Judith Levine
Çev.: Ada Dicle Kıraç
Su Doğa Şahan
Kadınlar doğaları gereği barış yanlısı olmak zorunda değildir ancak feminizm şiddete ve tahakküme karşı duran bir harekettir.
Hamas’ın İsrail’in tarihi boyunca İsrailli sivillere karşı gerçekleştirdiği en kanlı saldırıdan üç gün, İsrail Savunma Kuvvetleri’nin (İSK) Filistinli sivillere karşı uzun yıllardır süren toplu cezalandırma eylemleri arasından en yıkıcısıyla karşılık vermesinden dört gün önce Filistinli ve İsrailli feministler barış çağrısında bulunmak için toplandılar.
Başörtülüsünden şapkalısına kadar beyaz ve turkuaz renklerde giyinen yüzlerce feminist, 4 Ekim’de, Batı Kudüs ve işgal altındaki Batı Şeria arasında bulunan duvarın yanında buluştular. Birçok Filistinli kadın Kudüs’e geçmek için izin alamadığından buluşmaya katılamadı. Adeta bir örtü oluşturan beyaz şemsiyelerin altında, eylem yapmak için Tolerance Monument’a [Hoşgörü Anıtı[2]] doğru yürüyen feministler, ardından Ölü Deniz’e doğru yol aldılar. Sahilde, diplomatların ve diğer tanınmış kişilerin yanında, oluşturdukları sembolik müzakere masasının etrafında, “şiddetsiz”[3] çözüm talebini dile getirmek amacıyla “Bir Annenin Çağrısı” adını verdikleri yazıyı okudular.
İsrail merkezli Women Wage Peace [Kadınlar Barışı Sürdürüyor] ve Filistin merkezli Palestinian Women of the Sun [Güneşin Filistinli Kadınları] örgütleri tarafından ortak olarak yazılan beyanname[4], “Filistinli ve İsrailli anneler olarak biz, çocuklarımızın iyiliği adına, devam etmekte olan bu korkunç katliamı durdurmaya ve iki ülke arasındaki bu zorlu çatışmanın gerçekliğini değiştirmeye kararlıyız.” diyerek başlıyor.
Alliance for Middle East Peace’in [Orta Doğu Barış İttifakı] yöneticisi olan Huda Abu Arqoub’un da dediği gibi: “Çocuklarımızın ölmesini değil yaşamasını istiyoruz.”
Sahilde okunan “Bir Annenin Çağrısı” metnine bu adın verilmesi gerçekten samimi ve stratejik bir hareket. “Kadınlar ve çocuklar” veya özellikle “anneler ve çocuklar” gibi bir kullanım güçlü olmasına karşın aynı zamanda tehlikeli de. Bu tercih, basında “insan” kelimesi yerine kullanmak için uygun bir kısaltma olarak görülüyor. Propagandacılar için ise bu tarz kullanımlar yarar sağlayabiliyor. İSK’nin Hamas hakkındaki “bebeklerin, kadınların, çocukların ve yaşlıların kaçırılması ve öldürülmesinden sorumlu olan katillerden oluşan bir terör örgütü” şeklindeki beyanı[5] bu kullanıma örnek olarak gösterilebilir. Bazı feministlere göre ise bu kullanım; kadınların biyolojik olarak doğum yapabiliyor olmasını, onların doğaları gereği barışçıl olduğunu ve şiddete karşı koymak için sadece onlara özgü bir sorumluluk aldıklarını ifade ediyor.
“Kadınlar ve çocuklar” ifadesi aynı zamanda kadınlara “çocuk muamelesi” de yapıyor. Onlara göre bir kadını öldürmek bir adamı öldürmekten daha kötü çünkü çocuklar gibi, kadınlar da savunmasız, pasif ve masumlar. Cinsiyet eşitliğini kuruluş ilkesi olarak benimsemekle övünen, Arap İsrailliler ve Ortodoks Yahudileri dışındaki tüm vatandaşlara askerliği zorunlu kılan bir devlet olan İsrail için bu ironik bir durum. İsrail devleti için bu aşağılayıcı bir durum çünkü İsrailli ve Filistinli kadınlar çatışma sırasında en cesur biçimde barış yanlısı olan kişiler.
