Hala Shoman
Çevirenler: Ada Çavuşoğlu
Bera Sena Yiğit
Hatice Seyitoğlu
Aralık 2023’te, İsrail’e ait bir füze Gazze’nin en büyük doğurganlık kliniği olan Al Basma Tüp Bebek Merkezi’ni vurdu. Tek bir patlama 4 binden fazla embriyoya, binden fazla sperm tüpüne ve döllenmemiş yumurtaya zarar verdi. Kliniği kuran Kadın Doğum Uzmanı Doktor Bahaeldeen Ghalayini, Reuters’a verdiği bir röportajda saldırının sonuçlarını şöyle özetledi: “Tek bir bombada 5 bin hayat yok oldu.”[2]
Saldırı bir üreme kırımı[3] hareketiydi: bir topluluğun geleceğini yok etme amacıyla üreme sağlığının sistematik olarak hedef alınması. İsrail’in Gazze’deki soykırım niteliğindeki savaşında, üreme kırımı bir taktik olarak kullanılıyor. Nitekim soykırımın tanımı; belirli bir ulusal, etnik ya da dinî grup içinde “doğumları engellemeye yönelik önlemler dayatmayı” da içeriyor.
Al Basma Tüp Bebek Merkezi’nin bombalanması çarpıcı bir örnek. Ama ben, Gazze’den Filistinli bir kadın hakları aktivisti olarak, İsrail’in üreme kırımını sömürgeci yerleşimci bir çerçevede, bölgesel hakimiyetin yanında nüfusu yok etme aracı olarak nasıl kullandığını hem deneyimledim hem de buna şahit oldum. Bu, 7 Ekim 2023’ün de öncesine uzanan bir süreç.
2008-2009 yıllarında -ben 15 yaşındayken- İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırısının ardından İsrailli askerler, üzerinde hamile bir kadının nişangâhta olduğu ve “1 Shot 2 Kills” (1 Kurşunla 2 Can) sloganının yer aldığı tişörtler giymeye ve bu tişörtleri dağıtmaya başladı.[4] Tanıdığım hamile kadınların yaşadığı korkuyu çok iyi hatırlıyorum. Bu tişörtler, çevremdekileri Filistin tarihindeki diğer şiddet dolu anlarda -Nakba’nın başladığı 1948’den Sabra ve Şatilla katliamlarına kadar- hamile kadınların öldürülmesi ya da yaralanmasıyla ilgili hikâyelerini anlatmaya teşvik etti. Bu şiddetin yok edici doğasını vurgulayan bir diğer noktaysa İsrail’in dünyada, yardımcı üreme tekniklerinde lider ülkeler arasında olması ve Yahudi vatandaşların doğum oranlarını artırmak için yoğun teşviklerde bulunmasıdır.
İsrail’in süregelen soykırım niteliğindeki savaşının üreme kırımı üzerindeki etkisinin izlerini sürmek için üremeye yönelik şiddete maruz kalan ve buna şahit olanlardan Ekim 2023’ten Ekim 2024’e kadar etnografik kanıtlar -sesli mesajlar, yazılı mesajlar, elektronik postalar ve telefon görüşmeleri- topladım. Bu verilerin yanında Gazze’nin resmî raporları analiz edildiğinde İsrail’in üremeyi -bazıları diğerlerinden daha bariz olan- birçok yolla silah hâline getirdiği ortaya çıkıyor: üreme sağlığına ve altyapısına yönelik doğrudan saldırılardan, kadın ve erkekleri üremeye zorladığı koşullara, cinsel şiddete ve İsrail’in üremenin silinmesinde oynadığı role kadar.
Geleceği Hedef Almak
7 Ekim 2023’ten Mart 2025’e kadar geçen sürede Gazze’deki resmî can kaybı sayısı 50 bini aştı.[5] 2100’ü bebekler ve 1-3 yaş arası çocuklar olmak üzere ölenlerin 17 binden fazlası çocuklardan oluşuyordu.[6] En az 970 geniş aile tamamen yok edilmişti. Ne kadar dul kadın olduğunun gerçek sayısı bilinemese de Birleşmiş Milletler Kadın Birimi, Ocak 2024 başlarında dul kadın sayısının en az 3 bin olduğunu ve dul erkek sayısının bilinmediğini raporladı. Durumun boyutunu göstermek için kendi arkadaş çevremde bile dokuz kadının ve on üç erkeğin eşini kaybettiğini söyleyebilirim.
