Su Doğa Şahan
Hep aynı şey olmuştur… Ne yaptığımızı anlamadıklarında bizi cadı ya da fahişe olmakla suçlarlar. Gerçek ise çok daha basit… Bizi insanlar ilgilendiriyor. Bu dünyada kişisel olan şey çok uzun zamandır politik… eğer insanlar benimle ağlamak istiyorsa onlara sadece ağlayacak omuz vermekle kalmam, onlarla beraber ağlarım.[2]
20. yüzyıl diğer birçok ülkede olduğu gibi Nikaragua’da da kargaşa dolu bir döneme tekabül etmiştir. Nikaragualılar 43 yıllık bir diktatörlüğün ardından Sandinista Ulusal Kurtuluş Cephesi’nin (FSLN) öncülüğünde bir devrime şahit olmuştur. Devrimi takip eden yıllar da politik dengesizliklerle, ülke içi ve dışında kargaşayla geçmiştir.
Yazar Gioconda Belli de bu kargaşanın tam ortasında bulmuştur kendini. Diktatörlük döneminde FSLN’ye desteği yüzünden ülkesinden sürülen Gioconda Belli ancak devrim sonrasında ülkesine geri dönebilmiş ve FSLN’lilerden oluşan hükümete destek vermiştir. Bu dönemde ise devrimden kadın arkadaşlarıyla birlikte bir oluşum kurmuşlardır: Erotik Sol Parti, İspanyolca adıyla da Partido de la Izquierda Erótica (PIE). Bu grup, 80’li yıllarda ülkenin içinde bulunduğu karmaşa içinde kadınların durumunun nasıl iyileştirilebileceğiyle ilgili tartışma yürütmüştür. Ancak Gioconda Belli sonrasında bu grubun dağıldığını söylemiştir. Yazar bu değerli deneyimini rafa kaldırmak yerine ondan beslenmeyi tercih etmiştir. Bu yazıda inceleyeceğim Kadınlar Ülkesi adlı romanın doğuş hikâyesi böyle gerçekleşmiştir.
Genel Hatlarıyla Kadınlar Ülkesi
Kitap, Gioconda Belli’nin yarattığı Karayipler’de yer alan Faguas adında bir ada ülkesinde geçer. Çalkantılı bir tarihi olan Faguas, Latin Amerika ülkelerinde görmeyi bekleyebileceğiniz “tipik” özelliklere sahiptir: Hükümet görevlilerinin arasında derin bir yolsuzluk ağı vardır; erkeklerin egemenliğinde olan toplum, kadınları ezmekte ve onları belirli kalıplara sıkıştırmaktadır. Kitaptaki kadınlardan biri, ülke hakkında “Bir sömürgeciden diğerine, bağımsızlıktan komutanların buyruğuna geçmiş, başarısız demokrasi deneyimleri ve kısa süreli devrimleriyle Faguas gibi ülkelerde sözümona eğitimli insanlar bile özgürlüğün ve demokrasinin ne olduğunu iyi bilmez.”[3] der. Halk artık özgürlüğe ulaşmaya dair umudunu kaybetmiş olarak resmedilir, tanık oldukları yolsuzluğa dair ironik şakalar yapmaktan daha büyük direniş gösteremez hâle gelmiştir. Bu, kitabın ana karakteri Viviana’nın onların hayatlarına girmesiyle değişecektir.
Viviana da ülkesini şu şekilde anlatır: “Faguas gerçeğin sürekli olarak hayal gücüne meydan okuduğu, yaralanmış bir ülkeydi… Çetelere ve uyuşturucu kaçakçılarına dair olanların yanında, aile içi şiddet ve çocuk istismarıyla ilgili haberler de boldu.”[4] Ülkede kadına yönelik şiddet çok ciddi bir sorundur, görevde olan hükümet bu sorunu ciddiye alıp bir çözüm üretmeye çalışmaz. Viviana aynı zamanda yoksulluğa, gelir eşitsizliğine ve geri kalmışlığa da işaret eder: “Ülkesi Ortaçağ ile modernlik arasında kalan bir ara dönemdeydi. Üçüncü Dünya’nın ardından geliyordu. Eskiden kalma ile en gelişmiş olan bir arada yaşıyordu. Hiç olmazsa. Birçok ülkede neredeyse televizyon bile yoktu ama Faguas’ta vardı. Her bölgeye internet sağlanamıyordu.”[5]
Bu atmosfer içinde Viviana ve bir grup kadın arkadaşı, kendi araların- da kadın olmaktan doğan sıkıntılarını tartışırken bir siyasi parti kur- maya karar verirler ve adını da Erotik Sol Parti (PIE) koyarlar. Parti, ilk dönemlerinde marjinalleşmiş bir şekilde faaliyet yürütür. Ülkedeki erkek siyasetçiler onları ciddiye almaz, kadınlardan da destek görmez. Parti dikkat çeksin diye seçtiği addan dolayı alay konusu olur.
