen cam tavan[25], cinsiyete dayalı ücret eşitsizliği, bazı sektörlerde iş bulmanın kadınlar için daha kolay ya da zor olması gibi ekonomik koşullardan kaynaklanır. Kadınların siyasetteki ve toplumsal yaşamdaki aşağı konumuna da bu koşullar sebep olur. Sosyalizm, gelir araçlarını elinde tutan bir sınıf ve bu araçlardan mahrum bırakılan, emeğini ilk gruba sunmak durumunda kalan ikinci bir sınıf tanımlar. Bu şekilde tanımlanan burjuvazi-proletarya ilişkisi, toplumdaki erkek-kadın ilişkisine de oldukça benzerdir: “Erkek burjuvazidir ve karısı proletaryayı temsil eder.”[26] Ataerkil sistem erkeklerin üretim araçlarının mülkiyetini, gelir getirici işleri ellerinde tutmasını, kadınların ise gelirsiz ya da düşük gelirli olmalarını (yaşamak için erkeğe muhtaç olmalarını) bekler. Ataerki, kapitalizm gibi, herkesin içinde büyüdüğü ve içselleştirdiği bir ideolojidir. Bu çerçevede ataerkil ideolojinin içselleştirilmesi ve ataerkil cinsiyet kalıplarıyla özdeşleşmek yanlış bilinç; kadınların kadın kimlikleri yüzünden ezilmelerine dair farkındalık geliştirmeleri de sınıf bilincidir. Bu yoldaki temel feminist metot da kadınların bir araya gelerek ataerki karşısındaki deneyim ortaklıklarını fark etmelerini sağlayan bilinç yükseltme gruplarıdır.

Sosyalist feminizm için en önemli tartışmalardan biri ev içi emek konusudur. Marx’a göre kişinin kendisinin veya ailesinin doğrudan tüketimi için üretim yaptığında ortaya çıkardığı değer kullanım değeridir ve kullanım değeri yaratan emek, yabancılaşmamış emektir. Bu bahiste Marx’ın verdiği örneklerin ev işleri olması ise açıklayıcıdır. Böylece Marx, doğrudan söylemese de, ev işini yabancılaşmamış emek olarak ele alır. Bazı sosyalist feministler ise cinsiyete dayalı işbölümü, özel alanda başkalarından soyutlanma, ev işinin yaratıcılıktan uzak ve tekrarlı doğası, kadının ekonomik bağımlılığı gibi faktörleri ortaya koyarak ev işlerinin yabancılaşmış emek olduğunu söyler. Aynı zamanda sosyalist feministlere göre ev içi emek; yemek, temizlik gibi temel ihtiyaçları karşılayarak işçinin, çocuk doğurarak ve bakım sağlayarak da işgücünün yeniden üretimini sağlar. Bu sebeplerden ötürü ev içi emek kapitalist düzenin devamlılığı için temel bir yapı taşıdır. Buna rağmen, geleneksel olarak hane içinde yapılan ücretsiz bir iş olduğundan -yani piyasada satılmak üzere yapılmadığı için artı değer üretmediği varsayıldığından-kapitalist bakış açısıyla değersiz emek olarak kabul edilir. Sosyalist feministler bu değersizlik kabulünü çürütür: Eğer kadın, erkek işçinin yeniden üretimini sağlamasaydı eve hizmetçi tutmak zorunluluğu gibi ek bir maliyet ortaya çıkacaktı. Bu yüzden, kapitalistler işçi maaşlarını yükseltmek zorunda kalacaktı. Diğer bir olasılıkta da işçi, yeniden üretilmediği için üretime katılamayacak ve bu yüzden burjuvaziye artı değer/kâr kazandırmayacaktı. Yani görünmez ev içi emek, dolaylı yoldan burjuvaziye artı değer/kâr kazandırmaktaydı. Özel alan, bu nedenle de politikti.

Kapitalizm ve ataerki, birbirini besleyen ve sürdüren sistemlerdir. Kapitalizmin ihtiyaç duyduğu ücretsiz yeniden üretim ve toplumsal cinsiyete dayalı işbölümü gibi yapılar, ataerkil normlar tarafından üretilir ve meşrulaştırılır. Ancak sosyalist feminizme göre kapitalizmin yıkılması ataerkinin yıkılacağı anlamına gelmez. Ataerkinin ortadan kalkmadığı sosyalist sistemlerde iş gücüne katılan kadınlar öz- gürleşmek yerine çifte mesai yapar, hem dışarıda çalışır hem de ev işlerini yapmaya devam ederler. Aynı zamanda işgücü piyasasındaki toplumsal cinsiyete dayalı işbölümü ve ücret farkı devam eder.