Sayısız olası hayatın ve gelecek kuşakların da yok olmasına sebep olan sarsıcı can kayıplarının da ötesinde, soykırım Gazze’nin üreme kapasitesini de açıkça hedef aldı. Gazze, soykırım öncesinde bile hamileler için zor bir yerdi: 2018’de doğum sırasında ölen anneler üzerine yürütülen bir çalışmaya göre, diğer faktörlerin yanı sıra 2006’dan itibaren uygulanan yasadışı İsrail ablukası, anne ölüm oranlarında artışa yol açtı.[7] Abluka ilaçlara, tek kullanımlık ürünlere ve tıbbi ekipmanlara ulaşımı kısıtladı. Ayrıca kadınların acil tedavi için sevk edilme ve Gazze’den çıkma imkânını da etkiledi çünkü çıkışları İsrail’in onayına tabiydi.
Ekim 2023’ten sonra ise durum felakete dönüştü. O yılın ekim ve kasım ayları arasında, Gazze’de ortalama 180 kadın doğum yaptı ve en az yüzde 15’i doğum sırasında komplikasyon yaşadı.[8] 2024 yılına gelindiğinde 177 bini aşkın kadın gebelikleri sırasında bulaşıcı olmayan hastalıklar, açlık ve yetersiz beslenme gibi yaşamlarını tehdit eden sağlık riskleriyle karşı karşıya kaldı ve düşük yapma oranı yüzde 300’e kadar arttı.[9]
Yoğun bakım üniteleri art arda bombalandı ve prematüre bebekler için küvözleri çalıştırmakta hayati öneme sahip elektrikten yoksun bırakıldı. Kasım 2023’te, bu tür saldırıların sonuçlarına dair yürek parçalayıcı bir örnek, İsrail ordusunun El Nasır Çocuk Hastanesi’nde beş prematüre bebeğin terk edilmesine neden olmasıyla ortaya çıktı.[10] Askerler, hastane personeline tahliye emri vererek prematüre bebekleri geride bırakmalarını emretti; destek alamayan bebekler orada hayatını kaybetti.
İsrail hastaneleri, doğurganlık merkezlerini ve doğum servislerini sistematik olarak yok etmenin yanı sıra üreme sağlığı için gerekli yardım ve tıbbi malzemelerin girişini engellemeyi de içeren Gazze ablukasını sürdürmektedir. Ekim 2023’ten bu yana yüzlerce Filistinli kadın, anestezi olmadan sezaryen doğum yapmak zorunda kaldı. Doğum sonrası kanamayı durdurmaya yönelik malzemelerin yokluğu nedeniyle doktorlar, kadınların hayatlarını kurtarabilmek için onların tamamen sağlıklı olan rahimlerini almak zorunda kaldı.
Aralık 2023’te Dana ile konuştum, kendisi 10 yıldır hamile kalmaya çalışan 34 yaşında bir kadın. İsrail ordusu onu ve kocasını sürgüne zorladığında birkaç aylık hamileymiş. Bir kontrol noktasında, kadın İsrail askerleri onu defalarca çömelmeye zorlamış, bu da kanama geçirmesine ve bilincini kaybetmesine neden olmuş. Kocası onu hastaneye taşımış, bebek sağlıksız bir şekilde doğmuş ve Dana’nın kanaması olmuş. İlaca erişim olmadığı için doktorlar rahmini almak zorunda kalmış. Dana kurtulmuş ama çocuk sahibi olma şansını yitirmiş. Çoğu arkadaşımla ve röportaj yaptığım kişiyle olduğu gibi Dana’yla da iletişimimi kaybettim. Dana hâlâ hayatta mı bilmiyorum.
Tam sayı bilinmese de çoğu hamile kadın bu saldırılardan sağ kurtulamadı. Kasım 2023’te NBC News, sığındığı eve düzenlenen bir İsrail hava saldırısının ardından enkaz altında kalmış hamile bir kadın olan Hind Shamlakh’ın hayat hikâyesini belgesel hâline getirdi. Kurtarıldıktan sonra acilen sezaryen doğuma alınmış ve bebeği kolu kırık doğmuş. Kadın doğum uzmanı olan kayınbiraderim, 2023 yılında yalnızca bir hafta içinde yaşamını yitiren annelerin rahminden bebekleri çıkararak on tane ölüm sonrası sezaryen gerçekleştirdiğini anlattı. Ancak bu bebekler kurtarıldıklarında bile küvöz, yeterli mama ve ebeveyn bakımı olmadan hayatta kalmak için büyük bir mücadele veriyor.