Ancak Mitre Volkanı’nın patlamasıyla her şey değişir. Volkanın patlaması, PIE’nin marjinal bir parti olduğu dönemi sonlandırarak iktidara giden yolu açar. Öncelikle volkandan salınan gazlar nedeniyle ülkedeki erkeklerin testosteron seviyeleri normal bir erkeğinkinin yaklaşık üçte birine kadar düşer. Bu durum, erkeklerin daha tembelleşmesine ve uysallaşmasına sebep olur. Bir diğer önemli mesele ise Viviana liderliğindeki PIE’nin afetten etkilenen bölgelere bizzat gitmesi, bu bölgedeki vatandaşlar için ellerinden geldiğince yardım toplamaları ve onların sesi olabilmek için çaba göstermiş olmalarıdır. Afetle ilgilenmek yerine, uluslararası mecralardan gelen yardımı ceplerine indirmeyi tercih eden devlet görevlilerinin aksine, PIE’nin halka ses olma çabası, halkın gözünde partinin yükselmesine sebep olur.
Gioconda Belli, patlama ile Faguas ülkesinin tarihi arasında ilginç bir paralellik kurar: “Yerli tarihçiler, 16. yüzyılda ilk işgalci İspanyol kolonilerin kaçışının Mitre’nin faaliyete geçmesi sonucu gerçekleştiğini fark etmiştir.”[6] Bir bakıma PIE’li kadınlar da ülkelerini zehirlediğini ve sömürdüğünü gördükleri ataerkiye karşı savaşlarında Mitre’nin patlamasıyla güç kazanmışlardır. Bundan sonra onlar da Faguas topraklarından erilliğin izini silmek için mücadele edecektir.
Kitap, Başkan Viviana Sansón’un liderliğindeki PIE’nin siyasi hayatını incelerken parçalı bir anlatımla ilerler. Okuyucunun ilk okuduğu sahne Viviana’ya yapılan suikast girişimidir. Bu noktadan sonra kitap, üç farklı anlatı üzerinden ilerler. Birinci anlatı, Viviana’nın suikast girişiminden aldığı yaralar yüzünden komaya girmesi ve bu koma sırasında anılarında bir yolculuğa çıkması şeklindedir. Viviana’nın bakış açısı, hem kendi özel hayatına dair hem de PIE’nin politikalarına dair sahneler barındırmaktadır. İkinci anlatı, Viviana komadayken gittikçe karışan ülkeyi yönetmeye çalışan PIE’li kadınlarla ilgilidir. Üçüncüsünü ise bir anlatıdan ziyade “tarihi dosya” şeklinde adlandırmak daha doğru olacaktır. Bu bölümlerde PIE’nin programı, parti içindeki kadınların yazışmaları, Viviana’nın suikastına dair yapılan soruşturmaların deşifrasyonları ve benzeri belgeler yer alır.
Kitap, kronolojik bir dizgide ilerlemez, bunun yanında farklı anlatılara sahip bölümler arka arkaya gelir. Bir bölümde suikastla ilgili soruşturma deşifrasyonunu okurken sonraki bölümde Viviana’nın kızına duyduğu sevgiyi anlatan bir bölüm okuruz. Ancak yazar, bunu kitabı takip etmeyi zorlaştırmayacak şekilde kurgulamayı başarmıştır. Bu konuda benim gözlemlediğim tek sıkıntı, Viviana yokken diğer kadınların ülkeyi yönetmeye çalıştığı sahnelerin kitabın son çeyreğine sıkıştırılmış olması. Muhtemelen kitabın sonuna doğru Viviana’ya ve ülkeye ne olacağına dair heyecanı artırmak için yapılan bu tercihten dolayı okuyucular kitabın ortalarında Viviana’nın düşüncelerinin içinde biraz kaybolabiliyor. Aslında farklı anlatıların olması ve kitabın dinamiği, okuyucuyu heyecanlandırmak için yeterli bir teknik olabilir ancak bu hâliyle son yetmiş sayfa fazla yoğun ve sıkışık geliyor.