Peki kadınlar savaş karşıtı görüşleri hakkında kadınlar olarak mı konuşmalılar? Bu, feminist tartışmaların sürekli değindiği bir nokta ancak feministlerin birer feminist olarak bu savaşa -İsrail’in Gazze’yi işgaline ve mevcut saldırılarına- karşı durmaları gerektiği tartışmasız bir gerçek. İsrailli deneyimli bir feminist olan Hannah Safran’ın da dediği gibi: “Özgürlüğü başkaları için de istemeden kendin için nasıl isteyebilirsin?”
Aslında günlük hayatın koruyucuları olan kadınlar savaştan ve işgalden orantısız bir şekilde etkileniyor. Batı Şeria’nın Ramallah kentindeki bir insan hakları örgütü olan Women’s Centre for Legal Aid and Counselling [Kadınlar için Hukuki Yardım ve Adli Danışmanlık Merkezi] yöneticisi, 2022’de yaptığı bir açıklamada[6]; evlerin yıkılması, taşınma kısıtlamaları, gece baskınları ve çocukların tutuklanmaları gibi İsrail politikalarının aile ve evin üzerindeki yükü artırdığını söylüyor. Bu durumun Filistin’deki ataerkil toplumda “kadınların geleneksel rollerini” güçlendirdiğini belirtiyor. Ailelerin birlikte yaşaması, evlilik ve radikal İslamcıların kültür polisliği üzerinden yapılan ayrımcı yasalarla birleşen bu politikalar, erkek egemenliğini ve kadınların erkeklere bağımlılığını artırarak kadınları istismarcı ilişkilerin içine hapsediyor.
Başka bir mevzu da şiddetin cinsiyetlendirilmiş olması ve kadınları farklı bir şekilde etkilemesi. Savaş zamanlarındaki tecavüzlere ilişkin son zamanlarda Etiyopya’da yayımlanan bir çalışmada, “Savaş, etnik temizlik veya soykırım gibi çatışma durumlarında, tecavüz ve cinsel şiddet stratejik, sistematik ve hesaplı araçlar olarak kullanılır.” ifadeleri yer alıyor.[7] Ayrıca Ruanda’daki soykırım sırasında kadınların
%39’unun, Azerbaycan’daki kadınların %25’inin ve Liberya’daki kadınların %33,5’inin tecavüze uğradıklarına dair korkunç istatistikler de bu çalışmada belirtiliyor. Tecavüzün “insanları öldürmeden önce onları son kez aşağılamak için yapılan bir hareket” olarak görülebileceği de çalışmada belirtilen ifadeler arasında. Kurtulan kişilerin ise genellikle toplumdan dışlandığı ve çocuklarının “düşman çocukları”[8] olarak görülerek toplumdan menedildiği de bir gerçek.
Ancak bu deneyimin özgüllüğü kadınlara savaşa karşı, kadınlar olarak konuşmaları için ilham veriyorsa çağdaş feminist hareketleri Filistin’in kurtuluşu ve şiddetsiz uzlaşma için harekete geçiren de evrensel insan haklarının benimsenmesidir.
Orta Doğu’da ve dünyanın geri kalanında yaşayan Filistinli feministlere göre erkek egemenliği ve sömürge baskısı arasındaki bağlantılar apaçık ortada. Mesela, ABD merkezli Palestinian Feminist Collective [Filistinli Feminist Topluluğu], kendini “sistematik, cinsiyete dayalı cinsel ve sömürgeci şiddete, baskıya ve mülksüzleştirmeye karşı çıkarak Filistin’in sosyal ve politik kurtuluşuna kendini adamış Filistinli ve Arap feministlerden oluşan bir grup” olarak tanımlıyor. Kadın Hukukî Yardım ve Adli Danışmanlık Merkezi, “Filistin toplumunda kadına yapılan ayrımcılık ve şiddete değinme ihtiyacı” ile “İsrail işgaline karşı ulusun özgürlük ve bağımsızlık için yürüttüğü mücadeleye destek” arasında köprü kuruyor.