İsrail’in özellikle Ekim 2023’ten Ocak 2025’teki geçici ateşkese kadar Gazze’yi amansızca bombalaması sağlıklı hamilelikleri olan kadınlar için bile doğum koşullarını travmatik ve zor hâle getirdi. Birçok kadın, İsrail tankları ve helikopterleri tarafından kıstırıldıkları için korunaklı alanlarda doğum yapmak zorunda kaldıklarını benimle paylaştı. Bazıları, İsrail’in kara işgali sırasında hareket edemedikleri veya yardım isteyemedikleri için kocalarının onları doğurtmak zorunda kaldığını anlattı. Bir arkadaşım, İsrail tanklarıyla çevrili bir evde doğum yaptığını anlattı. Göbekbağını kesmeyi başaramamış. İsrail tankları geri çekildikten kısa bir süre sonra en yakın hastaneye yürümeye karar vermiş. Sivillere karşı gelişigüzel saldırılardan korktuğu için kocasını geride bırakarak yeni doğan bebeğiyle yalnız gitmeyi seçmiş. Eğer öldürülseydi diğer çocuklarının en azından bir ebeveyni kalmış olacaktı.
“Şimdi Bombala, Sonra Öl”
İsrail’in saldırıları, Ekim 2023’ten bu yana konutların yüzde 92’si de dahil olmak üzere Gazze’deki yapıların yaklaşık yüzde 70’ine zarar verdi veya yapıları yok etti.[11] Stephen Graham bu türden bir askeri taktiği “şehirleri kapatmak” olarak adlandırıyor.[12] Bu da “şimdi bombala, sonra öl” olarak tanımladığı bir duruma yol açıyor.[13] Başka bir deyişle, altyapının ve konutların sistematik olarak yok edilmesi, beslenme ve ilaçların engellenmesi ile birleştiğinde hemen öldürmese de yavaş bir ölümü kaçınılmaz kılıyor. Aynı zamanda yeni bir yaşam olasılığını da engelliyor.
Üreme sağlığı söz konusu olduğunda bu altyapı yıkımının sonuçları çok büyüktür. Örneğin, İsrail’in Gazze’yi yok etmesi insan sağlığına zararlı ve zehirli bir fiziksel ortam yaratmıştır. İsrail’in bombardımanından (ilk 13 ayda 85 bin ton bomba[14]) kaynaklanan moloz, beyaz fosfor ve diğer kimyasal kalıntılar; hamile kadınlar ve çocuklar için ciddi çevresel tehlikelere ve yeni doğan bebeklerdeki anomali oranında keskin bir artışa yol açtı. Gazze şehri ve Kuzey Valiliği Tıbbi Yardım Direktörü Muhammed Ebu Afeş’e göre, her dört yenidoğandan biri bu durumdan etkileniyor.[15] Mühimmat ve kalıntılardan kaynaklanan kirletici maddeler; enfeksiyonlar, anemi, preeklampsi ve ölü doğumlar dahil olmak üzere gebelik komplikasyonlarını artırıyor. Bunlar aynı zamanda çocuklarda, iyileşmeyecek yaralar ve erken kireçlenme de dahil olmak üzere[16] çeşitli tıbbi sorunlara yol açıyor. Bunun yanında yeni nesil, doğma şansı elde etse de bombardımanın verdiği ağır psikolojik hasar[17] sebebiyle acı çekmeye devam ediyor.
Bu kirlilikle birlikte Gazze atık su arıtmak için malzeme, yardım ve elektrik bulunmaması nedeniyle aşırı açlık ve yetersiz sağlık koşullarıyla karşı karşıya. Kadınlar emziremediklerini veya mama bulamadıklarını bildiriyorlar. Tam ablukanın ardından Refah’ta bir dikiş fabrikası laboratuvar önlükleri, tıbbi pamuk ve gazlı bezden çocuk bezi üretmeye başladı.[18]
30 yaşındaki arkadaşım Amir, bu temel malzeme eksikliğinin ailesi üzerindeki yıkıcı etkisini anlattı. Soykırımın dördüncü ayında Amir ve eşinin Amira adında bir kız çocuğu olmuş. Altı ay boyunca onu sağlıklı tutmak için mücadele etmişler. Amir, bebeği katı gıdaya geçmeye hazır olduğunda yiyecek bulmak için çabalamış. Kısa bir süre sonra bebek bulaşıcı bir hastalığa yakalanmış ancak bir yoğun bakım ünitesine erişememişler. Yakınlarındaki hastane doluymuş ve aile, Gazze şeridinin kuzey kesimindeki İsrail ablukası nedeniyle güneye geçememiş. Bakıma erişemeyen Amira tavuk, et, meyve veya konserve olmayan herhangi bir yiyeceği tatma şansına sahip olamadan yalnızca 6 aylıkken ebeveynlerinin önünde ölmüş. Bu travma, çiftin gelecekteki üreme seçimlerini etkileyecek. Özellikle de soykırım sırasında, bir daha çocuk sahibi olmayı hayal etmekte zorlanıyorlar ve bu konuda yalnız değiller. Konuştuğum birçok anne, bebeklerinin rahimlerine geri dönmelerini istediklerini ifade etti.