Daha önce de belirtildiği gibi kadınların temel sorumlulukları annelik ve ev işleri olarak görüldüğü için kadınlar bakım ve yeniden üretimle ilişkili, daha düşük statülü ve düşük gelirli işlere yönlendirilir. Böylece kadının sağlayabildiği gelir düşer, emeği vasıfsızlaşır ve kadın emeği “yedek işgücü” hâline gelir. Bu döngüyle “kadın işlerinin” maaşları iyice düşer, cinsiyete dayalı ücret farkı ortaya çıkar. Kapitalizm ataerkil kabullere dayanarak hem emeği daha ucuza satın almış olur hem de kadınların ezilmesine destek vererek ataerkiyi güçlendirir.

Sonuç Yerine

Sonuç olarak, 19. yüzyıldan başlayarak sosyalist kadınların hareket içinde kadınların sorunlarını gündemleştirdiklerini, bu sorunların maddi temellerine dikkat çektiklerini ve kadınların toplumsal konumlarının sınıflarıyla yakından ilişkili olduğunu gösterdiklerini görüyoruz. Kuşkusuz bu kadınların fikirleri 1970’lerde yükselen sosyalist feminizm için de bir temel sağladı. Sosyalist feministler, kadınların ezilmesinin kaynağı olarak hem sınıflarını hem de toplumsal cinsiyetlerini göstererek bu iki sistemle de mücadele etmenin gerekliliğini vurguladılar. Kadınların ücretli ve ücretsiz emeği, yabancılaşma gibi konularda açtıkları tartışmalarla ataerki ve kapitalizm arasındaki ilişkiyi ve bu iki sistemin birbirlerini nasıl beslediğini görünür kıldılar.

 

[1]Eric Hobsbawm, Devrim Çağı, Bahadır Sina Şener (çev.), Ankara: Dost Kitabevi Yayınları, 2003.

[2]Immanuel Wallerstein, “Üç İdeoloji mi, Tek İdeoloji mi? Sözde Modernlik Savaşı”, Liberalizmden Sonra, Erol Öz (çev.), İstanbul: Metis Yayınları, 2003.

[3]İbrahim Erol Kozak, “İşçi Sendikalarının Tarihi Gelişimi (İngiltere Örneği)”,

13 Ocak 2012, 28 Ocak 2024 tarihinde erişilmiştir. <https://dergipark.org.tr/tr/ download/article-file/9610>

[4]Eric Hobsbawm, Devrim Çağı, Bahadır Sina Şener (çev.), Ankara: Dost Kitabevi Yayınları, 2003.

[5]Hilal Tok, “İşçi Sınıfının Kadın Önderi: Clara Zetkin”, 4 Temmuz 2021, 28 Ocak 2024 tarihinde erişilmiştir. <https://www.evrensel.net/haber/437140/isci-sinifinin-kadin-onderi-clara-zetkin>

[6]N. Krupskaya & W. Pieck, “Günümüzde Kadın İşçiler Sorunu ve Kadın Sorunu”, Kadın Sorunu Üzerine Seçme Yazılar & Clara Zetkin Üzerine, İsmail Yarkın (çev.), İstanbul: İnter Yayıncılık, 1988.

[7]Clara Zetkin (solda)ve Rosa Luxemburg Almanya Sosyal Demokrat Partisi (SPD) Kongresi’ne giderken, 1910, 2 Şubat 2024 tarihinde erişilmiştir. <https:// tr.m.wikipedia.org/wiki/Dosya:Zetkin_luxemburg1910.jpg>

[8]A.g.e. 

[9]N. Krupskaya & W. Pieck, “Günümüzde Kadın İşçiler Sorunu ve Kadın Sorunu”, Kadın Sorunu Üzerine Seçme Yazılar & Clara Zetkin Üzerine, İsmail Yarkın (çev.), İstanbul: İnter Yayıncılık, 1988.

[10]Angela Davis, Kadınlar, Irk ve Sınıf, İnci Çeliker (çev.), İstanbul: Sosyalist Yayınlar, 1994.