Kadın gazetecileri (özellikle Gazze’deki kadın gazetecileri) destekleyen ve çalışmalarını NAWA Online Women Media Network’te [Ulusal Kadın Sanatçılar Birliği Çevrimiçi Kadın Medya Ağı][9] yayımlayan Filastiniyat[10], özgürlükler, medya geliştirme, kadın hakları ve insan hakları gibi konuları dasavunuyor. Kimsenin bu medya kuruluşunun tarafsız olduğunu düşünmemesi açısından hashtag’lerinin #GazaGenocide [#GazzeSoykırımı] olduğunu belirtmekte fayda var.
İsrailli feministler için parçaları birleştirmek biraz zaman aldı. Hannah Safran, gazeteci Peter Beinart’a verdiği röportajda, “Geçmişte kadın hakları için mücadele ettiğimiz ve askere gittiğimiz için feminist olduğumuzu söylerdik ve bunun Filistin’in durumuyla hiçbir alakası yoktu.” ifadelerini kullandı. 1984’te, yakın bir zamanda vefat eden ikinci dalga lideri Alice Shalvi tarafından kurulan The Israel Women’s Network [İsrail Kadın Ağı], uzun bir süredir kadınların ordu da dahil olmak üzere, İsrail’in kamusal yaşamına her yönden eşit katılımını savunuyor.
Ancak, ikinci dalga feministlerin arasında İsrailli erkeklerin yaptığı her şeyi yapmak istemeyenler de vardı. ABD doğumlu, sol görüşlü bir feminist ve Knesset’in[11] açıkça lezbiyen olduğunu beyan eden ilk üyesi olan Marcia Freedman[12], iki devletli çözümü savunan ilk kişilerdendi. İSK’nin kadınları ve çocukları koruma söylemine rağmen, Marcia Freedman militarizm ve kadına yönelik şiddet arasındaki bağlantıyı gördü. 1976’da aile içi şiddet konusunu yönetime sunduğunda alay konusu oldu ve görevinden alındı.
İsrail Kadın Ağı kadınların pilot olabilmesi için mücadele veriyordu. Hannah Safran, “Onlar, bizim karar alma yetkisi olan her yerde bulunmamız gerektiğine inanıyorlardı.” ifadesini kullandı. İsrail’de yüksek bir siyasi mevkiye sahip olabilmenin ön koşulu yüksek bir askerî mevkiye sahip olmaktır. “Biz kadınların ya da herhangi birinin ‘orduya katılmasını’ desteklemedik.”
Bu noktada liberal feminizm galip geldi. On yıllarca süren davalardan ve yasal mücadelelerden sonra kadınların İSK’nin bütün birimlerindeki ve rütbelerindeki varlığı düzenli olarak arttı.[13] Ancak İsrail toplumu gibi tamamen militer bir kimliğe sahip, “sivillerin temel bir eğitimle askere çevrildiği” ve böylece İSK’nin güçlendiği[14] bir toplum, maskülen bir toplumdur. Bu da kadınların silahlıyken bile feminenleştirilmesi gerektiği anlamına geliyor. Kadınlar, evlenmek ve çocuk sahibi olmak gibi kadınca şeyler yaptıklarında orduya girmekten muaf tutuluyorlar. Yedek asker olarak bile nadiren çağrılıyorlar. Gazze’de yaklaşık 360 bin kadın savaşıyor. Ayrıca, kadınlar askerî hiyerarşide yükselmiş olsalar bile erkek askerler, kadın mevkidaşlarını makul gördükleri sınırlar içinde tutuyor. 2021’de devletin yayımladığı bir rapora[15] göre orduda çalışan kadınların üçte birinden fazlası cinsel tacize uğramış.
İsraillilerin, eylemlerinde kadınların tüm vatandaşlık haklarını elde etmelerine yönelik bir hareket varsa bu hareketin aynı zamanda herksin vatandaşlık haklarını savunması gerektiğine dair inanç göstermesi, diğer grupların iş birliği yapmalarının ilk adımı oldu. İkinci İntifada sırasında, liderleri olmayan Women in Black [Siyahlar İçindeki Kadınlar] cuma geceleri işgale karşı nöbet tutmaya başladı. Bu eylemlere kısa sürede Arap İsrailliler de dahil oldular, Siyahlar İçindeki Kadınlar da Filistin’e ve tüm dünyaya yayıldı.