Erotik Sol Parti ve Politikaları
Erotik Sol Parti’nin “PIE” şeklinde kısaltılması kadınlar tarafından bilinçli yapılan bir tercih çünkü pie kelimesi İspanyolcada adım anlamına gelir. PIE’li kadınlar, kitap boyunca attıkları her adımla ülkelerindeki eril üstünlüğü yıkacaklarını ve cinsiyetler arası eşitliği kuracaklarını vurgularlar. Ayrıca bu yolda ülkedeki diğer kadınlarla birlikte yürüyeceklerini eklerler. Açılımındaki kelimelerin seçilme sebebi PIE’nin kuruluş bildirisinde şöyle açıklanır: “Solcuyuz çünkü çeneye inecek bir sol kroşenin bu ülkenin çöküşüne, yıkımına ve fakirliğine verilmesi gereken cevap olduğuna inanıyoruz. Erotiğiz çünkü Eros, sahip olduğumuz en önemli şey olan HAYAT demektir, çünkü biz kadınlar ezelden beri sadece hayat vermekle değil, hayatı korumak ve ona iyi bakmakla da yükümlü olduk.”[7] Bildiride böyle belirtilmesine rağmen kitapta PIE’nin ne derin yoksullukla büyük bir mücadeleye giriştiğini ne de partinin “erotik” yanını güçlendirecek politikalarda ilerlediğini görürüz. Hatta partinin erotikliğe dair politika yürütmek konusunda eksik kaldığı yanı tartışmak için Viviana ve parti sekreterinin konuştuğu bir sahne bile var. Bu sahnede erotik filmlerin müfredata eklenmesi ve güzellik yarışmalarının kaldırılması gibi öneriler çıksa bile net bir noktaya varılamaz. En nihayetinde kadınlar, erotikliğin kadının hayatındaki önemli rolüne işaret ederler ve tartışmayı açık bırakırlar.[8]
PIE’nin bir diğer önemli söylemi ise Faguas ülkesindeki “pislikleri” temizlemek üzerinedir. Misyonlarını “…temizlemek, lekeleri çıkarmak ve ülkeyi pırıl pırıl yapmak…”[9] olarak açıklarlar. Bu söylem hem fiziksel anlamda sokakların ve şehirlerin hem de yolsuzluğun, erilliğin temizlenmesi üzerinden şekillenir. Örneğin PIE politikaları, herkesin kendi mahallesini temizlemesini sağlayacak programlar içerir. Aslında iki tür temizlik iç içe geçmiştir zira Başkan Viviana’ya göre sokaklardaki kirlilik, vatandaşların zihinlerine ve düşünce yapılarına da etki eder.[10] Oysaki ülkenin fiziksel anlamda temizliği zamanla vatandaşların zihinlerini de değiştirecektir ve onların daha “temiz” düşünmelerine yol açarak yolsuzluğu, şiddeti, ayrımcılığı yok edecek bir araca dönüşecektir.
Temizlik vurgusuyla beraber annelik vurgusu da gelir. Hem PIE’li kadınlar kendilerini tanıtırken ülkelerine bakacak anneler olarak tanıtırar hem de onlara oy veren vatandaşlar bu annelik vurgusunun çekiciliğinden bahsederler. Viviana, PIE’nin anaç yönünü anlatır: “Ülkeye bir annenin çocuğuna verdiğini vermeyi, bir kadının evine baktığı gibi bakmayı vaat eden bir parti; tıpkı bu ülke gibi kötü muamele görmüş bir ülkeyi üstlenmek için gerekli yetenekleri yani bizi kötülemekte kullandıkları kadınsı özellikleri gururla sergileyen ‘anaç’ bir parti hayal ediyorum.”[11] Bunun yanında, kitapta sempatik yansıtılan erkek karakterlerden biri olan José de la Aritmética, erkeklerin devleti soyarak felakete sürüklemeleri yanında PIE’li kadınların “bütün muhtaçların annesi” olarak ülkeyi temizlemeleri fikrinden hoşlandığını belirtir.[12]
Kadınların anneliğine yapılan bu vurgu, onları annelik kimliğine sıkıştıran bir durum olarak ele alınmaz. Bakım vermek, duygusal olmak ve korumacı olmak; PIE’li kadınlara göre uzun zamandır aşağılanan özelliklerdir ve şimdi kadınların iktidara gelmesiyle bu özelliklerin geri kazanılacağı zaman başlar. Hatta PIE’nin politikaları, anaçlığı cinsiyet fark etmeksizin bütün vatandaşların sahip olması gereken bir özellik olarak kurgular. Eğitim müfredatına çocuklara nasıl bakılacağına dair zorunlu annelik dersleri eklenir. Daha geniş bir açıdan bakıldığında iki kavram arasında ayrım yapılır: Ciudadanos, İspanyolcada vatandaş anlamına gelir. PIE ise küçük bir kelime oyunuyla cuidadanos terimini yaygınlaştırmayı hedefler.[13] Cuidar fiili; bakmak, korumak ve kollamak anlamlarını taşır. Vatandaşların cuidadanos olması ise onların bir anne gibi ülkeyi koruyup kollaması, temiz tutması ve ona karşı sorumluluk hissetmesi anlamına gelir.