[11]N. Krupskaya & W. Pieck, “Günümüzde Kadın İşçiler Sorunu ve Kadın Sorunu”, Kadın Sorunu Üzerine Seçme Yazılar & Clara Zetkin Üzerine, İsmail Yarkın (çev.), İstanbul: İnter Yayıncılık, 1988.

[12]Joan W. Scott, “Kadın İşçi”, Kadınların Tarihi Cilt 4: Devrimden Dünya Savaşına Feminizmin Ortaya Çıkışı, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 2005, İstanbul.

[13]A.g.e.

[14]N. Krupskaya & W. Pieck, “Günümüzde Kadın İşçiler Sorunu ve Kadın Sorunu”, Kadın Sorunu Üzerine Seçme Yazılar & Clara Zetkin Üzerine, İsmail Yarkın (çev.), İstanbul: İnter Yayıncılık, 1988.

[15]A.g.e., s. 19-20.

[16]Joan W. Scott, “Kadın İşçi”, Kadınların Tarihi Cilt 4: Devrimden Dünya Savaşına Feminizmin Ortaya Çıkışı, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 2005, İstanbul.

[17]Yeşim Dinçer, “31 Mart 1872: Kadınların kurtuluşuna doğru – Aleksandra Kollontay”, 31 Mart 2023, 28 Ocak 2024 tarihinde erişilmiştir. <https:// catlakzemin.com/31-mart-1872-kadinlarin-kurtulusuna-dogru-aleksandra- kollontay/>

[18]Daria Dyakonova, “Kurtuluşumuzun Şafağı: Uluslararası Komünist Kadın Hareketinin İlk Günleri”, 8 Mart 2023, 28 Ocak 2024 tarihinde erişilmiştir. <https://birikimdergisi.com/guncel/11288/kurtulusumuzun- safagi-uluslararasi-komunist-kadin-hareketi-nin-ilk-gunleri>

[19]Daria Dyakonova, “Kurtuluşumuzun Şafağı: Uluslararası Komünist Kadın Hareketinin İlk Günleri”, 8 Mart 2023, 28 Ocak 2024 tarihinde erişilmiştir. <https://birikimdergisi.com/guncel/11288/kurtulusumuzun- safagi-uluslararasi-komunist-kadin-hareketi-nin-ilk-gunleri>

[20]Daria Dyakonova, “Kurtuluşumuzun Şafağı: Uluslararası Komünist Kadın Hareketinin İlk Günleri”, 8 Mart 2023, 28 Ocak 2024 tarihinde erişilmiştir. <https://birikimdergisi.com/guncel/11288/kurtulusumuzun- safagi-uluslararasi-komunist-kadin-hareketi-nin-ilk-gunleri>

[21]Serpil Çakır, “Kapitalizm ve Patriyarkaya Karşı: Sosyalist Feminizm”,

Toplum ve Demokrasi, 2 (4), Eylül-Aralık, 2008, s. 185-196.

[22]Daria Dyakonova, “Kurtuluşumuzun Şafağı: Uluslararası Komünist Kadın Hareketinin İlk Günleri”, 8 Mart 2023, 28 Ocak 2024 tarihinde erişilmiştir. <https://birikimdergisi.com/guncel/11288/kurtulusumuzun- safagi-uluslararasi-komunist-kadin-hareketi-nin-ilk-gunleri>

[23]Daria Dyakonova, “Kurtuluşumuzun Şafağı: Uluslararası Komünist Kadın Hareketinin İlk Günleri”, 8 Mart 2023, 28 Ocak 2024 tarihinde erişilmiştir. <https://birikimdergisi.com/guncel/11288/kurtulusumuzun- safagi-uluslararasi-komunist-kadin-hareketi-nin-ilk-gunleri>

[24]Daria Dyakonova, “Kurtuluşumuzun Şafağı: Uluslararası Komünist Kadın Hareketinin İlk Günleri”, 8 Mart 2023, 28 Ocak 2024 tarihinde erişilmiştir. <https://birikimdergisi.com/guncel/11288/kurtulusumuzun- safagi-uluslararasi-komunist-kadin-hareketi-nin-ilk-gunleri>

[25]Toplumda kadınların ve azınlıkların maruz kaldıkları ve mevcut düzende belli bir seviyenin üstüne yükselmelerine engel olan soyut ayrımcılığı ifade eden bir kavramdır.

[26]Friedrich Engels, Ailenin, Devletin ve Özel Mülkiyetin Kökeni, Eriş Yayınları, 2003.

 

 

Turkish