Nihayetinde bazı liberal feministler de bu meseleye ikna oldular. On yılı aşkın bir süre Kudüs’te Ortodoks kızların gittiği deneysel bir okulu yönettikten sonra Alice Shalvi 1991’de istifa etmeye zorlandı. İstifaya zorlanması, aile planlaması ve çatışma çözümleme gibi dersleri içeren tartışmalı bir program başlattığı için değil derslere Arap kızları çağırdığı, Filistinli kadınlarla diyalog içinde olduğu ve İsrail-Filistin arasındaki barış sürecini desteklediği için olmuştu.
Filistinli ya da İsrailli olması fark etmeksizin, her feminist kadın, Filistinlilerin hakları ve insan hakları arasında bu bağlantıları kurmasa da iki tarafta da feminist düşmanları kesinlikle bu bağlantıları kuruyor. Durumlar tamı tamına paralel olmasa bile hem İsrail’de hem de Filistin Yönetimi altındaki bölgelerde yaşayan feministler, toplumlarındaki en hizipçi unsurlarla karşı karşıyalar. Bu unsurlar, iki bölgede de kendilerince “saf” bir toplum kurmak istiyorlar ve bu toplumların başarısını da kanaatkârlıklarına, dindarlıklarına ve kadınların itaatkârlığına bağlıyorlar.
Başbakan Benjamin Netenyahu, kendinin de içinde olduğu Likud Partisi ve aşırı sağ, dindar Siyonistler arasında bir koalisyon kurduğunda İsrail tarihindeki en radikal milliyetçi ve din tesirli devleti yaratmış oldu. Bu koalisyonun hedefleri arasında kadınların ve LGBTİ+ların haklarını yok etmek de var. Önceden bağımsız olan Authority for the Advancement of the Status of Women [Kadınların İlerlemesi için Otorite] politik atamaların yapıldığı bir kuruma çevrildi. Kadına karşı şiddetle mücadele eden İstanbul Sözleşmesi’nden destek çekildi, ayrımcılık karşıtı kanunlar zayıflatıldı ve bu kanunların uygulamaya konulup istismarcılara karşı alınabilecek koruma emirlerinin çıkmasına köstek olundu. Bütün bunlar yaşanırken kadın cinayetleri yükselişteydi ve bu cinayetlerin çoğu ya erkek partnerler ya da aile üyeleri tarafından işleniyordu.
Yahudi hakimiyetini genişletip Ürdün Nehri’nden denize kadar olan toprağın her bir milimine sahip olmak isteyen Mesihçi Siyonistler kadınların kamusal alandaki varlığını silmek için de aynı miktarda hevesliler. Yüksek Mahkeme’ye diz çöktürme çabalarına haham mahkemelerini güçlendirme çalışmaları eşlik ediyor. İsrail; sivil, ceza ve kişisel hukukun bütün unsurlarının katı, Yahudi dinine göre belirlendiği bir teokrasiye dönüştürülmeye çalışılıyor. Dindar grupların amaçlarından biri, kadınların orduya dahil edilmesini sonlandırmak, en nihayetinde de ordudaki bütün kadın varlığını silmek. Onlara göre kadınların işi mümkün olduğu kadar çok Yahudi bebek doğurmak ve yetiştirmek.
Netenyahu’nun kabinesindeki 64 pozisyondan sadece dokuzunu kadınlar oluşturuyor. Belki en alaycı atama,[16] May Golan’ın kadınların ilerlemesinden sorumlu bakan olarak atanması. Tehlikeli bir şahin ve kendi diliyle “gururlu bir ırkçı” olan May Golan, feminist savaş karşıtı söylemlere yakın durmuyor. Geçen hafta, TalkTV’deki bir programda yandaş bir muhabire “Hiç bu kadar fazla feministin sustuğunu görmemiştim,” şeklinde bir demeç verdi.[17] “Ancak Yahudi ya da İsrailli bir kadın tecavüze uğradığında ya da öldürüldüğünde böyle sessiz oluyorlar.” 20 dakikalık konuşması sırasında “Bir kadın ve kadınların ilerlemesinden sorumlu bakan” olarak, Gazze’deki Filistinlilere hiçbir şekilde merhamet gösterilmemesi gerektiğini düşündüğünü belirtti. “Dünyanın her köşesindeki Arap kadınların durumunu biliyorum. (…) Bu çok ama çok korkunç bir kültür. (…) Onlarla bizim aramızdaki fark iyilikle kötülük arasındaki farktır.” dedi.