Belirgin çevresel sağlık etkilerinin ötesinde, Gazze’nin sosyal dokusunun ve çevresinin tamamen bozulması, üremenin devamlılığını sağlayan günlük yakınlaşmaları da etkilemektedir. Gazze’de cinsel sağlık ve üreme sağlığı konusunda uzmanlaşmış bir doktor olan Israa Saleh şu anda Doctors of the World (Dünya Doktorları Derneği) ile çalışıyor. Eylül 2024’te verdiği geniş kapsamlı bir röportajda, Gazze Şeridi’ndeki çiftler için yakınlaşmanın ne kadar zorlaştığını açıkladı.[19] Özellikle de sığınaklarda; Gazze nüfusunun yüzde 90’ının yerinden edilmesinden, yeterli barınak bulunmamasından ve aşırı kalabalıktan kaynaklanan koşullar yakın ilişkileri ve cinsel deneyimleri derinden etkileyen bir mahremiyet eksikliğine yol açtı. Röportajda Israa Saleh, mahremiyet sağlamak için bulunan doğaçlama çözümlerden bahsediyor. Bu çözümlerin, yakınlaşmayla ilgili geleneklerle ve aşırı kalabalıkla zıtlaştığını anlatıyor, “Üreme veya cinsel deneyim yaşamak isteyen çiftlere bir derslik ayrılıyor.” diyor.
Gözaltı ve Cinsel Şiddet
7 Ekim’in ardından İsrail, Batı Şeria ve Doğu Kudüs’teki Filistinlilerin neredeyse her gün gözaltına alınması uygulamasını yürürlüğe koydu. 2024’ün sonuna gelindiğinde 2 binden fazlası Gazze’den olmak üzere yaklaşık 10 bin Filistinli “güvenlik gerekçesiyle” İsrail hapishanelerinde tutuluyordu.[20] Gazzeli Filistinliler İsrail güçleri tarafından kaçırıldı[21] ve dışarıyla iletişim imkânı olmadan askeri tesislerde tutuldu.
Filistinli siyasi mahkûmların yasal süreç olmaksızın cinsel istismar ve işkence koşulları altında süresiz olarak gözaltında tutulmalarının üremeye dair de sonuçları var. Filistinli mahkûmların koşulları 7 Ekim öncesinde de ciddi endişelere yol açarken o zamandan beri gelen haberler çarpıcı bir kötüleşmeye işaret ediyor. Temmuz 2024’te yayımlanan bir raporda Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiserliği (BMİHYK), hijyenik pedler de dahil olmak üzere temel hijyen ürünlerine el konulan ve bazen günlük hâle gelen hapishane hücresi baskınlarını belgeledi.[22] Mahkûmların avukatlara ve ailelerine erişimleri engellenerek dış dünyayla iletişim kurmaları engellendi.
Filistinli erkek ve kadın mahkûmların yanı sıra gözaltında tutulan oğlanlar ve kızlar, İsrailli erkek ve kadın askerlerden cinsel ve cinsiyete dayalı şiddet gördüklerini bildirdi. Bu raporlar hem erkeklerin hem kadınların zorla çıplak bırakılması, cinsel organlara vurulması ve elektrik verilmesi; aşağılayıcı çıplak aramalar, cinsel hakaretler, tecavüz ve cinsel saldırı tehditlerini içeriyor.[23]
Sde Teiman gibi askeri gözaltı merkezlerinde mahkûmlar yoğun eziyete ve cinsel şiddete maruz kaldıklarını bildirdiler: İsrailli erkek ve kadın askerler Filistinli erkek tutsaklara metal çubukla tecavüz etti, tutsakların cinsel organlarına vurdu ve üzerlerine idrarlarını yaptı.[24] Hapishanenin güvenlik kayıtları bu ifadeleri doğruluyor.[25] Sde Teiman’da yaygın görülen mahkûm istismarının hedefi olan 36 yaşındaki İbrahim Salem, Ağustos 2024’te Middle East Eye ile yaptığı röportajda yaşadıklarını şu şekilde anlattı: “Hiçbir şey kıyafetlerimi çıkarttırmaları, popoma bir obje sokmaları ya da genç bir kadın askerin [penisime dokunmaya] devam etmesi kadar utanç verici olamaz.”[26] Bu sözler açıkça gösteriyor ki Filistinlilerin onurunu rencide etmek ve direnç gösteren maskülenitelerini yok etmek amacıyla özellikle kadın askerler erkekleri hedef alıyor.