PIE’nin politikaları kapsamında atılan adımlardan biri Kısıtlamasız Özgürlükler Bakanlığı’nın kurulmasıdır. PIE’li kadınların değerlendirmesine göre “cam kafeste” yaşayan Faguas halkına özgürlüğün ne olduğunu hatırlatacak bir bakanlığa ihtiyaç vardır. Bu bakanlık “toplum içinde kadın ve erkeklerin dokunulmaz özgürlüğüne saygıyı aşılamak için kanun, davranış, eğitici program ve gerekebilecek her şeyi destekleyen bir kurum” olarak tanımlanır.[14] Bu bakanlığın eşitsizliği giderebilmek adına yaptığı politikalar arasında İspanyolcada “hepsi” anlamına gelen ve farklı cinsiyetler için şekli değişen todos/todas[15] gibi isimlendirmeler yerine todes gibi hiçbir cinsiyet belirtmeyen kelimelerin yaygınlaştırılması ve nefret söyleminin kısıtlanması gibi politikalar yer alır. Ancak bu kısıtlayıcı politikanın dönüştürücü olacağını söyleyemeyiz. Nefret söyleminin kısıtlanması her zaman bunun arkasındaki önyargıların giderildiği anlamına gelmeyebilir. Kamusal alanda bununla ilgili karşılaşma yaşanabilecek alanların kapatılması ve buna dair tartışmaların yürütülmemesi, önyargıya sahip kişilerin fikirlerinin sabit kalmasına sebep olabilir. Böylece kişi dönüşmemiş olur ve PIE’li kadınların engellemeye çalıştığı nefret, görünürlüğünü kaybetse bile toplumda varlığını sürdürür.[16]
PIE’nin uygulamaya koyduğu bir diğer politika ise tecavüzcülerin sokakta teşhir edilmesidir. Buna göre, tecavüzcüler her perşembe günü kafes içinde sokağa yerleştirilir ve hafta sonu boyunca bu kafeslerde sergilenir. Mahkûmların önüne koyulan bir levhada tecavüzcünün ismi ve tecavüz ettiği kadının/çocuğun yaşı yer alır. Vatandaşlar, yazacakları bir notu kafesin önüne yerleştirilen bir sandığın içine atarak bu kişinin nasıl cezalandırılması gerektiğine dair öneriler yapabilmektedir. Ayrıca tecavüzcülerin alnına “T” harfinin dövmesi yapılır, bunun amacı da kadınları tecavüzcülere karşı uyarabilmektir.[17] Tecavüzcülere karşı bu uygulama, nefret söyleminin kısıtlanmasının taşıdığı riskleri barındırır hatta onun birkaç adım ileriye taşınmış hâli olarak karşımıza çıkabilir. Mahkûmlara yapılan bu damgalama, onların hayatları boyunca mimlenmelerine yol açacaktır. Bu da içlerindeki kadın nefretinin dönüşmesini zorlaştıran hatta bunu perçinleyebilecek bir durumdur. Kadınlara karşı duydukları nefreti tartışabilecekleri ve yüzleşme yaşayabilecekleri alanları olmadığı durumda sonu olmayan bir sarmalda kaybolabilirler. Bu da yine; PIE’nin, kadın düşmanlığına ve cinsiyetler arası eşitsizliğe bir çözüm olma amacına karşın bunu körükleyen bir durum olarak karşılarına çıkabilir.
Bunlar haricinde, PIE’nin ağırlıklı olarak odaklandığı alan kadınların iş yaşamına katılması ve kendilerini ekonomik olarak güçlendirmeleridir. Örneğin Viviana, içinde bulunduğumuz sistemin zaten cinsiyetler arasında eşitsizlik barındırdığına işaret eder: “Çalışanın evden ayrı olmasını ve dolayısıyla (geleneksel olarak kadının üstüne aldığı sorumluluk olan) çocuklara ve eve bakan bir insanın varlığını ön koşul olarak gerektiren iş düzeni modeli değişmediği sürece erkekler ve kadınlar arasında eşitlik olacağına inanmıyorum.”[18] Bu inançtan yola çıkarak kadınların istihdam edileceği birçok alan yaratırlar: polis ve askerlik kadrolarında kadınlar ağırlıklı olarak işe alınır, eğitimli kadınlar hükümet kadrolarında daha çok yer almaya başlar, eğitimi olmayan kadınların “gönüllü annelik” yaparak mütevazı bir maaş kazanmaları sağlanır.