Bu sırada Gazze ve Batı Şeria’da Hamas’ın da içinde bulunduğu radikal İslamcı gruplar gittikçe daha da baskıcı ve agresif hâle geliyorlar. Camilerde ve sosyal medyada çocuk evliliği, kadına yönelik şiddet, güvenli kürtaj, evlilik içinde cinsiyet eşitliği, LGBTİ+ hakları ve cinsel özgürlüğe karşı kampanyalar yürütülüyor; bunlar halkı yozlaştıran ve şer’i hukuka aykırı “Batılı fikirler” olarak lanse ediliyor. Feministlere, gazetecilere, LGBTİ+lara, insan hakkı savunucularına yapılan ve bazı durumlarda ölümcül olabilen saldırılar sürekli ve değişmeyen bir unsur. Bunlar birkaç kaçak teröristin yaptığı saldırılar değil. Örneğin Batı Şeria’daki Eğitim Bakanlığı, kadın çalışmalarını engellemeye yönelik sert önlemler alıyor ve aynı zamanda devlet okullarındaki birçok seküler ve hak temelli programı kaldırıyor.
Uluslararası Af Örgütü’ne[18] göre “Batı Şeria ve Gazze Şeridi’ndeki Filistinli otoriteler ifade, dernek kurma ve toplanma özgürlüğünü ezici bir şekilde kısıtlama çabalarına devam ettiler. Aynı zamanda birçok insan rastgele bir şekilde göz altına alındı, çoğu kişi ise işkenceye ve kötü muameleye maruz kaldı.” 2022’de, işgal altında olan bölgelerde yirmi dokuz kadının ve genç kızın aile üyeleri tarafından öldürüldüğü raporlandı ancak mahkemeler ev içi şiddete dair yapılan şikayetlere ket vurdu. 2022 Temmuz’unda “güvenlik güçleri Ramallah’ta gökkuşağı bayraklarının bulunduğu bir eylemde mafyanın bir grup genci ve çocuğu dövmesini olduğu yerde durarak izledi.”
İki tarafta da köktendinciler feministleri kaos yaratmak ve patriyarkal aileyi baltalamakla suçluyor. Aşırı milliyetçiler de her yaşamın eşit değeri olduğunu savundukları için feminist hak savunucularının savaştaki hatları bulanıklaştırdıklarını söyleyerek onları lanetliyor. Bu suçlamalar gayet doğru.
En temelinde feminizm tahakküme karşı bir harekettir. İsrail’in apartheid[19] rejimine son vermesini ve işgal ettiği Filistin topraklarından çıkmasını talep etmek feminist bir eylemdir. Feminizm şiddete karşı bir harekettir. Karşısında işlene suç ne kadar büyük olursa olsun barbarlığı reddetmek feminist bir eylemdir. Tahakküme ve şiddete karşı çıkmak adına feministler -kadınlar ya da anneler olarak veya İsrailli ya da Filistinli olarak değil- kuşatmanın acilen durması, Batılı güçlerin İsrail’e silah ambargosu uygulaması ve Gazze’de derinlikli bir insani yardım operasyonun başlatılması için ateşkes talep etmelidir.
Feminizm, insanların derinden değişebileceğine dair bir olasılığın üzerine kurulmuş bir harekettir. Bu da İsrail ve Filistin arasındaki sorunların konuşularak çözümlenebileceğine dair inancın korunması anlamına gelir. Bu çözüm tek devletli ya da iki devletli olsun, herkes için özgürlüğü ve demokratik hakları barındırmalıdır.
[1] Metnin İngilizce orijinali için bkz. Judith Levine, “It’s Feminist to Demand a Ceasefire in Israel-Palestine”, 26 Ekim 2023, 23 Ocak 2024 tarihinde erişilmiştir. <https://theintercept.com/2023/10/26/israel-palestine-feminism- ceasefire/> Yazarın izniyle çevrilmiştir. (ç.n.)