Diğer bölgelerdeki mahkûmlar gibi Sde Teiman’daki kadın mahkûmlar da cinsel şiddete maruz kaldıklarını bildiriyorlar. Çıplakken zorla kayıt altına alınıyorlar, tecavüze uğruyorlar -hem de bazen birkaç asker tarafından.[27] Aynı BMİHYK raporu, Filistinli hamile bir kadının gözaltındayken tecavüzle tehdit edildiğini belgeledi.[28] Rapor, gözaltındaki kadınların uğradığı cinsel şiddete dair detaylı suçlamalar içeriyor. Erkek mahkûmlar gibi kadınlar da çıplak arama esnasında cinsel istismara uğradıklarını, çıplakken dövüldüklerini ve aşağılama amacıyla bunların kayda alındığını bildiriyor.
Hapisteki bu işkenceler üreme kırımından ayrı düşünülemez: Bu şiddet kadınların ve erkeklerin cinsel ve üreme sağlıklarına karşı doğrudan bir saldırı içeriyor. Cinsel şiddet ile tecavüz mağdurları ve hayatta kalanlar, cinsel ilişkilerini ve yakınlık kurmaktaki kabiliyetlerini uzun vadede etkileyebilen travma sonrası stres bozukluğu, anksiyete, depresyon ve dissosiyasyon gibi ruh sağlığı sorunları geçiriyor. Cinsel organlarını hedef alan işkenceler, cinsel faaliyetlerini etkileyen fiziksel sağlık sorunlarına da yol açabiliyor.
Ek olarak cinsel şiddet, bireyi aşan sonuçlar da doğuruyor: Bütünüyle toplulukları yaralıyor. Mağdurlar dışlanabiliyor, bazıları istemediği bir hamileliği sürdürüyor, bazıları da asla çocuk sahibi olmama kararı alıyor.
“Var Olmak Direnmektir”
Ağustos 2024’ün sonlarına doğru, Han Yunus’taki Nasser Hastanesi’nin medya sözcüsü olan Doktor Mohammed Saqr, uluslararası topluluğa seslendiği konuşmasında tıbbi malzemelerdeki ve tıbbi yardımdaki eksiklikten bahsetti: “Acil servis bölümlerinde tıbbi malzeme eksikliği olduğundan Gazze’deki Filistin soyunu korumak için çocukları ve kadınları kurtarmaya odaklanıyoruz.”[29] açıklaması, Filistinlilerin üreme kırımından haberdar olduğunu ve bununla nasıl başa çıkacaklarına dair uğraştıklarını vurguluyor. Bu açıklama kadınlara ve çocuklara odaklanan bir direnişi ortaya çıkarıyor. Bu, İsrail’in özellikle kadınları ve çocukları hedef alarak sosyal pratiklerin aktarımını yıkmayı hedef alan yok edici şiddeti karşısındaki bir direniş. Layal Ftouni’nin yazdığı gibi: “Filistinliler ayrıştırılmış bir ırk olarak devletin düşmanları addediliyorlar. [İsrail’e göre] Kadın ve çocuk figürü ise ‘düşmanın’ çoğalarak yaşamaya devam etme ve mutasyona uğrama kapasitesini özellikle gösteren simgeler.”[30]
Konuştuğum bazı kişiler ölümle karşı karşıya olmalarına rağmen bir direniş hareketi ve hayatı sürdürmenin bir yolu olarak üremeyi sürdürme isteğinde aynı şekilde ısrarcı. Yine yukarıda bahsedilen röportajda, Doktor Israa Saleh Gazze’de kliniğini ziyaret eden bir adamı anlatıyor. “Ölmeden önce çocuk sahibi olmak istiyorum.” demiş adam.