Çalışan anneler PIE için kritik bir mevzudur. Annelik vurgusunu benimseyen bir parti olarak kadınların iş sahibi olmak gibi sebeplerden çocuk doğurmaktan vazgeçmesini istemezler. Ancak Başkan Viviana’ya göre “Kadınlar çocuk doğurmak istemiyor çünkü doğurmak, çocuk büyütmeye kendini adayıp yaşamayı bırakmak demek. Bütün dünyada annelik cezalandırılır: kadın hamile kaldığı, doğurduğu ve çocuklara baktığı için suçludur.”[19] Bu yüzden PIE’li kadınlar, patriarkal sistem içinde şekillenmiş çalışma koşullarını değiştirmeye yönelirler. Kadınların çocuklarıyla birlikteyken çalışabilmeleri için annelere ayrılmış ofis bölmeleri açılır ve yeni doğurmuş kadınlar için ofislerde emzirme odası yapılması zorunlu tutulur.[20]
Burada PIE’nin kürtaja dair çıkardığı yasaya da değinmek gerekir: Kürtajın ülkede yasallaşmasını sağlayan Kaçınılmaz Kürtaj Yasası’dır bu. Başkan Viviana; bu yasayı anlatırken hamileliği devam ettirmenin en nihayetinde kadının seçeneği olduğunu vurgular, bir yandan da ekonomik sebeplerin kadınları kürtaja zorlamadığı bir sistemin gerekliliğini belirtir. “Kadınlara öyle yakın ve sıcak bir ilgi göstereceğiz ki gebeliği, kendilerini fakirliğe sürükleyecek ya da önlerindeki fırsatlardan vazgeçmelerine sebep olacak bir şey gibi değil de zaten her zaman olması gerektiği gibi hayatlarını zenginleştirecek ve kendilerine sosyal üstünlük kazandıracak bir şey gibi görecekler.”[21] PIE’li kadınlar için annelikle bağdaştırdıkları bakma, kollama ve koruma; erkek ya da kadın fark etmekszin övülesi özelliklerdir. Bu yüzden de çocuk bakımı kadınların statüsünü yükseltecek bir şey olarak görülür, ekonomik sebepler bu özelliklerin kazanılmasına engel olmamalıdır.
PIE’nin bu yazıda değineceğim son politikası ise şu ana kadar anlattıklarım arasında en radikali sayılabilir. Partinin iktidara gelmesinden çok kısa bir süre sonra hükümette çalışan bütün erkekler işten çıkarılır ve yerine kadınlar istihdam edilir. Başkan Viviana’nın sözleriyle “Erkekler bu [ülkeyi kendi başlarına yönetme] deneyimi[ni] yaşadılar. Tek başlarına iş ve siyaset dünyasını yönettiler. Kendi kendilerine ne yapabileceklerini gördüler. Biz kadınlar hep gölgelerinde ya da yanlarında olduk.”[22] Artık kadınların da bu deneyimi edinmeye ihtiyaçları vardır çünkü kadınlar bu deneyimle birlikte hem şimdiye kadar erkeklerin ardına itildikleri ikincil pozisyonlardan çıkacak hem de özgüven kazanacaklardır. Yine Viviana, kadınların özgüvenine dair şunları söyler: “Çocukluğumuzdan beri bizi, duygusal, hassas, öznel, mantıksız olması sebebiyle düşüncelerimizden şüphe duymamız için eğitiyorlar. Kadınların akıllı olduklarının, evlerini yönetirken oldukları kadar bir ülkeyi yönetirken de akıllı olabileceklerinin farkına varmasını istiyorum.”[23] Kadınlar da en az erkekler kadar yetkin ve başarılılardır ama yetiştirilirken akıllarına yerleştirilen yargılar, onların buna dair inançlarını kırmıştır. Artık kadınların kendi güçlerinin farkına varmaları gerekir. Bu politika, en nihayetinde Viviana’ya yapılan bir suikast girişimine neden olur. Bu girişime kadar adımlarından emin olan Viviana anılarında gezinirken bir sorgulama sürecine girer.