[2] Hoşgörü Anıtı, Kudüs’teki Goldman Promenade yakınındaki bir parkta bulunan bir açık hava heykelidir. (ç.n.)
[3] Bu vurgu, anlamı pekiştirmek için çevirmen tarafından eklenmiştir. (ç.n.)
[4] “The Mothers’ Call”, 14 Eylül 2023, 23 Ocak 2024 tarihinde erişilmiştir.
[5] Jason Bellini, “Newly released video shows a woman taken hostage by Hamas”, 16 Ekim 2023, 23 Ocak 2024 tarihinde erişilmiştir. <https://www.kxlh.com/newly-released-video-shows-a-woman-taken-hostage-by-hamas>
[6] Women’s Centre for Legal Aid and Counselling, “Director’s Message for 2022”, 23 Ocak 2023 tarihinde erişilmiştir. <https://www.wclac.org/ Directorsmessage/10/DIRECTORS_MESSAGE_FOR_2022>
[7] Mekides Melesse Waganesh A. Zeleke, Yemetaw Wondie, “In between the lines of the narrative map: Phenomenological analysis of war rape victims in Amhara Regional State, Ethiopia”, PLoS One (18), 2023.
[8] Bu vurgu anlamı pekiştirmek için çevirmen tarafından eklenmiştir. (ç.n.)
[9] NAWA Online Women Media Network, 23 Ocak 2023 tarihinde erişilmiştir.<https://nawa.ps/ar>
[10] Filastiniyat, Filistinli kadınların ve gençlerin medyada temsili üzerine çalışan bir sivil toplum örgütüdür. (ç.n.)
[11] Knesset, İsrail devletinin yasama organıdır. (ç.n.)
[12] Michael Bachner, “US-born ex-MK Marcia Freedman, a pioneer of Israeli women’s rights, dies at 83”, 23 Eylül 2021, 23 Ocak 2024 tarihinde erişilmiştir.<https://www.timesofisrael.com/former-mk-marcia-freedman-early-pioneer- of-womens-rights-in-israel-dies-at-83/>
[13] Shafran Gittleman, “Women’s Service in the IDF: Between a ‘People’s Army’ and Gender Equality”, 3 Mart 2022, 23 Ocak 2024 tarihinde erişilmiştir.<https://en.idi.org.il/articles/24554>
[14] “From Civilian to Soldier: The Combat Training Process”, 22 Ağustos 2017, 23 Ocak 2024 tarihinde erişilmiştir. <https://www.idf.il/en/mini-sites/our-soldiers/from-civilian-to-soldier-the-combat-training-process/>
[15] Zina Rakhamilova, “The IDF has a problem with female soldiers - opinion”,3 Ocak 2023, 23 Ocak 2024’te erişilmiştir. <https://www.jpost.com/opinion/article-726466>
[16] Tal Shalev, “Gatekeepers of democracy: The 3 women who are the Israeli gov’t’s biggest enemies”, 23 Eylül 2023, 23 Ocak 2024 tarihinde erişilmiştir.
<https://www.womenwagepeace.org.il/en/the-mothers-call-2023/>
<https://www.jpost.com/israel-news/politics-and-diplomacy/article-760078>
[17] “‘Never Saw So Many Feminists Being Silent’ Over Attacks on Israel - Says Israeli Minister May Golan”, 16 Ekim 2023, 23 Ocak 2024 tarihinde erişilmiştir.<https://www.youtube.com/watch?v=4BeaHrCzz-E>
[18] “Palestine (State of) 2022,” 23 Ocak 2024 tarihinde erişilmiştir. <https:// www.amnesty.org/en/location/middle-east-and-north-africa/palestine-state- of/report-palestine-state-of/>
[19] Geçmişteki Güney Afrika’da ırkların ayrıldığı ve beyaz ırkın siyah ırk üzerine üstünlük kurduğu politik sisteme verilen ad. Bu terim İsrail devletinin topraklarındaki Filistinlilere karşı benzer politikalar gütmesi sonucu İsrail- Filistin çatışması bağlamında da kullanılıyor. (ç.n.)