Bu düşünceler üreme kırımıyla boğuşan, kolektif bir yok edilme ve ortadan kaldırılma korkusuyla yaşayan bir topluluktan geliyor. 2024’te altı çocuğunu tek saldırıda kaybeden bir babanın videosu viral oldu. “Biz yaşamayalım diye çocuklarımızı öldürüyorlar.” diyordu baba, asla yok edilmemek için daha fazla çocuk yapacaklarına yemin ediyordu. Bu zihniyet İngilizcede ve Arapçada popüler olan “var olmak direnmektir” (al-sumud muqawama) sloganıyla da özetlenebilir.
Nasıl İsrail’in Filistinlilerin üreme kapasitelerini hedef alması yeni değilse Filistinlilerin üreme kırımının üstesinden gelmeye çalışması da şu anki soykırımdan önceye dayanıyor. Filistinlilerin spermlerini İsrail hapishanelerinden dışarıdaki eşlerine gizlice ulaştırmaları gittikçe artan bir pratik.[31] Üstelik bazı tüp bebek klinikleri ücret almadan dölleme işlemini gerçekleştiriyor. Sperm kaçırma sonucu doğan çocuklar İsrail’de yasadışı sayılıyor ve İsrail makamları bu çocuklara kimlik belgelerini vermeyi reddediyor. Diğer yandan, 7 Ekim 2023’ten sonra İsrail mahkemeleri ölmüş İsrailli Yahudilerin spermlerini toplama ve dondurma önündeki bütün yasal engelleri kaldırdı. Üstelik isteyen ebeveynler bu spermlerin ölen çocukları adına kullanılmasına izin verebiliyor. İsrail Sağlık Bakanlığı’na göre Temmuz 2024’e kadar 170 kişiden sperm alındı, bunların içinde yasal eşi olmayan siviller ve askerler de var.[32]
Konuştuğum diğer Filistinliler tam zıttı bir karara varmış durumdalar. Çocuk sahibi olmak isteseler de bu şartlar altında olmayı düşünemiyorlar bile. 6 Ağustos 2024’te yeni evli çiftlere mümkünse hamileliği ertelemelerini öneren bir paylaşım yaptım. Sevgi ve korkuyla sarmalanmış bir istekti bu:
Rabbim onlara mutluluk versin fakat hamilelik konusunda şu an çok dikkatli olmalılar. Hamile kadınlar, anneler ve bebekler şu an soykırımda en çok acı çekenler. Bebek düşürme oranları yüzde 300 arttı. Doğum esnasında annenin ya da bebeğin ölme oranları, annenin doğum esnasında komplikasyonlar sonucu ya da tıbbi kaynak eksikliği yüzünden rahmini kaybetmesi hamileliği bu dönemde özellikle tehlikeli kılıyor. Ayrıca süt kıtlığı, yüksek oranda kirlilik ve çeşitli hastalıklar var. Lütfen kendinize dikkat edin ve korunun. Rabbim hepinizi korusun ve kutsasın.
Bu gönderiyi yazmadan önce uzun uzun düşündüm. Ebeveynlerin çocuk sahibi olma hakkı ile İsrail’in üreme kırımı politikasının ortasında hamile kalmalarının hem anneye hem bebeğe zarar verebileceği gerçeği arasında kaldım. Diğer ebeveynlerin hamileliklerini erteleyerek kendilerini ve bebeklerini bu acıdan, korkudan kurtarmaları için çaresizce bana yazan anneler adına yazdım bunları. Aynı zamanda İsrail’in Filistinlilere uyguladığı üreme kırımının mantığını yanlışlıkla yansıtmaktan kaçınmak istedim. Fakat üreme kırımının şartları altında bu şiddete karşılık vermek sadece üremekten ve çoğalmaktan geçmiyor. Yaşamı mümkün kılmaktan geçiyor. Gazze’deki Filistinliler, şimdi çocuk sahibi olmaya karar verseler de vermeseler de eşi benzeri görülmemiş, kontrolsüz, yıkıcı şiddetin karşısında yaşamı mümkün kılmaya devam ediyorlar.
[1] Metnin İngilizce orijinali için bkz. Hala Shoman, “Israel’s War on Reproduction in Gaza”, 11 Haziran 2025, 24 Temmuz 2025 tarihinde erişilmiştir. <https://merip.org/2025/06/israels-war-on-reproduction-in- gaza/> Yazarın izniyle çevrilmiştir. Metindeki vurgular yazara aittir. (ç.n.)
[2] Reuters, “‘5,000 lives with one shell’: when Israel hit an IVF unit”, 17 Nisan 2024, 26 Temmuz 2025 tarihinde YouTube platformundan erişilmiştir. <https:// www.youtube.com/watch?v=9Pe4w90Cv-g>
[3] İngilizcedeki reprocide teriminin Türkçesi olarak kullanılmıştır. (ç.n.)