Faguas’ın Kusurlu Başkanı: Viviana Sansón
Kitabın ilk bölümünde, Başkan Viviana’nın kendinden önceki başkanlardan farkı anlatılır: Konuşmalarını kürsü arkasından yapmaz, deri ceketi ve siyah kıyafetleriyle havalı bir çizgisi vardır ve halkının ulaşabileceği bir başkan olmayı hedefler. En nihayetinde Faguaslı vatandaşların sıkıntılarını kamuoyunun gündemine taşıyarak, hükümet görevlilerinin yolsuzluklarını ifşa ederek onların gözüne girmiştir ve böylece başkanlığa yükselebilmiştir.
Viviana aynı zamanda çekici bir kadın olarak tanımlanır ve kadınsılığını öne çıkaran bir karakterdir. Bunu ilgi toplayabilmek için bir taktik olarak da kullanır: Çocukluğunda büyük göğüslerinden şikâyetçi olduğunu söylerken siyaset hayatında onların “işe yaradığından” bahseder.[24] Ancak Viviana için kadınsılık, sadece oy toplamak ya da sözünü dinletmek olarak şekillenmez. Kadınların bu özelliklerini göstermekten gocunmamaları, aşağılanan yanlarını sahiplenmeleri ve bunlardan gurur duymaları anlamına da gelir. Viviana’ya göre “Kadın olduğumuza pişman olup kadın olmak asıl gücümüz değilmişçesine kadın olmadığımızı göstermeye uğraşmakla çok zaman geçiriyoruz.”[25] Yani kadınlığı sahiplenirken onun güçlendirici tarafını da görmek gerekir.
Viviana’nın politik kişiliğinin yanında aşk hayatı da kitapta derinlemesine işlenir. Gençliğinde “birkaç hata” yaptığını söyleyen Viviana’nın hayatında iki erkek öne çıkar. Birincisi, evlendiği kişi Sebastián’dır. Ancak Sebastián bir trafik kazasında öldüğü için bu ilişki ani bir şekilde sonlanır, Viviana kızı Celeste’yle kalır. Kitapta Viviana’nın partneri olarak daha çok gördüğümüz kişi Emir’dir. Bir yolculukta tesadüfen tanıştığı Emir’le daha tanıştıkları an birbirlerine karşı çekim duymaya başlarlar.
Gioconda Belli, bu ilişkide hem klasikleşmiş romantizmin kalıplarını kullanır hem de kadına daha büyük bir özgürlük alanı tanıyan, kadının ikincil rolde kalmadığı bir ilişki kurmaya çalışır. Öncelikle bu ikili, ilk görüşte âşık olur ve yazar bu kısmı anlatırken ağdalı ve klişeleşmiş kullanımlara gider. Örneğin, “… oracıkta onu [Viviana] öyle uzun öptü ki bıraktığında dengesini kaybetti.”[26] gibi betimlemelere sık sık rastlarız. Karakterler, partnerlerinin hareketlerinin detaylarına dikkat eder; bunlardan ne kadar hoşlandıklarından uzun uzun bahsederler. PIE hakkında konuşurlar, Emir bu fikre bayılıp hemen dahil olmak istediğini söyler.
İkilinin ilişkisi birbirlerine çok âşık olmalarına rağmen evliliğe dönüşecek bir ilişki olarak kurgulanmaz. Hem Emir hem de Viviana’nın kendi hayatlarında ilgilenmeleri gereken önemli meseleler vardır. İkisinin de kendi uygunluklarına göre zaman ayırabildikleri ve birbirlerine kendilerine ait alanlar tanıdıkları bir ilişkileri olur. Her ne kadar Emir, PIE’nin kampanyası için maddi destek ve danışmanlık sağlasa da en nihayetinde Emir’in, Viviana’nın partiyle ilgili verdiği kararlarda son sözü söyleme gibi bir hakkı veya iddiası yoktur. Yürüttükleri tartışmalar da eşitler arasında yürütülen fikir alışverişleri olarak tasvir edilir. Ancak tabii ki ilişkilerinin ilerleyen zamanlarında anlaşamadıkları noktalar da olur. Emir’in en çok karşı çıktığı politika, erkeklerin hükümette çalışmasının yasaklanmasıdır. Emir, burada Viviana’ya eşitlik için cinsiyetlerin beraber çalışması gerektiğini hatırlatır. Beklenmedik bir şekilde Henry Kissinger’dan alıntı yaparak “Cinsler arasında savaş olamaz çünkü düşmanla münasebet çok fazla.”[27] der. Sadece kadınların yönetimde kalmasını kadınlara özgüven kazandıracak bir eylem olarak gören Viviana’nın gözünde, nispeten kadın hakları konusunda ilerici olan Emir bile böylece bir noktada eksik kalır. Bunun üzerine ettikleri kavga iyice ateşlendiğinde Emir, tehditlerini Viviana’yı terk etmeye kadar götürür ancak bunu gerçekleştiremez.