[4] “Israeli T-Shirts Joke About Killing Arabs”, 23 Mart 2009, 26 Temmuz 2025 tarihinde erişilmiştir. <https://www.cbsnews.com/news/israeli-t-shirts-joke- about-killing-arabs/>
[5] “Israel’s war on Gaza has killed 50,000 Palestinians since October 2023”, 23 Mart 2025, 26 Temmuz 2025 tarihinde erişilmiştir. <https://www.aljazeera. com/news/2025/3/23/israeli-offensive-in-gaza-has-killed-50000-palestinians- since-october-2023>
[6] “The bloodiest face of its genocide: Israel has killed 2,100 Palestinian infants and toddlers in Gaza”, 14 Ağustos 2024, 26 Temmuz 2025 tarihinde erişilmiştir. <https://euromedmonitor.org/en/article/6437/The-bloodiest-face- of-its-genocide:-Israel-has-killed-2,100-Palestinian-infants-and-toddlers-in-Gaza#:~:text=Palestinian%20Territory%20%2D%20The%20Israeli%20 army,genocide%20on%207%20October%202023>
[7] Bettina Böttcher, Nasser Abu-El-Noor, Belal Aldabbour, Fadel Naim Naim ve Yousef Aljeesh, “Maternal mortality in the Gaza strip: a look at causes and solutions”, BMC pregnancy and childbirth (18), 2018, s. 1-8.
[8] “Women and newborns bearing the brunt of the conflict in Gaza, UN agencies warn”, 3 Kasım 2023, 26 Temmuz tarihinde erişilmiştir. <https:// www.who.int/news/item/03-11-2023-women-and-newborns-bearing-the- brunt-of-the-conflict-in-gaza-un-agencies-warn>
[9] UN Women, “Gender Alert: Gaza: A War on Women’s Health,” Eylül 2024, 26 Temmuz 2025 tarihinde erişilmiştir. <https://arabstates.unwomen. org/sites/default/files/2024-09/en-gender-alerthealthsep_24.pdf> ve Human Rights Watch, “Five Babies in One Incubator: Violations of Pregnant Women’s Rights Amid Israel’s Assaults on Gaza” 28 Ocak 2025, 26 Temmuz 2025 tarihinde erişilmiştir. <https://www.hrw.org/report/2025/01/28/five-babies- one-incubator/violations-pregnant-womens-rights-amid-israels-assault>
[10] “Infants found dead and decomposing in evacuated hospital ICU in Gaza. Here’s what we know”, 8 Aralık 2023, 26 Temmuz 2025 tarihinde erişilmiştir. <https://www.cnn.com/2023/12/08/middleeast/babies-al-nasr-gaza-hospital- what-we-know-intl>
[11] Doctors Without Borders, “Destruction of homes leaves Palestinians unable to safely return to Rafah”, 28 Ocak 2025, 24 Temmuz 2025 tarihinde erişilmiştir. <https://www.doctorswithoutborders.org/latest/destruction-homes-leaves- palestinians-unable-safely-return-rafah#:~:text=After%20more%20than%20 15%20months,scale%2Dup%20of%20humanitarian%20aid.>
[12] Stephen Graham, Cities Under Siege: The New Military Urbanism, Verso Books, 2010.
[13] A.g.e., s. 265.
[14] Rasha Jalal, “Israel’s continuous bombardment has poisoned Gaza’s soil and environment”, 20 Kasım 2024, 24 Temmuz 2025 tarihinde erişilmiştir.<https://www.newarab.com/news/israels-munitions-and-attacks-have- poisoned-gazas-soil>
[15] Nagham Mohanna, “Gaza’s children face rising deaths, malnutrition and birth defects amid Israeli siege”, 8 Mayıs 2025, 24 Temmuz tarihinde erişilmiştir. <https://www.thenationalnews.com/news/mena/2025/05/08/ gazas-children-face-rising-deaths-malnutrition-and-birth-defects-amid- israeli-siege/?utm_source=chatgpt.com>
[16] Save the Children, “Gaza: Explosive Weapons Left 15 Children a Day with Potentially Lifelong Disabilities in 2024”, 14 Ocak 2025, 24 Temmuz 2025 tarihinde erişilmiştir. <https://www.savethechildren.net/ news/gaza-explosive-weapons-left-15-children-day-potentially-lifelong- disabilities-2024>
[17] “New Study: Gaza’s Children Face Severe Psychological Toll Amid Catastrophic War”, 11 Aralık 2024, 24 Temmuz 2025 tarihinde erişilmiştir. <https://www.warchild.net/news/new-study-gaza-children-psychological- toll/>
[18] Middle East Eye, “Palestinians in Gaza use medical cotton, gauze, and laboratory coats to make diapers”, 22 Şubat 2024, 24 Temmuz tarihinde YouTube platformundan erişilmiştir. <https://www.youtube.com/ watch?v=LeUo0IFtJHE>
[19] Ahmad Biqawi, “How do Women in Gaza Give Birth Under the Rockets?”, 5 Eylül 2024, 24 Temmuz 2025 tarihinde YouTube platformundan erişilmiştir.<https://www.youtube.com/watch?v=nHTteQ0goig&t=89s>
[20] B’Tselem, “Statistics on Palestinians in Israeli Custody”, 3 Mart 2025, 24 Temmuz 2025 tarihinde erişilmiştir <https://www.btselem.org/statistics/ detainees_and_prisoners>
[21] “Israel revealslocations of 64 Gazaprisoners after months of disappearance”, 20 Şubat 2025, 24 Temmuz tarihinde erişilmiştir. <https://www.trtworld.com/ middle-east/israel-reveals-locations-of-64-gaza-prisoners-after-months-of- disappearance-18266866>
[22] BMİHYK, “Thematic Report: Detention in the context of the escalation of hostilities in Gaza (October 2023-June 2024)”, 31 Temmuz 2024, 24 Temmuz 2025 tarihinde erişilmiştir. <https://www.un.org/unispal/wp-content/ uploads/2024/07/20240731-Thematic-report-Detention-context-Gaza- hostilities.pdf>
[23] A.g.e., s. 12-13.
[24] Thore Schröder, “Allegations of Abuse of Palestinian Prisoners in Israeli Detention Facilities”, 7 Haziran 2024, 25 Temmuz 2025 tarihinde erişilmiştir. <https://www.spiegel.de/international/world/fists-boots-rifle-butts-and- clubs-abuse-of-palestinian-prisoners-in-israeli-detention-facilities-a- 724d3f70-2175-4ced-a23d-4452cd81024f>
[25] “Video appears to show Israeli soldiers sexually assaulting a Palestinian detainee”, 9 Ağustos 2024, 25 Temmuz 2025 tarihinde erişilmiştir. <https:// edition.cnn.com/2024/08/09/world/video/israel-sde-teiman-alleged-prisoner- abuse-footage-diamond-tsr-digvid>
[26] Mohammed al-Hajjar, “‘Raped by female soldiers’: Palestinian in leaked Sde Teiman photo speaks out”, 8 Ağustos 2024, 25 Temmuz 2025 tarihinde erişilmiştir. <https://www.middleeasteye.net/news/raped-female-soldiers- palestinian-leaked-sde-teiman-photo-speaks-out>
[27] Michael Shuval, “The Israelis who want grandchildren from their dead sons’ sperm”, 31 Temmuz 2024, 25 Temmuz 2025 tarihinde erişilmiştir. <https://www.bbc.com/news/articles/c978m6pl99go>
[28] BMİHYK, “Thematic Report: Detention in the context of the escalation of hostilities in Gaza (October 2023-June 2024)”, 31 Temmuz 2024, s. 13, 15 Eylül 2025 tarihinde erişilmiştir. <https://www.un.org/unispal/wp-content/ uploads/2024/07/20240731-Thematic-report-Detention-context-Gaza- hostilities.pdf>
[29] Mohammad Sio, “Gaza hospital prioritizes women, children amid medical supply shortage”, 23 Ağustos 2024, 26 Temmuz 2025 tarihinde erişilmiştir. <http://aa.com.tr/en/middle-east/gaza-hospital-prioritizes-women-children- amid-medical-supply-shortage/3310747>
[30] Layal Ftouni, “‘They Make Death, and I’m the Labor of Life’ Palestinian Prisoners’ Sperm Smuggling as an Affirmation of Life,” Critical Times 7(1), 2024, s. 97.
[31] Fayha Shalash, “How Palestinians are smuggling sperm out of Israeli prisons to have babies”, 3 Ocak 2024, 26 Temmuz 2025 tarihinde erişilmiştir. <https://trt.global/world/article/16513403>
[32] Aisha Kherallah ve Michael Shuval, “The Israelis who want grandchildren from their dead sons’ sperm”, 31 Temmuz 2024, 26 Temmuz 2025 tarihinde erişilmiştir. <https://www.bbc.com/news/articles/c978m6pl99go>