Geriye dönüp bakınca kitapla ilgili beni en çok hayal kırıklığına uğratan noktalardan biri “Kadınlar Ülkesi” adına sahip olan bir kitapta, Emir gibi bir karakterin Viviana ile PIE’yi kuran diğer kadın karakterlerden daha çok öne çıkıyor olması. Bunun sebebininse Emir’in kitapta büyük bir yer kaplamasından ziyade diğer kadınlara çok az yer verilmesi olduğunu düşünüyorum.
Masanın Havada Kalan Ayakları: PIE’nin Diğer Kurucuları
Eva, Martina, Rebeca, Ifigenia ve Viviana; partinin kurucularıyken Juana de Arco takma adını almış bir diğer kadın da partinin sekreteri olarak okuyucunun karşısına çıkar. Ancak diğer bütün karakterlerin Viviana’nın gölgesinde kaldığını söylemek mümkündür hatta Martina bile Viviana’nın “vazgeçilmez” olduğunu kabul eder.[28]
Bu kadınların her birinin kendine özgü hikâyeleri de vardır: Martina Yeni Zelanda’dan gelmiş lezbiyen bir kadındır ve geçmişinde dinî otoriteler tarafından cinsel kimliği yüzünden ayrımcılığa da uğramıştır. Eva geçmişinde partnerinden şiddet görmüş bir kadındır ve babasının müdahalesiyle partnerinden kurtulabilmiştir. Ifigenia ve Rebeca da birbirlerine benzeyen karakterlerdir, ikisi de annedir ve evliliklerinde sorunlar yaşarlar. Juana de Arco zamanında amcası tarafından fahişeliğe zorlanmış bir kadındır, ülkenin yüksek yargıçlarından birine satıldıktan bir süre sonra kaçmış ve Viviana’yla birlikte bu yargıcı ifşa etmiştir.
Kitapta her kadın birer bölümde ele alınır ve bu bölümlerde kadınların geçmişleri, güncel hayatları ve Viviana’ya yapılan suikast girişimi sonrası hükümette attıkları adımlar anlatılır. Ancak kendi adlarını taşıyan bu bölümler haricinde bu karakterler arka planda kalır ve neredeyse sesleri birbirine karışır. Kitabın ana odağı olan partinin kurucularının böyle yüzeysel işlenmiş olması hem partinin kadınlarla birlikte yürüyerek ülkeyi düzeltmek vurgusunu zayıflatır hem de Gioconda Belli’nin bu kadınlar üzerinden işlemeye çalıştığı kadına yönelik şiddet, cinsel yönelim ayrımcılığı gibi konuların kitapta derinlikli bir şekilde işlenememesine sebep olur. Burada PIE’nin ürettiği söylem ve politikalar, bu kadınlarla işlenmeye çalışılan sorunlarla daha paralel ele alınsaydı bu sorun çözülebilirdi. Hatta Latin Amerika coğrafyasında yer alan bir ülkede özellikle kadına yönelik şiddet meselesinin kitapta daha fazla yer almasını beklerdim. Ancak kitabın özellikle ikinci yarısından itibaren erkeklerin hükümette çalışmasına yönelik gelen yasak en çok vurguyu alan konu olur. Kadınların siyasi ve ekonomik olarak güçlendirilmesi tabii ki en nihayetinde kadına yönelik şiddete dair onların söz üretme kapasitesini de artıracak bir durum. Buna rağmen kitapta bu bağlantıyı çok hissettiğimi söyleyemem, kadın karakterlerin hareketlerinden yola çıkarak böyle bir farkındalık olduğunu düşünmüyorum.
Sonuç Yerine
Kadınlar Ülkesi, eksiklerine rağmen içinde önemli tartışmaları barındıran bir kitap. Detaylar üzerine düşünülerek yazıldığı ve büyük bir emeğin ürünü olduğu belli oluyor. Ancak kitap, birçok soruna değinmek isterken buradaki analizlerinde sığ kalabiliyor.
Ayrıca PIE’li kadınların bulduğu çözümlerle ilgili birtakım sıkıntılar da görülebilir. Kitapta PIE’nin politikaları arasından en çok eleştiri alan mesele, erkeklerin hükümette çalışmasının yasaklanmasına dair yasadır. Bu eleştiriler, Emir ya da José de la Aritmética gibi sempatik çizilen erkek karakterlerden gelir. Gioconda Belli de kitapta eşitsizliğe karşı mücadele için iki cinsiyetin beraber çalışması gerektiğine işaret ediyor olabilir. Ancak bu uyarılar kitap içinde küçük diyaloglarda geçer. Kitabın genelinde Viviana’nın sesini duyduğumuz için bu uyarıların çok dikkat çekici olduğunu söyleyemeyiz. Bunun yanında, kitabın son bölümünde Viviana hâlâ yaptıklarının gerekli olduğunu düşünmektedir: “Erkekleri devletten azledip evlerine gönderme çılgınlığından pişman değilim. Radikal bir karar olduğunu kabul ediyorum… Toplum kadınları, kadınlar da her şeyden öte kendilerini tanısın diye bunu vazgeçilmez bir gereksinim olarak önermeye cesaret edemezdim ama bunun harcanan çabaya kesinlikle değen, ülkemde çok derin bir değişiklik yarattığını biliyorum.”[29] Kitabın son vurgusu bu şekilde olduğundan diğer karakterlerin uyarıları daha cılız kalır. Bunun yanında, Viviana yaptıkları ekonomik reformlar sayesinde “sömürünün en eski hâli olan kadın sömürüsünü” ortadan kaldırdıklarını da iddia eder.[30] Birçok kadın gerçekten PIE hükümeti sayesinde istihdam edilmiştir ancak bu kadar güçlü bir iddianın ne kadar doğruluk payına sahip olduğu şüphelidir.
Kadınlar Ülkesi’nin Faguas’ına bakınca ilk etapta feminist bir ütopya okuduğumuzu düşünebiliriz ama bu ütopyanın kimi kapsadığı, kitapta “cehennemde” yaşadıklarını iddia eden erkeklerin dillendirdiği gibi, sorguya açık. Ancak feministler olarak bazı “ütopik” görülen ortak taleplerimizin var olduğuna inanıyorum. Bazen gündelik hayatta verdiğimiz mücadeleler yüzünden bu taleplerimizi düşünmekten geri kalabiliyoruz. Bu anlamda Kadınlar Ülkesi gibi, gelecekte cinsiyetler arası eşitliğin nasıl olabileceğine dair değerlendirmeler yapan kitapların değerli olduğunu düşünüyorum. Bize de feminist tahayyülleri tartışmak, kendi taleplerimizi hatırlamak ve bunları gerçekleştirmek için çalışmak düşüyor.
[1] Gioconda Belli, Kadınlar Ülkesi, Ceren Hasançebi (çev.), İstanbul: Sel Yayınları, 2020.
[2] A.g.e., s. 167.
[3] A.g.e., s. 39-40.
[4] A.g.e., s. 68.
[5] A.g.e., s. 138.
[6] A.g.e., s. 32.
[7] A.g.e., s. 106.
[8] A.g.e., s. 185-186.
[9] A.g.e., s. 29.
[10] A.g.e., s. 56.
[11] A.g.e., s. 97.
[12] A.g.e., s. 15-16.
[13] A.g.e., s. 41.
[14] A.g.e., s. 38.
[15] İspanyolcada kelimeler cinsiyetlendirilmiştir. Kadınlara ve erkeklere seslenirken farklı zamirler kullanılır ve bu isimlendirme ikili cinsiyet sistemi baz alınarak yapılır. Bunun yanında, karma bir gruba hitap etmek istendiğinde eril zamir kullanılır. Bu yüzden günümüzde de Faguaslı kadınların yaptığı gibi cinsiyetsiz zamir kullanmayı tercih eden ve bunu yaygınlaştırmaya çalışan gruplar vardır.
[16] 2021 Bahar Dönemi Çalışmaları kapsamında BÜKAK olarak ifade özgürlüğü, ifşa ve iptal kültürü üzerine tartışmalar yürüttük. Konuların daha detaylı bir şekilde ele aldığı yazılar için bkz. bü’de kadın gündemi (42), 2022.
[17] Gioconda Belli, Kadınlar Ülkesi, Ceren Hasançebi (çev.), İstanbul: Sel Yayınları, 2020, s. 82-83.
[18] A.g.e., s. 130.
[19] A.g.e., s. 99.
[20] A.g.e., s. 180.
[21] A.g.e., s. 160.
[22] A.g.e., s. 154.
[23] A.g.e., s. 173.
[24] A.g.e., s. 10.
[25] A.g.e., s. 42.
[26] A.g.e., s. 143.
[27] A.g.e., s. 173.
[28] A.g.e., s. 42.
[29] A.g.e., s. 273-274.
[30] A.g.e., s. 274.
